EYLÜL - EKİM 2006 Sayı : 60

 

 

Tarım ve Köyişleri Bakanı Dr. Mehmet Mehdi Eker:

“Hayvan Irklarının Islahı Suni Tohumlamayla Gerçekleştirilebilir”

 

          Bakanımız Dr. Mehmet Mehdi EKER, mevcut hayvan ırklarının ıslah edilmesi gerektiğini belirterek, bunun suni tohumlamayla yapılabileceğini söyledi.

          Bir mezbahanenin açılışını yapan Bakanımız, yaptığı konuşmada “Mevcut hayvan ırklarının ıslah edilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayarak, bunun suni tohumlama ile gerçekleştirilebileceğini” kaydetti.

          Bakanımız, “Bu konuda bir kaç yıl içinde çok büyük atılım gerçekleştirdik. Ayrıca hayvancılıkla uğraşan vatandaşları hem destekleme hem de bilgilendirme çalışmalarına ağırlık verdik. Yine üreticilerimize et üretimi başına 1 YTL destek verdik. Hayvancılıkta üreticilerimize büyük oranda desteklemeler başlatıldı. Bugün 17 ayrı kalemdeki ödenekle hayvancılığımızı destekliyoruz" dedi.

          Hayvanlarda pasaport uygulamasına başlanacağını belirten ve pasaportu olmayan hayvanların nakil işleminin yapılmayacağına dikkat çeken Bakan Eker, mezbahaneler konusunda yasal altyapı çalışmalarını sürdürdüklerini de sözlerine ekledi.

 

HİZMETİMİZİN KALİTESİ BELGELENDİ

 

          Çağımızın gereklerine uygun bir yapılanma şekli ile görev sorumluluğu ve dağılımına sahip olan Ordu İl Tarım Müdürlüğümüz, sorumluluklarının bilincinde olarak, kamuoyunun kendisinden beklentilerine, kalite kavramı kapsamında cevap vermenin gerekliliğinden hareketle, insanlara çok daha yararlı hizmetler vermek amacıyla Toplam Kalite Yönetimi ve ISO 9001: 2000 Kalite Yönetim Sistemi uygulamasına başlamış olup, 14-15/03/2006 tarihinde Türk Standardları Enstitüsü Personel ve Sistem Belgelendirme Dairesi Başkanlığı tarafından yapılan Belgelendirme Tetkikinde K-Q TSE ISO-EN 9001: 2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesini almaya hak kazanmıştır.

                   Kalite Yönetim Sisteminin uygulamaya konulması ile; kurumumuzun, kalite politika ve hedefleri yazılı duruma getirilerek, tüm çalışanlar tarafından bilinmesi ve izlenmesi sağlanmıştır. Hizmet verilen kitlenin memnuniyetini ve hizmet kalitesini, yani kuruluş imajını etkileyecek tüm faaliyetler için prosesler yani yazılı kurallar ve kabul standardları tanımlanmıştır. Tüm çalışanların işleri, yetki  ve  sorumlulukları  belirlenerek ve ortada  sahipsiz iş kalmaması sağlanmıştır. Kaliteye odaklanmış müşteri tatminine yönelik, organizasyonun tüm üyelerinin katılımı ile uzun süreli başarıyı amaçlayan bir yönetim sistemi olan Toplam Kalite Yönetimi ile hem iç (kurum personel) hem dış müşteri (hizmet verilen kitle) memnuniyeti periyodik olarak ölçülmekte ve alınan sonuçlar doğrultusunda gerekli Düzeltici ve Önleyici Faaliyetler başlatılmaktadır.

 

AB’DEN UZMANLAR İLİMİZİ ZİYARET ETTİ

 

          Ülkemizin 2007-2013 yılları arasında Avrupa Birliği tarafından uygulanacak olan Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Bileşeni (KÖYA-KKB) kapsamında verilecek olan hibe fonundan yaralanacak olması nedeni ile hazırlanması gereken Uluslararası Kırsal Kalkınma Planının hazırlanmasına katkısı olacak bir takım incelemelerde bulunmak üzere AB uzmanları ile Bakanlık uzmanları ilimizi ziyaret etmişlerdir.

          Söz konusu hazırlıklar ülke genelinde meyve ve sebze sektör analizini kapsamakta olup, bu çerçevede ilimiz ekonomisine yön veren ve en önemli gelir kaynağı olan fındıkla ilgili bir takım incelemeler için 14-15 Ağustos 2006 tarihlerinde ilimizde bulunmuşlardır.

          Uzmanlar ilimizde fındıkla ilgili olmak üzere, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, Fiskobirlik temsilcileri, ihracatçılarla görüşmelerde bulunup, entegre fındık işleme tesislerinde incelemelerde bulunmuşlardır. Ayrıca kısa bir köy gezisi gerçekleştirilmiş ve gezi esnasında fındık tarımı ile uğraşan ve halen fındık hasadı yapan çiftçilerimiz ile de görüş alışverişinde bulunmuşlardır.

          Bu incelemelerin ardından heyet ilimizden ayrılmıştır. Türkiye genelinde tüm sektörde gerekli tarama çalışmaları tamamlandıktan sonra elde edilen veriler ışığı altında “KÖYA-KKB Kırsal Kalkınma Planı” hazırlanacak ve ülkemizde katılımın ardından hangi ürünlerde nasıl bir hibe desteğinin gerçekleştirileceği ve bu hibelerin sektörsel dağılımları ve destek konusu kapsamları ortaya konulacaktır.

 

Akkuş’da Buğday Hasadı Yüz Güldürdü

 

                   Akkuş ilçemizde İl Özel İdaresi  ve Kırsal Kalkınma Projesi kaynakları kullanılarak alınıp, çiftçilerimize dağıtımı yapılan Bezostaja buğday tohumluğu üreticilerin yüzünü güldürdü.

          2005 sonbaharında Akkuş ilçesinde buğday üretimi yapan çiftçilere 79 ton tohum dağıtılarak ekimi yaptırılan Bezostaja çeşidi buğdaydan çiftçiler son derece memnun kalmışlardır.

          Yerli tohum ekimi yapılan tarlalardan dekardan 120-130 kg buğday alınırken, Bezostaja çeşidi buğday tohumluğu ekimi yapılan tarlalarda dekardan 220-230 kg buğday hasat edilmektedir.

          Akkuş ilçesi Ceyhanlı Köyünde Alim ALTUNOĞLU’nun tarlasında düzenlenen buğday hasadı törenine İl Tarım Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU, İl Çevre ve Orman Müdürü Selahattin AYDIN, Akkuş İlçe Tarım Müdürü Azmi AŞÇI ve çok sayıda üretici katılmıştır.

 

KIRSAL KALKINMA YATIRIMLARI İÇİN İLİMİZE BÜYÜK DESTEK:

8 PROJE DE ONAYLANDI

 

          Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından; kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal üretim ve tarımsal sanayi entegrasyonunun sağlanması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi, kırsal alanda alternatif gelir kaynaklarının tesis edilmesi, kırsal altyapının geliştirilmesi ve iyileştirilmesi, yürütülmekte olan kırsal kalkınma çalışmalarının etkinliklerinin artırılmasını sağlamayı amaçlayan, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesine dair  Tebliğ ile hibe programından yatırımcılara sağlanan kolaylık sayesinde ilimizde 10 adet proje başvurusu yapıldı.

          Başvurusu yapılan projelerden 8 adedi İl Değerlendirme Komisyonunca uygun görülerek bakanlığımıza gönderilmiş, Bakanlığımızca bu projelerin tamamı uygun görülerek desteklenmesine karar verilmiştir. Hibe desteğinden yararlanması uygun görülen 8 adet projenin toplam tutarı 2.741.000 YTL olup, bu miktarın 1.240.000 YTL’si hibe olarak karşılanacaktır.

          Bakanlığımızca uygun görülerek uygulamasına başlanan projelerden Merkez İlçede 2 adet Bal Paketleme Tesisi; Fatsa İlçesinde Süt İşleme Tesisi, Bal Paketleme Tesisi ile Meyve Paketleme ve Soğuk Hava deposu, Aybastı  ve Kabataş İlçelerinde Süt İşleme Tesisi, Perşembe İlçesinde ise Balık İşleme ve Donmuş Muhafaza Tesisi yapılacaktır.

          Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programında 28 Ağustos tarihinde sona eren 2. etap başvurularında ise yatırımcılardan 6 adet proje başvurusu yapıldı. Toplam tutarı 1.023.000 YTL olan 6 projenin değerlendirilmesi devam etmekte olup, uygun görülmesi halinde ilimiz yatırımcılarına  511.750 YTL  hibe desteği sağlanacak.

          2006-2010 yılları arasında devam edecek olan hibe destek yatırımlarına başvurunun önümüzdeki yıllarda daha fazla artması beklenmektedir. % 50’si devletçe karşılanan yatırımlar sayesinde ilimizde üretilen tarımsal ürünlere ait sanayi tesislerinin hızla artması ve bu sayede tarım-sanayii entegrasyonunun sağlanması yanında, bu alanda istihdamın artırılması ve  kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmektedir.

 

GELENEKSEL PERŞEMBE YAYLASI ŞENLİKLERİ YAPILDI

 

          Aybastı İlçesinde her yıl düzenli olarak yapılan Geleneksel Perşembe Yaylası şenlikleri 17-23 Temmuz 2006 tarihleri arasında yapıldı.

Şenlikler kapsamında erkek ve dişi olmak üzere iki kategoride buzağı yarışması, en iyi peynir, en iyi koç ve en iyi koyun kırkma yarışmaları yapıldı. İlçe Kaymakamı Kemal ATASOY, Belediye Başkanı Fehmi KÜPÇÜK, İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU, İl Müdür Yardımcımız İshak HACIKAMİLOĞLU ve Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürü Vekili Kemal YILMAZ’ın da hazır bulunduğu yarışmalar bir hayli ilgi gördü. Yarışmaların ardından İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU yarışmacı ve izleyicilere hitaben yaptığı kısa konuşmasında bitkisel üretim ve hayvancılık desteklemeleri hakkında bilgiler verdi. Konuşma sonunda dereceye girenlerin ödülleri verildi.

 

Kabataş’ta SRAP Bereketi

 

          Kabataş ilçemizde üç hayvancılık projesi uygulamaya konulmuş, 31.08.2006 günü düzenlenen törenle proje kapsamında alınan hayvanlar sahiplerine teslim edilmiştir.

          SRAP projesi kapsamında hazırlanan Kabataş Merkez Mahalleleri ve Köyleri Koyunculuğunu Geliştirme Projesi ile 10 çiftçimize 14+1 koyun, Alankent Beldesi Süt Sığırcılığını Geliştirme Projesi ile 12 çiftçimize 1’er adet süt sığırı, Alankent Beldesi Koyunculuğunu Geliştirme Projesi ile 12 çiftçimize 14+1 koyun dağıtımı gerçekleştirilmiştir.

          Kabataş Kaymakamı Asalet KARABULUT, İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU, İl Müdür Yardımcımız İshak HACIKAMİLOĞLU, Kabataş Belediye Başkanı Recep Ali ACISU, Damızlık Hayvan Yetiştiricileri Birliği Başkanı Resul DEMİR, İlçe Müdürü Murat KORKMAZ ve çok sayıda vatandaşın katıldığı törende hayvanlar yapılan kura çekilişi ile sahiplerini bulmuşlardır.

 

 

“ORDU’DA TARIM”

Gazetemiz 11 Yaşında

DAHA NİCE 11 YILLARA

OKUYUCULARIMIZLA BİRLİKTE

 

“ORDU’DA TARIM” Gazetemiz 11 Yıldır Yayın Hayatına Kesintisiz Devam Ediyor

          11 yıl önce yayın hayatına “Merhaba” diyen gazetemiz hiç ara vermeden iki ayda bir yayınlanmaya devam ediyor. Okuyucularımızın destek ve önerileriyle sürdürdüğümüz yayınımızın yıldönümünü ÇEY Şube Müdürlüğü olarak kutladık. Nice yıllara sizlerin desteğiyle...

 

ÜÇ ÖNEMLİ SORUN

Nejdet GÜRSOY

Ordu Ticaret Borsası Başkanı

          Özellikle yöremizin ana geçim kaynağı olan fındığımızın 3 önemli sorununa değinmek istiyorum:

          Bunlardan birincisi fındığın unutulan arz sorunudur. Bugün Türkiye’de fındığa yön vermek isteyenlerin dünya fındık üretim ve tüketimi ile ilgili tabloyu incelemesinde çok büyük fayda vardır. Üretim tablosunu incelediğimizde yaklaşık % 75’ini üreten ülkemizi 130 bin ton ile İtalya, 25’şer bin ton ile İspanya ve Amerika, 40 bin ton ile Azerbaycan, Gürcistan ve 6 bin ton ile Fransa takip etmektedir. Bugün dünya üretimi kabuklu fındıkta 800-900 bin ton arasında değişmektedir.

          Bunun yanında dünya tüketimine baktığımızda yıllara göre değerlendirdiğimiz zaman 650-700 bin ton arasında değişen bir tüketim çıkmaktadır. Böyle bir denge tablosunda dünya üretimi ile dünya tüketimi arasında yine senelere göre 100-200 bin ton arasında fazlalık görülmektedir. Şimdi her ne kadar son iki yıldır fındık rekoltesinin düşük olması bu arz fazlasını bizlerce unutulmuş gibi görülse de fındığın geleceğinde en büyük sorunun yine arz fazlası olduğuna inanıyorum. Zira eğer bir ülkenin üretim ve tüketim tablosunda üretim fazla ise o ülkenin yarın, üreticisi hem fiyat bakımından hem de mahsülünün değerlendirilmesi bakımından üzülecektir. Ama bunun tersi olan bir tabloda yani tüketimin fazla olduğu yerde üretimin az olması hem üretilen malın fiyat bakımından değerlendirilmesini sağlayacak, hem de o malı üreten üreticinin yüzü gülecektir. Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum: 1983 yılında çıkarılan 2844 sayılı yasa ile fındığın arz fazlasının hem devlete  hemde fındık sektörüne yük olacağı gerçeği görülmüş olmasına rağmen, bugüne kadar konu ile ilgili en ufak bir uygulamanın olmayışı ve 2005 yılına da arz fazlası sorunu ile giren bir ülke olarak bu sorunu gözardı etmememiz gerekir. Bunun içinde arz fazlası, sorunu yaşayan fındık ürününde üretim ve tüketim dengeleri kurularak fiyat istikrarının sağlanması, üreticilerin korunması ve sektörün geleceği açısından sosyal ve ekonomik bakımdan çok önem arzetmektedir.

          İkinci husus; fındık ortalama ülkemizde 650 bin ton üretimi olan 1,5 milyar dolara varan ihracatı ve milyonlarca insanın geçim kaynağı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama ne yazık ki böyle tarımda lider olan bir ürünün hala istikrarlı uzun vadede tespit edilen stratejik politikalara kavuşamamış olması bir sanayici olarak bende endişe yaratmaktadır. Örneğin bundan 3-4 yıl önce kentali 200-400 dolar arasında satılan fındığın son iki yıldır rekoltenin düşük olması nedeni ile kentali 900-1000 dolar seviyelere kadar satılması istikrarlı bir politika çizmediğinin en güzel örneğidir. Fındıkta bugüne kadar belirlenen sezonluk politikalar fındığın geleceğine zarar vermektedir. Dolayısı ile her kesim fındığın sorunlarına kendi zaviyesinden bakıyorsa ve fındığın geleceği ile ilgili bir konsensüs sağlanamamışsa fındığın hiç bir sorununa ne üreticiyi temsil eden ne de sanayiciyi temsil eden kesimler olarak çözüm bulmamız mümkün değildir. Sonra hızla değişen globalleşen dünyamızda söz sahibi olmak için kural koyucu olmamız lazım. Eğer istikrarlı bir milli fındık politikası oluşturamazsanız, rakipleriniz kendi arzularına ve isteklerine göre kurallarını koyar ve bizlere de uygulatır. Bunun en güzel örneğini 2001 yılında Türk fındığının bol olması ve paralelinde fiyatların düşük olması kentalinin 200 dolara kadar düşmesi yıllardır bizlere serbest piyasa dersi veren Avrupa ülkelerini, kendi üreticileri zarar görüyor diye Aflatoksin kontrolü adı altında tedbirler almışlardır. Bizlere fındık üretiminizi kontrol edin diyen Avrupa, Türk fındığına karşı ülkelerin üreticilerine teşvik ederek dikim alanlarını genişletmek, hatta yeni ülkeler olan Azerbeycan ve Gürcistan gibi ülkelerden gümrükleri sıfırlayarak, hiç bir analize tabi tutmadan karşımıza alternatif çıkarmışlardır. Ve göreceksiniz uzun vadede bu ülkeler Türk fındığından pay kaparak bize rakip olacaktır. Bu hususla ilgili olarak şunu söylemek istiyorum: Sezonluk politikalarla fındık sektörüne yön vermek stratejisi belli olmayan geçici politikalarla beraber fındığın sorunlarına çözüm getirmeyeceği gibi dünya tüketimindeki pazarından rakip ülkelere pay kaptırmasına yol açar.

          Son 40 seneyi incelediğimizde fındığın bir sistemi mevcut olmadığı, sistemsizlik içerisinde de fındığın problemlerinin çözülmesinin asla mümkün olamayacağı da bir gerçektir. Yine bu sistemsizliğin içerisinde devlet, üretici, tüccar, sanayici, ihracatçı, biraraya gelemeyişi, sektörü dağınıklığı, çok sayıda muhatabının olması ve her muhatabın farklı menfaatleri olması nedeni ile konsensüsün sağlanması da mümkün değildir. Bu bağlamda fındığın geleceği açısından tek elden bir politika ile yeniden yapılandırılarak yönlendirilmesi gerekir. Tek elden yürütülecek politikalar sektörde birliktelik getirecektir. Yine tek elden yürütülecek politikalar sayesinde tüm kesimlerin fikirleri kamuoyunda değil, bir potada eritilerek, tartışılarak ortak faydalar oluşturulacaktır. Makro hedeflerin ve fındıkta temel prensiplerin istikrarlı fiyat politikalarının oluşmasında, strateji belirlemede tek ses olmanın tek politika geliştirmenin avantajlarını sektör daha iyi anlayacaktır. Dolayısı ile fındık piyasasının bir liderlik çatısı altında toplanarak yeniden yapılanması ve tek elden milli politikasını oluşturması gerekir.

          Üçüncü olarak da; Son iki senedir oluşan fiyatların sektöre ve fındığın geleceğine getirebileceği olumsuzlukları söylemek istiyorum. Bugün günün koşullarına göre oluşmuş olan fiyatların uzun vadede istikrarı yakalamış fiyatlar olmadığı bir gerçektir. Kısa vadeli ve özellikle rekolteye yönelik oluşmuş olan fiyatlar sadece o sezona endeksli fiyatlardır. Ama hiç bir zaman bir fiyat politikası değildir. Tabi ki üreticinin fındığını iyi değerlendirmek onun emeğinin karşılığında ürününü değer fiyatı vermek en güzel şeydir. Ama bunu uzun vadeye taşımak, istikrarlı bir fiyatı üreticiye yansıtmak da aynı oranda önemlidir. Türkiye’de oluşan bol rekolteli senelerde bu fiyatları muhafaza etmek sosyal sorumlulukta olan kuruluşlar olarak da görevimizdir. Ayrıca, burada fındıkta sorumluluk taşıyan kuruluşlara şunu da söylemek isterim. Oluşan veya oluşacak olan fındık fiyat politikası kesinlikle istikrarı sağlayacak ve tüketiciyi de dikkate alacak bir stratejide olmalıdır. Çünkü, bu sistemde üretici-sanayici-iç ve dış alıcı üçlü bir sacayağı gibidir. 

          Bunlardan birisi kırılırsa sistem topal kalır. Bunları size söylememin sebebi fındığın geleceğinde bazı endişelerim olduğu içindir. Çok yüksek fındık fiyat politikaları tüketiciyi üründen soğutabilir veya uzaklaştırabilir. Sanayisini de alternatif tüketim ürünlerine yönlendirebilir. Bunun için eğer fındığın geleceğini düşünerek hareket etmek istiyorsak, fiyat politikalarında tüketiciyi de dikkate almak zorundayız. Sizlere bakın basit bir örnek vermek istiyorum: Bugün Ordu’da pastanelere, lokantalara gittiğimizde tatlıların üzerinde bile artık fındık yerine ya ceviz içi ya da çamfıstığı görüyoruz. Sorduğumuzda daha ucuz diyebiliyor. İşte maalesef bugün Avrupalı da bu düşünceden farklı değil. Başta çikolata, dondurma, kek, pastacılık ve paketleme sanayileri ya fındığı az alma veya üretimlerinden kaldırma düşüncelerine sahip olduklarını görebiliyoruz. Bugün onlarda sanayilerinde 1000 dolarlık fındığın yerine 750 dolarlık bademi, 250 dolarlık cashew (keşüv) veya 650 dolarlık barazilnutu alternatif tüketim olarak kullanabilirler. Yani tüketiciye çok yüksek gelen fiyatlar neticesinde onların alternatif ürün arayışlarına yönelmeleri ve bu yönelmeleri sürecinde başka yenilikler keşfetmeleri fındık ürününden uzaklaşmalarına sebep olabilir. Ayrıca geçmişte olduğu gibi yüksek fiyat politikalarında rakip ülkelerin dikim alanlarının süratle arttığını ve dikim alanlarının genişlediğini görebiliyoruz. Örneğin; sınırımızdaki Gürcistan ve Azerbeycan’da yeni dikim alanlarının süratle artması herhalde kentali 1000 dolara satılan fındık ürününün cazip olmasından kaynaklanmaktadır. Bunlar yarın önümüze rakip ülkeler olarak çıkacaklardır. O halde fındıkta fiyat politikasında rakiplerimizi cazip kılmayan ve onlara dünya pazarında fazla pay sahibi olmayacak stratejilerle fiyat politikalarımızı tespit etmeliyiz.

          Sonuç olarak; Fındığın ana sorunu olan arz fazlalığının hala halledilmemiş olması önümüzdeki yıllarda fındığın en büyük sorunu olarak karşımıza çıkacaktır.

          İkinci olarak; Fiyat politikası rekoltelere göre tespit edilmemeli. Tespit edilecek fiyat politikalarında istikrar ön planda tutulmalı ve üreticiyi, aynı zamanda tüketiciyi de koruyan bir yapıda olmalıdır.

          Diğer önemli konu da senelerdir istikrarlı bir milli politikaya kavuşamayan fındığın artık bir sistemi ve yeniden yapılanmış bir modele kavuşması gerektiğidir. Bu yeniden yapılanma modelinde tepe liderliği çatısı altında oluşacak olan organların tek elden yürütülecek politikalarla fındığın makro hedeflerine ve temel prensiplerinin istikrarında tartışmasız büyük avantajlar getireceğine inanıyorum.

 

TARIM TAKVİMİ

(Eylül-Ekim/Kasım-Aralık 2006)

 

EYLÜL-EKİM

 

FINDIK: Alçak ve orta kesimlerde hasat edilen fındıklar kurutulur. Yüksek kolda ise hasada devam edilir. Fındığın önemli zararlılarından olan fındık filiz güvesine karşı, hasat bittikten sonra yapraklar yere düşmeden ilaçlı mücadele yapılmalıdır. Ayrıca, toprakta Mayıs böceğinin 5-6 cm uzunluğundaki larvaları varsa ve ocakta kuruma görülüyorsa ilaçlı mücadeleye başlanır.

          Eğer, geçen zamanda toprak tahlili yaptırılmadıysa Ekim ayı içinde mutlaka yaptırılmalıdır.

          Fındık ocaklarında çeşitli hastalık ve zararlılardan dolayı kuruyan ve hastalıkla bulaşık dalların kesilmesi, bu kesilen dalların ise hemen bahçeden uzaklaştırılıp yakılması gerekir.

MEYVECİLİK: Meyvelerde hasat yapılır. Meyve bahçelerinde toprak tahlilini de ihmal etmeden yaptırmak gerekir.

SÜT VE BESİ SIĞIRCILIĞI: Sonbahar dönemi şap aşıları yaptırılır. Hayvanlara daha önce uygulanan iç ve dış parazit ilaçlaması tekrarlanır. Yayla dönüşleri de bu döneme denk geldiğinden ahırlar dönüş için hazırlanır. Ahırlar badana, boya yapılır, ilaçlama ve onarım gibi işlemler yapılır.

SERACILIK: Domates ve hıyarda mahsul gübrelemesine ve yalancı mildiyö ile mücadeleye devam edilir. Kıvırcık marulların toprak hazırlığı yapılarak ekim gerçekleştirilir.

PATATES: Patateste hasat yapılır ve uygun depo şartlarında depolanır.

ARICILIK: Eylül ayında bal hasadına devam edilir. Varroa mücadelesi yapılır. Arı kolonilerine kış dönemi için bal ve polen depolanmış petekler bırakılır. Bal hasadından sonra şuruplama yemleme yapılır. Kovanlarda kış hazırlığı yapılır. Kovan çatlakları ve yarıkları onarılır.

MISIR: Mısır hasadına başlanır. Daneli ya da koçanlı olarak elde edilen mısır ürünü ambarda depolanmadan önce kurtlanmaması için koruyucu olarak ilaçlanması gerekmektedir. Ayrıca, mısır kurdu ile mihaniki mücadele olarak mısır hasat edildikten sonra arta kalan mısır sapı artıkları, tarladan toplanıp yakılmalıdır.

KİVİ: Bahçede toprak işlemesi yapılır. 

 

-KASIM-ARALIK-

 

FINDIK: Fındık bahçelerinde budama işlemleri yapılır. Ayrıca, dondan zarar gören kurumuş dal ve dalcıklar kesilerek bakım işlemleri yapılır. Bahçeye verilecek kireç, potaslı ve fosforlu gübrelerle ahır gübresi toprağa karıştırılmadan önce toprak tahlili yaptırılmalı, bunun sonucuna göre gübreler verilmelidir. Toprak derin bir şekilde işlenmelidir. Yeni tesis de oluşturulabilir.  

MEYVECİLİK: Toprak tahlili yaptırılarak gerekli olan gübreler verilir. Ağaçlarda budama yapılır. Yeni dikilecek fidanlar için fidan çukuru açılır.

KOYUNCULUK: Yayla dönüşü koyunlara enteretoxemi yapılmalıdır. İç ve dış parazit ilaçlaması yapılır. Kuzular için yerler hazırlanmalıdır. Ağıllarda kış hazırlığı yapılmalıdır.

ARICILIK: Arıların kış hazırlığı için kovanlar kontrol edilir. Rüzgarın muhtemel zararını önlemek amacıyla kovanların üzerine ağırlık konur.

MISIR: Mısır kurdu mısırın en önemli zararlılarındandır. Mısırda ürün azalmasına ve randıman düşmesine neden olur. Mısır kurduna karşı daha ucuz ve daha kolay olması nedeniyle kültürel mücadele uygulanır. Larvalar kışı tarlada kalan sap artıkları ve hasat edilen saplar içinde geçirdiklerinden dolayı tarlada kalan saplar toplanıp yakılmalı veya derin sürüm yapılarak toprağa gömülmelidir. Mısırın koyulacağı serendi öncelikle temizlenip ilaçlanmalıdır. Ayrıca, ambara konulacak tane mısırlar 1 tona 500 gr., koçan halindeki mısırlar ise 750 gr. Malathion % 2 Dust ilacı ile ilaçlanıp bu şekilde saklanmalıdır.

SIĞIRCILIK: Hayvanların beslenmesinde silaj ağırlıklı yemlemeye geçilir. Meme hastalıklarından korunmak amacıyla meme temizliğine dikkat edilir. Ahırlar temiz ve havadar olmalıdır. Kış dönemi için dezenfekte işlemi yapılır, ahır duvarlarındaki çatlak ve kuytu yerler kenelerin barınması için uygun yerler olduğu için böyle yerler sıva yapılmalı, duvarlar kireç ile badanalanmalıdır. Yemlerin depolandığı yerler gözden geçirilerek olumsuzluklar giderilmelidir. İç ve dış paraziter hastalığına karşı ilaç kullanılmalıdır. Buzağılar için ahırın bir bölümüne temiz yerler hazırlanmalıdır. 

SERACILIK: Seralarda toprak hazırlığı yapılır ve fideler yerine dikilir. Bakım işlerine devam edilir. Dönem sonunda hasat yapılır.

KİVİ: Kivi bahçelerinde şekil budaması yapılır. Yeni dikim fidanlar için çukurlar açılır. Kivilerde hasada başlanır. Hasadın iki defada yapılması gerekir. Kiviler tam olgunlaşmadan hasat edildiği için tüketilmeden önce torba içerisine “15-20 kivi meyvesine 1 elma” şeklinde konulup, 8-10 gün bekletildikten sonra yenilebilir.

 

MİNERAL REHBERİ

 

          Vücutta minerallerin eksikliği başlangıçta kendini hafif semptomlarla gösterir. İsteksizlik, sinirlilik, gerginlik ve konsantrasyon bozukluğu sorunları bu eksikliğin ilk belirtileridir. Bu uyarılar dikkate alınmadığı takdirde zamanla ciddi hastalıklar yaşanabilir.

 

BAKIR

 

          Bakırın iki önemli görevi vardır: Kemik, deri ve bağ dokular için önemli olan proteinin oluşumuna katkı sağlar. Bunun ötesinde, aldığımız besinlerdeki demirin, kana kırmızı rengini veren hemoglobine dönüştürülmesi için de vücudumuzun bakıra ihtiyacı vardır. Vücudumuzdaki bakır eksikliğini, öncelikle kemiklerin kolay kırılması, kansızlık, cildimizde pigment bozuklukları, doğurganlığın olumsuz etkilenmesi ve enfeksiyonlara daha kolay yakalanmamızdan anlarız.

Etkili Olduğu Alanlar: Bakır, özellikle kansızlık, ciltteki pigment bozuklukları ve her türlü enfeksiyon üzerinde oldukça etkilidir.

Bakır İçeren Gıdalar: Bira mayası, midye, fındık, incir.

 

 

FLOR

 

                   Flor, yüzde 90 oranında diş ve kemikler için gereklidir. Flor, zararlı bakterilerin asit saldırılarına karşı diş minesinin direncini artırır. Aynı zamanda da kemik üreten hücreleri uyarmakla görevlidir.

Etkili Olduğu Alanlar: Flor, diş minesi ve kemikler için yararlıdır.

Flor İçeren Gıdalar: Deniz ürünleri ve içme suyu

 

Ceviz Hasadı

M.Hayati ÇANDIR

Ziraat Mühendisi

 

          Yurdumuzda genel olarak ceviz ürünü, Eylül ayı ortalarından Ekim ayının ortalarına kadar olan süre içinde hasat olgunluğuna gelmektedir.

          Hasat zamanını belirleyen en önemli özellik yeşil kabuğunun çatlayarak meyvenin görülmesi ve rüzgar etkisiyle düşecek duruma gelmesidir. Meyvelerin 1/3’ü bu duruma geldiğinde hasada başlanmalıdır.

          Hasadın erken yapılması durumunda meyveyi saran yeşil kabuğun çıkması zorlaşır. Geç yapıldığı takdirde ise karga ve sincapların zararı artar. Aynı zamanda erken yapılan hasat meyve içlerinde büzülmelere yol açar.

          Ceviz hasadı, ağaçların silkelenmesi yoluyla yapılmalıdır. Silkeleme işlemi 15 gün arayla yapılabilir. Sırıkla vurularak yapılan hasat işlemi zararlı olmaktadır. Bu şekilde yapılan hasat işlemi sırasında sürgünler yani dal uçları kırılıp, tahrip olmaktadır. Böylece, periyodisite gösterme durumu gibi bir yıl az, bir yıl çok ürün  alma söz konusudur. Sırıkla vurulan her darbe gelecek yılki ürünü olumsuz etkiler.

          Ceviz hasadı, sabah ve akşam yapılmalı, güneşli saatlerde yapılmamalıdır.

          Hasat edilen cevizlerin kabuklu ve kabuksuz olanları ayrılmalıdır. Yeşil kabuklu cevizler bekletilmedenaynı gün kabuğundan çıkarılmalıdır. Cevizin kabuktan ayrılma işlemine kavlatma işlemi denir. Kavlatma işlemi merdane, delikli tahta veya ayakla yapılabilir. Erken hasat kavlatma işlemini zorlaştırır. Hasat olumuna gelen cevizlerin kabukları çatlayıp, meyve gözüktüğünden küçük bir müdahale ile meyve kabuktan ayrılmış olur.

          Kabuktan ayrılmış cevizler hemen yıkanmalıdır. Yıkama sayesinde kabukta kararmalara yol açan yeşil kabuk izleri çıkarılmış olur. Yıkama işlemi için ceviz konulan kaplar su ile doldurulur ve 10-12 adet ceviz büyüklüğünde sert taşlar konur. Daha sonra karıştırılarak cevizlerin temizlenmesi sağlanır. Yıkama işlemi sofralık cevizlerde uygulanmaz.

          Kışlık cevizler yıkandıktan sonra gölge ortamda 10-15 cm kalınlığında serilir. Hiç bir surette güneşe serilmemelidir. Aksi takdirde güneş ışınları kabukta kararmalar ve iç kısmında büzüşmelere yol açar. Kurutma işlemi fırınlarda da yapılabilir. Fırın sıcaklığı 42-43 oC’yi geçmemelidir. Sıcak havanın cevizler arasında dolaşması için fan ile hava akımı sağlanmalıdır.

          Kurutulan cevizler, seyrek örgülü çuvallara konularak serin ve havadar bir yerde muhafaza edilmelidir. Depo nemi % 65-75 arasında bulunmalıdır. Ceviz sert kabuklu bir ürün olduğundan uzun süre muhafaza edilebilir.

          İç ceviz talebi söz konusu ise, iç ceviz kabuktan ayrılmalıdır. Cevizin sert kabuğundan iç cevizi ayırmak için normal ısıdaki çeşme suyunda cevizler nemlendirilmelidir. Nemlendirilen cevizler 24 saat sonra kırılarak içleri çıkartılır. Böylece, iç cevizin bütün (horoz) olarak çıkması sağlanır. İç cevizin muhafazası zordur, bu sebeple ihtiyaç halinde çıkarılmalıdır. İç cevizler ılık ve havadar bir yerde kurutulmalı ve ambalajlanarak pazara sunulmalıdır.

 

 

 

HAYVAN SAĞLIĞINDA “KORUYUCU HEKİMLİK”

 

Musa SAĞLAM

Veteriner Hekim

Çaybaşı İlçe Tarım Müdürü

 

                   İster insan, ister hayvan olsun bir canlının yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi için koruyucu hekimlik önemli bir faktördür. Canlının yaşamını tehlikeye sokabilecek veya kalıcı arazlar oluşturabilecek bazı hastalıkları daha ortaya çıkmadan önlemek, bu hastalıkların oluştuktan sonraki tedavisinden daha fazla önem taşır. Koruyucu sağlık hizmeti tehlikenin kendisine karşı bir mücadele şeklidir. Hayvan hastalıklarının denetimi, kontrolü koruyucu sağlık hizmetidir. Evcil hayvanları hastalıklardan korumanın en sağlıklı, en ekonomik ve en pratik yolu koruyucu hekimlik uygulamalarıdır. Koruyucu hekimlik hizmetleri, hayvancılık alanında hijyen antiparaziter ilaç uygulamaları ve aşı uygulamalarından oluşur.

          Birçok viral veya bakteriyel hastalığa karşı geliştirilen aşılar çok uzun zamandır koruyucu hekimlikte kullanılmaktadır. Bu nedenle aşılar, koruyucu hekimlik için en önemli silahlardandır. Vazgeçilmezdir. Öyle ki, kuduz, bugün koruyucu hekimlik ve kuduza karşı geliştirilen aşılar sayesinde önemini yitirmiştir.

Toplumların gelişmişlik düzeyinin, o toplumda görülen paraziter ve enfeksiyon hastalıklarının azlığı ile değerlendirildiği günümüzde, çevre sağlığı ve koruyucu hekimlik önlemlerinin yetersiz kaldığı toplumların problemlerinin ne denli büyük ve ciddi olduğu ortaya çıkmaktadır. Koruyucu hekimlik ülke ekonomisi için de çok önemlidir. İlave bir hayat kurtarmanın maliyeti koruyucu hekimlikte minimumlarda iken, bu rakam bir hayvan için tedavi edici hekimlikte 200-300 YTL’ye kadar çıkmaktadır.

          Koruyucu hekimliğin gayesi, insanları olduğu gibi hayvanları da hastalıklara karşı korumaktır. İslâm tıbbı, (Kur'ân ve hadislerle getirilen hükümler) hastalıklardan korunmaya, hastalıkları tedavi etmekten daha fazla önem verir. Hasta hayvanlar elbette tedavi edilmelidir. Ancak asıl hedef, hastalığa yol açan sebepleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Koruyucu hekimlik, insanı,hayvanı sağlam iken koruyan ve hasta etmeyen esasları ve prensipleri ortaya koyar.

          Bugün ülkemizde koruyucu hekimliğin anlam ve önemi noktasında yetiştiricilerimizin yeterli bilgi,bilinç ve deneyime sahip olduğunu iddia etmek  olanaksızdır. Hani bir atasözümüz vardır: “Bir musibet bin nasihatten iyidir’’ derler. Acaba yetiştiricimizin koruyucu hekimlik bilincinin oluşması, yerleşmesi için illaki hayvanlarının hastalanması ve dolayısıyla yüklü tedavi giderlerini sırtlanması yada imkanı yoksa en basiti amprik tedavilerle tedavi etmeye kalkışması nihayet  hayvanlarının ölümünü beklemesi mi gerekiyor? Ayrıca, yetiştirici bir hayvan, iki hayvan için belki bu maliyete hiç gereği yokken katlanabilir, ancak bu sürü tedavisi için hem aile hem de milli ekonomi için milyarlarca servetin yoktan heba olması demek değil midir? Bu manada hijyen ve çok cüzi bir ücretle (aşı, antiparaziter uygulaması) büyük bir felaketin önüne geçilecek, hayvancılık ve hayvansal üretim artış gösterecektir.        

          Sonuç olarak; yetiştiricilerimize mutlak ve mutlak suretle koruyucu hekimliğin anlam ve önemi köylerde aşılama çalışmalarında, çiftçi toplantılarında, suni tohumlama çalışmalarında anlatılmalıdır. Bu hususta İlçe Tarım Müdürlüklerine, serbest veteriner hekimlere büyük görev ve sorumluluk düşmektedir.

 

 

FINDIK FİLİZ GÜVESİ

(Gypsonoma dealbana Fröhl. Lep: Tortricidae)

 

Ergin 4.5 - 5 mm boyundadır. Ön kanatlar sütlü kahverengi ve beyazdır. Kanadın dip tarafı gri-siyah çizgili, orta kısmı sarı-kahverengi geniş bantlı dış kenar koyu kahverengi çizgilidir. Arka kanatlar kahverengi-gridir. Yumurta 0.5-0.7 mm boyunda mat beyaz, basıktır. Larva açık sarı renkte, baş ve ense siyah-kahverenginde, seyrek ve kısa kıllarla kaplıdır. Pupa kızıl kahverenginde ve 7-8 mm boyundadır.

          Fındık bahçelerinde ilk kelebekler Mayıs ayı sonlarında görülmeye başlar. Kelebekler yumurtalarını çıkışlarından 5-6 gün sonra genellikle yaprakların üst yüzeyine tek tek koyarlar. Çıkan larvalar yaprağın alt yüzeyine geçerek iki damarın birleştiği yerde 4-4.5 ay beslenir ve bu sırada üzeri ağ ve pisliklerle kapanır. Larva yaprağın üst epidermisine dokunmadığı için bu kısım üçgen şeklinde bir zarar görünümü kazanır. Sonbaharda erkek organ veya kozalak akarlarının (Phytoptus avellanae)  meydana getirdiği kozalaklara geçmeye başlar ve kışı burada geçirirler. Larvalar ertesi yıl Mart ayı başlarındandan itibaren göz ve sürgünlerin özüne girerek galeri açarlar.       

          Zarar Şekli: Fındık filiz güvesi larvalarının ilk zararı Temmuz ayında yapraklarda görülür. Larva orta damarda bir galeri açar ve beslenmediği zaman orada gizlenir. Sonbaharda larvalar erkek organlara, göz diplerine ve kozalaklara geçerler. İki erkek organı ağlarıyla birbirine birleştirerek aralarında koyu renk pisliklerle karışık bir kabarıklık meydana getirilir. Kemirilen erkek organlar gelişemediği için kıvrılır.  Mart ortalarında kozalaklarda beslenenler dışındaki bütün larvalar, sürgünlerin dip muhafaza yaprakları arasında ördükleri kabarık ağ içerisinde bulunurlar. Henüz gelişmekte olan sürgünler hücuma uğrayınca kururlar, fakat ağ ile dala yapıştırılmış olduklarından düşmezler. Bu şekilde kurumuş sürgüncükler filiz güvesinin tipik zarar şeklidir. Böyle göz ve sürgünler koparılınca ortada larva giriş deliği görülür. Sürgünler gelişince larvalar sürgün özünden uca doğru galeri açarak sürgün uçlarının kurumasına sebep olurlar. Bir larva 5 ayrı sürgünü kurutabilir.

          Tüm fındık alanlarında görülmekle beraber Batı Karadeniz fındıklarında daha yoğundur. Özel bir fındık zararlısıdır.

          Mücadelesi: 100 yaprakta 15 zarar belirtisi olduğunda mücadeleye karar verilir. Hasattan sonra yapraklarda orta damarla yan damarların meydana getirdiği üçgen içinde larvaların beslenme arazları iyice belirince mücadeleye başlanmalı, larvaların erkek organlara veya kozalaklara göç ettiği yaprak dökümü başlangıcına (Eylül sonları) kadar ilaçlama tamamlanmalıdır.

 

 

 

PATATES SİĞİLİ HASTALIĞI

(Synchytrium endobioticum)

Tuğrul GÜNGÖR

Tekniker

 

 

Patates Siğili Hastalığı, etmenin dayanıklı sporları toprakta çok uzun yıllar yaşadığı için savaşımı güç olan bir hastalıktır. Dış karantina listemizde yer almaktadır.

          Patates Siğili Hastalığı patatesin en tehlikeli yumru hastalığıdır. Hastalık etmeninin tek konukçusu patates bitkisidir.

          Etmen yaptığı enfeksiyonlarla önemli derecede (% 60-70) ürün kaybına neden olmaktadır. Patates yetiştirilen alanlarda hastalık meydana gelmişse çok ağır enfeksiyonlara neden olur ve bu alanlarda patates üretimine devam edilmesi halinde sağlıklı patates üretimini tamamen engellemektedir.

BELİRTİLERİ:      Hastalık patatesin genellikle toprak altı kısımlarında görülür.Nadir olarak çiçekte ve yaprakta belirti verebilir. Bitkinin gövde, stolon ve yumrularında siğil şeklinde oluşumlarla kendini gösterir.Köklerde ise siğiller görülmez. Hastalığın yeşil aksamdaki belirtisi genellikle belli değildir. Bazen canlılıkta azalma şeklinde ortaya çıkabilir. Çok nadir olarak yapraklarenfekte olabilse de hastalanmış patates bitkisinin yeşil kısmı hiçbir değişiklik göstermez, tıpkı sağlam bitki görünümündedir.

          Toprak altı belirtileri yumru, stolon, gövdenin toprakla birleştiği yerlerde meydana gelen karnabaharı andıran, bezelye büyüklüğünden yumruk büyüklüğüne kadar değişen büyüklüklerde pürüzlü siğiller şeklindedir. Bu siğiller ilk oluştuğunda yeşilimsi renkli olur; zamanla esmerleşir, siyaha dönüşür, çürümeye başlar ve toprağa bulaştırır. Köklerde ise siğil oluşumu yoktur. Tozlu Uyuz (Spongospora subterranea) hastalığının yumru ve köklerdeki belirtileri bu hastalığın belirtileri ile karıştırılabilir.

          Bu iki hastalık arasındaki en belirgin fark Tozlu Uyuz Hastalığında köklerde meydana gelen siğil oluşumu bu hastalıkta görülmez, köklerde siğil oluşumu yoktur.

YAYILMASI: Bu hastalığın yayılması bulaşık yumru ve toprak hareketleriyle olur ve her türlü toprak yapısında ortaya çıkabilir. Bulaşık alanlarda hastalık nedeniyle oluşan siğillerin çürüyüp parçalanması ile etmenin dayanıklı sporları toprağa yayılır. Bu dayanıklı sporlar toprakta 20 yıldan fazla canlı kalmaktadır. Etmen aynı zamanda X virüsünün de taşıyıcısıdır.

Hastalığın yayılması en çok şu yollarla olur:

-Bulaşık topraklardan gelen patates yumruları,

-Bulaşık alanlarda yetiştirilen diğer bitkiler,

-Bulaşık alanlarda kullanılan makine ve aletler.

-Bulaşık alanlarda kullanılan ayakkabıların tabanı,

-Bulaşık toprak yüzeyinden esen rüzgarla olmak üzere kısaca toprak taşıyabilecek her şeyle çok rahat yayılabilir.

MÜCADELESİ: Toprakta veya bitkide yapılabilecek herhangi bir kimyasal mücadele yöntemi yoktur. Hastalık görüldüğü ülkelerde sıkı karantina önlemleriyle kontrol altına alınmıştır.

KÜLTÜREL ÖNLEMLER:

-Bir tarlada tek bir bitki de hastalık belirtisinin görülmesi halinde tarla bulaşık olarak kabul edilir.

-Bulaşık olduğu belirlenen tarlada bitkisel üretim yasaklanmalıdır.

-Bulaşık tarladan elde edilen yumrular kesinlikle tohumluk, sofralık ve hayvan yemi olarak kullanılmamalı, olduğu yerde yakılarak veya derin çukurlara gömülerek üstü sönme-miş kireçle örtülüp imha edilmelidir.

-Tarlada kalan yeşil aksam ve yumru artıkları da yakılarak imha edilmeli, tarla kenarındaki Solanum türlerine ait yabancı otlar temizlen-melidir.

-Üreticilerin, tarla işleme, çapalama ve hasat sırasında kullandıkları her türlü araç gerece,hayvanların ayaklarına ve hasat edilen ürün üzerine yapışan bulaşık toprağı tarla dışına çıkararak temiz alanların bulaşmasına neden olacak hareketlerden kaçınmaları ve ayrıca bunu önleyici tedbirlerinde alınması gerekir.

-Bulaşık tarlanın etrafını saran alanlarında koruma altına alınması ve bu alanlarda patates yetiştiriciliği yapılacaksa bu hastalığa dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi sağlanmalıdır.

-Hastalık etmeninin dayanıklı sporları hayvan bağırsaklarında da canlılığını sürdürebilmektedir. Bu nedenle hastalığın yayılabileceği göz önüne alınarak hastalıklı yumruların hayvan yemi olarak kullanılması önlenmelidir.

ÜRETİCİLERİN DİKKATİNE:

Kaliteli ve verimli ürün elde etmek için;

*Patates tarımı yapılması düşünülen alanlarda toprağın hastalıkla bulaşık olup olmadığının tespiti için mutlaka toprak tahlili yaptırılmalıdır.

*Kimyasal mücadelesi olmadığından karantina tedbirlerine titizlikle uyulmalıdır.

*Hastalıktan ari  temiz sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır.

*Anlatılan belirtilere benzer belirtiler görüldüğünde teşhis için mutlaka İl veya İlçe Tarım Müdürlüklerine baş vurulmalıdır.

SONUÇ:

Bol kaliteli ve sağlığa uygun ürün elde edilir.

Alınan kültürel önlemlerle hastalığın yayılması engellenir.

 

 

ANTİBİYOTİK İÇEREN  SÜTLERİN YOL AÇTIĞI SORUNLAR

 

Zerrin ZEYTİN

Mühendis

 

Süt hayvanlarında görülen, başta mastitis olmak üzere, bazı solunum sistemi hastalıkları ile ürogenital sistem enfeksiyonları gibi hastalıkların tedavisinde antibiyotiklerden yararlanılmaktadır. Kullanılan antibiyotikler süte geçerek, başta fermente süt mamulleri olmak üzere peynir ve tereyağı teknolojisinde, starter kültürlerin çalışmasını yavaşlatarak, hatta tamamen engelleyerek üründe arzu edilen özelliklerin oluşmasına engel olurlar.

            Süt hayvanlarında, başta penisilin olmak üzere birçok antibiyotik, en çok mastitis tedavisinde kullanılmaktadır. Bir meme enfeksiyonu olan mastitisin nedeni bakteriyolojiktir. Micrococcus ve Streptococcus türleri, çeşitli nedenlerle meme içindeki süt kanalları ve kanalcıklarına yerleşmekte ve meme bezlerinin iltihaplanmasına yol açmaktadır. Bu durum süt veriminin azalmasına ve hatta memenin körelmesine neden olmaktadır. Hastalığın tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin %30-80’i doku tarafından absorbe edilmekte, geri kalan kısım ise, kan ve lenf yoluyla süte ulaşmakta ve sütle birlikte vücuttan dışarı atılmaktadır.

          Üreticiler, tedavi süresince insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve süt teknolojisinde birtakım aksaklıklara neden olan antibiyotikli sütleri işletmelere vermemeli ve kullanımdan uzak tutmalıdırlar. Genellikle, antibiyotik tedavisi uygulanan bir hayvanın sütünün, tedaviyi izleyen 4 gün süresince kullanılmaması gerekir. Üreticilerden bazıları, ekonomik kayba uğramamak için antibiyotikli sütleri diğer sütlere karıştırarak işletmelere verebilirler. Bu durumda işletmede ciddi teknolojik ve tüketimi sonucunda da sağlık sorunları meydana gelir. Bu nedenle sütlerde antibiyotik bulunmasının nedenleri ve antibiyotikli sütlerin belirlenmesi büyük bir önem taşır.

           Sütte antibiyotik varlığının yol açtığı sorunları, insan sağlığı ve süt teknolojisi açısından iki grup altında toplayabiliriz. Sağlık açısından; duyarlı insanlarda alerjik reaksiyonlara neden olur. Ayrıca antibiyotikli sütün sürekli tüketilmesi durumunda, insanlardaki mikroorganizmalar antibiyotiğe karşı bağışıklık kazanabilir. Süt teknolojisi açısından da peynir, yoğurt, tereyağı üretiminde aksaklıklara neden olabileceği gibi, sütlerin kalite kontrolünde de sorunlar çıkarır.

            Yoğurt kültürleri olan Lb.bulgaricus ve Str.thermophillus antibiyotiklere karşı çok duyarlıdır. Antibiyotiklerin yoğurt üretiminde yarattıkları en önemli sorunlardan bir tanesi, bu iki bakteri arasındaki simbiyoz ilişkiyi bozmalarıdır. Böylelikle inkübasyon süresinin uzamasına ve asit üretiminin yavaşlamasına ve dolayısıyla yoğurdun su salmasına neden olurlar. Antibiyotiklerin belirli dozları yoğurt bakterilerinin faaliyetini engellerken, yüksek dozları gelişmeyi tamamen durdurucu etkiye sahiptir.

             Antibiyotik kalıntılarının sütte bulunmasının yarattığı sorunlar, sütün peynire işlenmesi sırasında teknolojik açıdan olgunlaşma  döneminde bazı kalite kusurlarının ortaya çıkmasına ile kendini gösterir. Çiğ sütte antibiyotiklerin bulunması halinde, sütün pastörizasyonu sırasında da tamamen inaktif hale gelmedikleri için, süte ilave edilen starter bakterilerin çalışmalarını yavaşlatıcı ve hatta durdurucu etki yaratırlar. Dolayısıyla istenen düzeyde asit üretimi gerçekleşmez ve olgunlaşma süresince de tat ve aroma oluşumu büyük ölçüde engellenir. Antibiyotikli sütlerin peynire işlenmesi halinde starter bakterilerin gelişmesi durmakta ve antibiyotiğe dayanıklı bazı zararlı bakteriler ortama hakim olmaktadır.

               Penisilin düzeyi 0.1-0.15 IU/ml olan bir sütten yapılan peynirde, fermente olmuş bir tat hakim olur ve olgunlaşmanın ileri dönemlerinde peynirin yapısı yumuşar ve hamurumsu bir özellik kazanır. Antibiyotikli sütler sert peynir yapımında da büyük sorunlara neden olabilir. Özellikle antibiyotiklere dayanıklı olan ve olgunlaşma döneminde peynirde çoğalarak delik ve çatlakların oluşmasına neden olan tereyağ asiti bakterileri ortama hakim olur. Dolayısıyla arzulanmayan tat ve koku oluşur. Bazı sert peynirlerde ise, penisilin kalıntısı yüksek oranda gazın meydana gelmesine neden olur. Bu da peynirde  çok fazla sayıda gözenek oluşmasına neden olur.

                 Antibiyotik tedavisi bittikten sonra, sütteki kalıntının tamamen temizlenmesi için gerekli süre; kullanılan antibiyotiğin konsantrasyonuna ve türüne, ineğin laktasyon durumuna, üretilen süt miktarına ve enfeksiyon şiddetine bağlıdır. Bu faktörlere göre bazen 3 sağımdan sonra, bazen de 6 sağımdan sonra sütler antibiyotikten arınmış olur. Daha önceden de belirtildiği gibi, son antibiyotik kullanımından sonra en az 4 gün, üretilen sütlerin işletmeye kabul edilmemesi en garantili süre olarak kabul edilir. Çoğu ülkede ve Türkiye’de de Türk Gıda Kodeksine göre antibiyotik kalıntısına karşı  sınırlamalar getirilmiştir.

 

 

 

İÇ TETKİK

Esra ALPÖZEN

Gıda Mühendisi

 

          Kalite Yönetim Sisteminin uygulandığı bir kurumda; kurum tarafından oluşturulan kalite yönetimi şartlarına uygunluğu ve sistemin etkinliğini teyit etmek için kurum yönetimince oluşturulacak bir ekiple sistematik ve tarafsız bir biçimde planlı aralıklarla yapılan denetim prosesine iç tektik denilmektedir.

          Tetkikin kökenine bakıldığında, Roma İmparatorluğuna kadar dayandığı görülmektedir. Roma İmparatorluğunda, resmi ilanlar özel ileticilerle halka duyurulmaktaydı. İlanların halka tam ve doğru ulaşmasını sağlamak için, bu ilanları ileticiler kadar iyi bilen tetkikçiler ileticilere eşlik etmekteydi. Daha sonra, tetkikçiler yönetime ileticilerin işini nasıl yaptığı hakkında rapor vermekteydi. Sonraki yıllarda, vergileri kontrol etmek için yine tetkikçilerden yararlanmışlardır. Günümüzde ise, “tetkik” kurumların ne kadar iyi çalıştıklarını ortaya koymalarında bir araç olarak kullanılmaktadır.

          Bir tetkikte objektif delillerin sağlanması için belirlenen şartlara göre (Kalite Sistemi Şartları, Kalite Yönetim Sistemi Standartları, Yasal Şartlar, Belgelendirme Kuruluşunun Kuralları) kanıtların incelenmesi gerekir. Kurumların kalite sisteminin zayıf ve güçlü yanları ortaya çıkartan iç tetkikler, tetkik edilecek bölümden direk sorumlu olmayan, tarafsız ve tetkik eğitimi almış kişilerce yapılmalıdır. Burada, en önemli nokta kişinin kendi yaptığı işi denetleyememesidir.

İç tetkikin faydaları aşağıda özetlenmiştir;

*Kurumun hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur.

*Uygulanan Kalite Yönetim Sisteminin, belirlenen kalite hedeflerine ulaşmadaki etkinliği saptanır.

*Müşteriye sistemin sürekli iyileştirildiği hususunda güvence verilmiş olur.

*Verilen hizmetin dökümante edilmiş olan proseslere uygunluğu saptanır. 

*Kurum personelinin kendini sistemin önemli bir parçası olarak görmesi sağlanır. 

*Yönetimin aracı olmaktadır.

*Mevzuatlara uygunluğun devamlılığı sağlanmış olur.

*Düzeltici/önleyici faaliyet çalışmaları için veri tespiti yapılmış olur.

*Uygunsuzlukların ortadan kaldırılması ve önlenmesi için; objektif delil sağlanır.

*Revizyon gereksinimi olan dokümanlar tespit edilmiş olur.

          ISO 10011 no lu 3 kısımdan oluşan tetkik standardı 1991 de yayınlanmıştır. Çevre yönetim sistemi standardları ise ISO 14010, ISO 14011 ve ISO  14012 1996 yılında yayınlanmıştır. ISO 14010 serisi, ISO 10011 temel alınarak hazırlanmıştır. Yani, 2 standart serisi de aslında birbirlerinden farklı değildir. Bu yüzden 2002 yılında bu standartlar birleştirilerek, ISO 19011 nolu Kalite ve/veya Çevre Yönetim Sistemleri Tetkiki Standardı yayınlanmıştır. KYS’ nin uygulandığı kurumlarda yapılan iç tetkikler, bu standarda uygun olarak gerçekleştirilmektedir.

ISO 19011; kalite ve/veya çevre yönetim sistemlerinde tetkikin yürütülmesini; tetkikin genel prensipleri, tetkik programının yönetimi, kalite aktiviteleri ve tetkikçilerin yeterliliği başlıklarında açıklayan bir rehberdir.

          Kurumumuzda uygulamakta olduğumuz Kalite Yönetim Sistemimizin KP: 07 nolu İç Tetkik Prosedürü gereği yılda en az 1 kez İç Tetkik yapılmaktadır. Kalite Yönetim Sistemini uygulamaya başladığımız 26/10/2005 tarihinden itibaren 2005 Aralık ve 2006 Mart aylarında yaptığımız İç Tetkiklerde toplam 18 adet uygunsuzluk saptanmış olup, bu uygunsuzluklarla ilgili düzeltici faaliyetler başlatılarak uygunsuzluklar giderilmiştir.

 

 

AKKUŞ TOPRAK-BİTKİ ANALİZ LABORATUVARINA KAVUŞTU

 

          Akkuş İlçesi Ziraat Odası Başkanlığı kurmuş olduğu Toprak-Bitki analiz laboratuvarının Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 2006-1 nolu genelge hükümlerine göre yetkilendirilme isteği ile Müdürlüğümüze başvuruda bulunmuştur.

          İlgili genelge hükümlerine göre oluşturulan komisyonca yapılan yetkilendirme denetimleri neticesinde Akkuş İlçesi Ziraat Odası Başkanlığının kurmuş olduğu Toprak-Bitki analiz laboratuvarı toprak analizi yaptıran ve ilave DGD almak isteyen çiftçilerin, toprak analizlerini yapmak ve talep formlarını tasdik etmek üzere yetkilendirilmiştir.

          Toprak tahlilinin ve buna bağlı olarak yapılan gübrelemenin çok önemli olduğunu bir kez daha hatırlatarak yetkilendirilen laboratuvarımızın tüm çiftçilerimize hayırlı olmasını dileriz.

 

 

 

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

Dr.Dt.Okhan ORAL

Ordu Ağız Diş Sağlığı Merkezi

Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı

 

                   Sizlere bir kısmımızın bildiği ama önemsemediği, bir kısmımızın ise önemsediği ama vakti olmadığı için ilgilenemediği, anahtarı bizde olmasına rağmen kapatamadığımız bir kapıdan söz etmek istiyorum. Şimdi hepinizin aklından “ne kapısı bu acaba” sorusunu geçtiğini duyar gibiyim. Sorunun cevabı çok kolay aslında. Bu kapı bizim vücudumuzun kapısı yani diğer bir tabirle “Ağzımız”.

          Evet ağzımız, belki günde binlerce defa konuşmak, yemek yemek, birşeyleri kesmek, ıslık çalmak, esnemek, bazen de sıkıntılı anlarımızda dişlerimizi sıkarak değerli bir profesörün dediği gibi “düşünce gevişi getirmek” gibi amaçlar için kullandığımız ağzımız. Ağzımız neden bir kapı diye düşündük mü acaba? Sorunun cevabı basit aslında vücuda faydalı veya zararlı ne varsa en kolay ağzımızdan girer. Peki biz bu kadar önemli olan bu kapıya yeterince özen gösteriyor muyuz? Ve ağız sağlığının, genel vücut sağlığımızı ne kadar etkilediğini biliyor muyuz?

          Eminim ki çoğumuz ağzımıza ve ağzımızın içinde en önemli organımız olan dişlerimize yeterince önem göstermiyoruz ve bunu yaparak genel sağlığımızı da tehlikeye atıyoruz. Ağzımızda oluşan bir diş absesini veya dişeti kanamasını ihmal edersek, diş hekimine gidip tedavi ettirmezsek bu hastalıklara neden olan mikropların ileride bizde eklem hastalıkları ve sonrada kalp hastalıklarına neden olabileceğini unutmamalıyız. Son yapılan araştırmalarda dişeti kanaması olan insanlarda kalp hastalığı görülme oranının, dişeti kanaması olmayanlara (gingivitis) oranla daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. Ağız bakımı artık günümüzde önemle üzerinde durulması gereken sağlık konuları arasındadır. Nasıl bahçemizdeki yabani otları temizlemezsek, fındık bahçelerimizi zamanında bahçelemezsek o bahçeden yeterli ve kaliteli ürünü alamıyor isek, ağzımızda yabancı otları yani diş çürüklerini, dişeti hastalıklarını, diş abselerini tedavi ettirmezsek de vücudumuzdan sağlıklı olmasını bekleyemeyiz.

          Ağzındaki dişlerini bazılarımız fazlalık olarak görmekte ve dişlerini çektirip bir an önce damak (total protez) yaptırarak diş probleminden kurtulmak istemektedir. Peki sizlere sorsam size ait olan başka hangi organınızı bu kadar rahat feda edebilirsiniz acaba? Eminim başka hiç bir organımızı dişlerimiz kadar kolay gözden çıkartmayız. Peki dişlerimizi kaybettikten sonra yapılan protezler (damak, diş, kaplama) kendi dişimizin yerini tutabiliyor mu? Bunun cevabı çok basit; “hayır” tabi ki tutamıyor. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmaların amacı insan dişine en yakın dişi bulmayı amaçlamaktadır ve ne olursa olsun hiç biri kendi dişimiz gibi sağlıklı ve rahat olamamaktadır. Bu nedenle dişlerimiz ağrımadan, yüzümüz şişmeden önce diş hekimine gitmeliyiz ki dişlerimiz kurtulsun, bize ait olan, bizim için yaratılmış olan dişlerimizi kaybetmeyelim ve vücudumuza zararlı mikropların vücudumuza girmesini engelleyelim, daha büyük hastalıklara yakalanmayalım.

 

 

TOPRAK TAHLİLİ

Kıvanç GÜNAY

Ziraat Mühendisi

 

          Fındıkta verim artışı sağlayarak, arzulanan verim seviyesine ulaşmanın yollarından biri de dengeli ve yeterli besin maddelerini toprağa kazandırmaktır. Bunu sağlayabilmek içinde iyi bir gübreleme yapmalıyız. İyi bir gübrelemenin yolu da toprak tahlili yaptırmaktan geçer.

Peki, toprak tahlili neden gereklidir?

-Fazla gübre atarak paranızın boşa gitmesini önler

-Fazla gübreleme toprak yapısını bozar ve çevreye zarar verir.

-Hangi çeşit gübre kullanacağımızı bize gösterir

-Ne kadar gübre kullanacağımızı bize gösterir

Toprak örneğini ne zaman alabiliriz?

          Toprak numunesi almak için en ideal zaman hasattan hemen sonraki dönem olan sonbahardır.

Toprak numunesi alırken nelere dikkat etmeliyiz?

          Numune alacağımız arazi 10 dekardan daha küçükse ve arazi üzerinde eğim, yöney, toprak yapısı (rengi vs.), toprak derinliği gibi farklı özelliklerde parçalar yoksa bu arazinin en az 9-10 ayrı yerinden numune alınmalıdır.     Toprak numunesi;

-Çamurlu yerlerden

-Su biriken çukur veya su tutmayan tümsek yerlerden

-Çit veya yol kenarlarından

-Harman yerlerinden

-Hayvanların sürekli yattığı yerlerden

-Gübre yığını olarak kullanılan yerlerden

-Dere ve yol kenarlarından alınmaz.

Toprak numunesi nasıl alınmalıdır?

          Numune almadan önce bel, kürek gibi aletlerimizi hazırlamalıyız. Eğer arazinin toprak yapısı farklılıklar göstermekteyse, her farklı yapılı kesimden ayrı numune alarak, ayrı tahlil yaptırmalıyız.

          Fındık bahçelerinde sıra üzerinden yani fındık ocaklarının sağ yada sol tarafından son dalın 40-50 cm dışarısından toprak numunesi alınmalıdır.

          Tüm bunları hazırladıktan ve şartlara dikkat ettikten sonra toprak numunesi alınma işlemine başlanır.

          Örnek alınacak yerin üst kısmı tamamen otlardan temizlenerek açılır. Temizlenen bu alanda 25 cm derinliğinde şekildeki gibi V şeklinde bir çukur açılır. Çukurun bir yüzeyi düzeltilir. Düzeltilen bu kısımdan kürekle 2-3 cm kalınlığında bir toprak kesiti alınır ve bir torbaya yada temiz bir yüzey üzerine (bez vs.) konulur. Bu işleme şekilde de görüldüğü gibi arazinin bir kenarından başlayarak zik-zak hatlar üzerinde devam edilir. Bu şekilde bahçenin en az 9-10 yerinden toprak kesitleri alınır. Alınan ve bir yerde biriktirilen bu toprakların içerisindeki taş, yaprak, odun parçaları vs. temizlenir, büyük kesekler el ile parçalanarak ufalanır. İyice karıştırılarak harmanlandıktan sonra içerisinden 1 kg lık toprak alınarak bir poşete konulur. Eğer toprak nemli ise gölge bir yerde bir müddet kurutulmalıdır. Son olarak adınız, soyadınız, ilçe, köy, mevki, arazi üzerindeki ürün ismi nin belirtildiği 2 adet etiket hazırlanarak bu etiketlerden bir tanesi poşetin içerisine bir tanesi de poşetin gövdesine bağlanarak en yakın laboratuara götürülmelidir.

          Daha ayrıntılı bilgi ve sorularınız için mutlaka en yakın Tarım İl yada İlçe Müdürlüklerine başvurunuz.

 

 

 

Fatsa İlçesi’nde Organik Üretim Yapılan Kabakdağı Köyünden İbrahim ER ile Yapılan Söyleşi

 

          Fatsa İlçe Tarım Müdürlüğünden Zir. Müh. Lale Hanım bizi aradı ve organik üretim yapan, fındığını ızgaralar üzerinde kurutan ve çok açık fikirli bir üretici olan İbrahim ER’i gazetemize haber yapabileceğimizi söyledi. Bizde gittik, kendisini ve üretimini yerinde gördük, sonuçta onunla bu röportajı gerçekleştirdik.

          İbrahim Beyi ikamet yeri olan Fatsa-Kabakdağı köyünde bulduk. Kendisi gerçektende organik tarıma gönül vermiş, değişik tarımsal uygulamaları denemeye yüreğini ve aklını koymuş bir insan. Merak ettiklerimizi biz sorduk, o cevapladı. Ortaya ilginç bir sohbet çıktı:

“ORDU’DA TARIM”: İbrahim Bey önce sizi tanıyalım.

İbrahim ER: Doğma, büyüme Kabakdağlıyım. Eskiden oto tamirciliği yapıyordum. İki evladım ve iki torunum var.

“ORDU’DA TARIM”: Organik tarım yapmaya nasıl karar verdiniz?

İbrahim ER: Oğlum İzmir’de yaşıyor. Bizde onun yanına gider geliriz. Oradayken eşimle birlikte domates almak için manava gittik. İki çeşit domates vardı ve biri  pahalı ancak gösterişsiz, diğeri ise hem ucuz hemde çok gösterişliydi. Tabiki hem ucuz hemde gösterişli olandan almak istedik. Manav ise ısrarla bize gösterişsiz fakat pahalı olandan vermek istedi. Sebebini o an için anlayamadık ama satıcı çok ısrar edince aldık ve eve geldik. Hanımla domatesin tadına bakınca manavın ısrarının sebebini anladık. Domates benim çocukluğumdaki domatesler gibi kokuyordu. Tadı da nefisti. Sonradan gidip o manava sorup öğrendim ki domatesler organikmiş. Yani üretiminde kimyasal ilaç ve gübre kullanılmıyormuş. İşte o zaman düşünmeye başlamıştım organik üretim yapmayı.

          Daha sonra köyümüzden bir kişinin katkılarıyla Kabakdağ’ı organik köy yapma fikri ortaya çıktı. Bu konuda danıştığımız İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri de bize yol gösterdi ve Fatsa İlçe Tarım Müdürlüğünde bize organik tarım ile ilgili eğitim verildi. Bu çalışmalar sonucunda köyümüzde üretilen başta fındık olmak üzere tüm ürünleri organik üretmeye karar verdik ve bununla ilgili birde birlik kurduk Fatsa’da.

          Tüm köy olarak 5 yıldır kimyasal ilaç ve gübre kullanmıyoruz. Bir sertifikasyon kuruluşu ile anlaşmalıyız ve onlar gelip bizi denetliyorlar. 1 yıldır organik üretime geçtik ve bu yıl ürünümüzü (fındığı) organik olarak satışa sunacağız.

“ORDU’DA TARIM”: Ne kadarlık bir alanda fındık üretimi yapıyorsunuz?

İbrahim ER: 60 dönüm fındık bahçem var ve buradan 5 ton fındık elde ediyorum.

“ORDU’DA TARIM”: Organik üretimde kimyasal ilaç ve gübre yerine neler kullandınız?

İbrahim ER: Gübre olarak piyasada satılan organik gübrelerden kullandım. Ayrıca, ahır gübresi de kullandım. Fındık kurduna karşı kükürt-kül-kireç karışımı, dalkırana karşı da tuzak kullandım. Birde buralarda atkuyruğu diye bir bitki var. Onu kaynatıp suyunu motorla bahçelerime attım. Bu suyun atıldığı yere yabancı böcek, bit vs gelemiyor.

          Bu arada sözü, röportaja birlikte gittiğim İl Müdürlüğümüzde organik tarımdan sorumlu arkadaşım Fadime Hanım aldı ve burada yakında organik gübre fabrikası açılacağını ve organik üreticilerin gübre ihtiyaçlarını buradan karşılayacaklarını söyledi. Ayrıca, Kabakdağ’ın organik tarım-organik turizm bölgesi olacağını da söyledi. Burada eski serendilerin restore edilerek otel gibi kullanılacağını, buraya gelen turistlerin buralarda kalarak organik ürünleri kendilerinin toplayabileceğini de sözlerine ekledi. Böylece, buraya gelen turistler kurulacak olan doğal rehabilitasyon merkezinde doğayla iç içe tatil yapabileceklermiş.

          Tekrar İbrahim Beye dönüyoruz:

“ORDU’DA TARIM”: Bir birlikten bahsettiniz? Bize açıklar mısınız?

İbrahim ER: Evet tam adı; Fatsa Organik Fındık Üreticileri Birliği. Tüm Kabakdağı olarak bu birliğe üyeyiz. Tamamen organik ürün satmaya başlayınca birliğimizin bize çok faydası olacağı kanaatindeyim.

“ORDU’DA TARIM”: Çok ilgili bir üreticimizsiniz. Burada gördüğümüz gibi fındığınızı ızgaraların üzerinde kurutuyorsunuz. Bundan da bahseder misiniz? Bu fikir nasıl doğdu?

İbrahim ER: Bundan çok yıllar önce bir yerde görmüştüm böyle ızgaraların üzerinde fındık kurutulduğunu. Bende bir hurdacıda buldum bu ızgaraları. Altlarına ahşap ayaklar yaptım. Üzerine fındığımı serdim kurutmak için. Böylece yağmur yağsa da hiç zararı olmuyor. Fındığım ıslanmıyor çünkü yağan yağmur alta geçiyor. Toprakla temasını kestim hasat edilen fındığımın. Bu ızgaraların üzerine birde çatı yapacağım, yanları açık olacak. Çok sağlıklı bir kurutma olacak o zaman. Eşim Neziha hanım çok karşı çıktı bunca uğraşıma ama ben vazgeçmedim. Sonunda onu da ikna ettim. Ayrıca, fındık toplanırken de sonrasında da kesinlikle naylon çuval kullanmıyorum. Herşey sağlıklı ve lezzetli bir fındık üretebilmek için.

“ORDU’DA TARIM”: Başka çalışmalarınız var mı İbrahim Bey?

İbrahim ER: Benim bitkilere eskiden beri ilgim var ve bu konuda araştırmalar yaparım. Doğadaki bitkilerden ilaç yaparım.

          Birde organik kokulu üzüm yetiştiriyorum. Çorum’dan 46 fidan getirttik ancak sayısını artıracağım.

          Özel İdare kaynaklı bir proje yapıldı köyümüzde. Herşeyi hazır sadece onayını bekliyoruz. Proje ile köyümüze pekmez makinası getirilecek ve ürettiğimiz organik kokulu üzümlerden yine organik pekmez üreteceğiz. Üzümün ve pekmezin faydasını bilmeyen yoktur ki bunların birde organik olduklarını düşünün.

          Yine fındık toplamayla ilgili bir düşüncem var. Bu yıl biraz uygulayabildim ama gelecek yıl tamamen bu yöntemle toplayacağım fındığımı.

“ORDU’DA TARIM”: Bunu açıklar mısınız?

İbrahim ER: Benim bahçelerimin hepsi aynı zamanda olgunlaşmıyor. Çünkü farklı cinslerde fındığım var. Bu sebeple aralıklı olarak toplanıyor. Bende sırayla olgunlaşan bahçelere branda gereceğim ve fındığı silkeleyerek brandadan toplayacağım. Daldan fındık toplama işim olmayacak. Bu daha az işçilik ve daha sağlıklı dallar demek.

“ORDU’DA TARIM”: İbrahim Bey, sizinle sohbet çok güzeldi. Dileriz ki tüm çiftçilerimiz sizin gibi ilgili, araştırmacı ve meraklı olsunlar. Bizde onları sizin gibi gazetemiz aracılığıyla tüm Türkiye’ye tanıtalım. Söylemek istediğiniz son bir şey varsa onu da alıp yolumuza devam edelim.

İbrahim ER: Çalışmalarımızda bizden teknik desteğini esirgemeyen İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine ve buraya kadar geldiğiniz içinde size teşekkür ederim.

          Eşimle birlikte bitkisel üretim çalışmalarımıza ve yeni fikirleri uygulamaya devam edeceğiz. Hayatımı bundan sonra buna adadım. Herkese de çiftçilik yapıyorlarsa bilinçli olmalarını, araştırıp yenilikleri takip ederek üretim yapmalarını tavsiye ederim. 

          Bu tatlı ve ilginç sohbetimiz de burada bitti ama sanırım İbrahim Bey bu tür çalışmalara ve bizde gazetemizi çıkarmaya devam ettiğimiz sürece onu yeniden ziyaret edeceğiz.

 

 

“ORDU’DA TARIM” MUTFAĞINDAN

 

-BÖĞÜRTLENLİ PASTA-

 

Malzemeler: Kek için: 5 yumurta, 5 kahve fincanı un, 5 kahve fincanı şeker ve 1 paket kabartma tozu

Ayrıca, 1 su bardağı süt

Kreması: 1/2 litre süt, 4 yemek kaşığı toz şeker, 5 yemek kaşığı un, 1 su bardağı krem şanti, 1/2 kg böğürtlen

Hazırlanması: Öncelikle kekini hazırlamak için şeker ve yumurtalar çırpılır. Yumurtalar köpük köpük olduğunda kabartma tozu ile karıştırılmış olan un konur ve kısa bir süre daha çırpılarak yağlanmış tepsiye dökülür. 175 derelik fırında üzeri hafif pembeleşinceye kadar pişirilir. Çıkarılıp soğutulduktan sonra ortadan ikiye kesilir ve her bir yüzeyi 1 bardak sütle ıslatılır. 

          Diğer taraftan kreması hazırlanır. Sütün yarısı toz şekerle birlikte tencereye aktarılıp ocağa  oturtulur (kaşıkla arasıra karıştırılır). Sütün kalanı unla, pürüzsüz bir hale gelene kadar çırpılır. Tenceredeki süt ısınmaya başlayınca üzerine, unla çırpılmış süt katılır, muhallebi kıvamına gelene dek, sürekli karıştırarak pişirilir.

          Ocaktan indirilip ılınmaya bırakılır. Ardından üzerine çırpılmış krem şanti eklenip iyice karıştırılır. Bir miktar krema pastanın bir katına sürülüp üzerine böğürtlenin yarısı dizilir. Diğer pandispanya üzerine koynulur. Kalan krema pastanın üzerine ve yanlarına sürülür, böğürtlenler sıralanıp soğuması için pasta buzdolabına konur.

 

 

-MISIR YARMALI AŞ SARMASI-

 

Malzemeler: Karalahana (Pancar) 1 bağ, 1 su bardağı mısır yarması (fırında kurutulmuş mısır tanelerinin değirmende bulgur kalınlığında çekilmiş hali), 1/2 su bardağı bulgur, 2 adet soğan, 1 yemek kaşığı salça, 2 yemek kaşığı tereyağ, 3 yemek kaşığı sıvı yağsıvıyağ, 1/2 bağ maydanoz, 1 kase süzme süzme yoğurt 4-5 diş sarımsak, tuz-kırmızı biber-nane

Yapılışı: Pancar saplarından ayrılır. Kaynayan suda hafif diri kalacak şekilde haşlanır. Soğuk suya alınıp, süzgeçte süzülür. Mısır yarması ılık suda ıslatılır. Soğanlar ince ince kıyılır. Tereyağ ve sıvıyağın yarısı ve salça ile hafif pembeleşinceye kadar kavrulur. Ayıklanıp yıkanmış bulgur ve mısır yarması ilave edilir. Tuz konulur. 1 bardak sıcak su ilave edilip, kısık ateşte pilav gibi çektirilerek pişirilir. Içine maydanoz, ince doğranmış sarımsak ve nane ilave edilip, karıştırılır. Haşlanmış pancarın damarlı tarafı içe gelecek şekilde tabak üzerine serilerek, hazırlanan içten konulur. 2-3 cm eninde küçük küçük sarılır. Tencereye düzgün bir şekilde dizilir. Üzerine ağırlık yapması için bir tabak kapatılır. Sıcak su ilave edilir, kalan tereyağ ve sıvıyağ üzerine gezdirilir. Sarımsaklı yoğurt ile servis yapılır. Arzu edilirse üzerine yağda kızdırılmış kırmızı pul biber de konulabilir.

 

 

BİTKİLER VE SAĞLIĞIMIZ

 

-BÖĞÜRTLEN-

 

          Şifalı meyvelerden biri olan böğürtlenin bir çok hastalığa karşı koruyucu etkisinin yanında insanları neşelendirici ve bellekteki hafıza kaybını önleyici özelliğinin bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, böğürtlen tüketimini öneriyor.

          Ülkemizde daha çok yol kenarlarında, koruluklarda ve ormanlık alanlarda bulunan ve kültüre de alınan, organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından zengin olan böğürtlen meyvesi, insanlara şifa veriyor. İdrar problemlerinden tansiyon hastalıklarına, ağız, dil, bademcik ve dişeti rahatsızlıklarından şekere kadar çok sayıda hastalığın ilacı olan meyve, ayak yorgunluklarına da iyi geliyor. Uzmanlar tarafından neşe verici bir bitki olarak tanımlanan böğürtlen, ileri yaştaki insanlarda görülen hafıza kaybını da önlüyor.

          Meyveleri olgunlaştıkça şifa etkisi artan böğürtlenin herkesin tüketmesi gerektiğini belirten uzmanlar, meyvenin idrar söktürücü, yüksek tansiyon düşürücü, göz zafiyeti giderici ve ağız yolları iltihaplarını iyileştirici özelliği bulunduğunu hatırlatıyorlar.

 

 

 

GÖREN  YOK  MU?

 

          Bir zamanlar, başkalarının sırtından geçinmeye meraklı bir adam vardı. Adam, kendi tarlasını ekip biçmeye üşendiğinden, komşu tarlaların hasadından azar azar çalmaya karar verdi ve:

          “Hepsinden azar azar çalacağımdan, kimse olanın bitenin farkına varmaz” diye düşündü.

          Yaramaz adam, planını uygulamak için, geceleri gökyüzünde ayın görülmez olduğu günleri bekledi ve o gün gelip çattığında, kızını geceleyin gelip gözcü olması için tembihledi.

          Gece olunca, baba ve kız, yola çıktılar. Tarlalara geldiklerinde, baba ekinlerin arasına daldı ve dalarken, kızına o çuvalları doldururken biri görecek olursa sessizce haber vermesini istedi.

          Adam, tarlanın bir kenarından hasadı devşirmeye başlayacaktı ki, kızının sesini işitti:

          “Baba, biri seni görüyor.”

          Adam telaşla çuvalı kapıp kızının olduğu yere geldi ve bir müddet yürüyüp başka bir tarlaya girmeye karar verdi. Kızını bir kez daha tembihledi.

          Biraz sonra, yine tam hasadı devşirecekken, kızının sesini duydu:

          “Baba, seni gören biri var.”

          Adam telaşla çıktı tarladan. Biraz sonra, üçüncü tarlayı gözüne kestirdi. Gelin görün ki, tam tarladan hasadı devşirecekken, yine kızının:

          “Baba, seni gören biri var” sesini duydu.

          Dördüncü tarla, beşinci tarla derken, adam girdiği hiçbir tarladan birşey devşirememişti. Planını yürürlüğe koyamamanın sıkıntısıyla, kızına:

          “Kızım” dedi, “sen her seferinde bana seslendin ama, ben ortalıkta hiçbir karaltı göremedim” dedi.

          “Karaltı göremediğin doğru baba!” dedi kız. “Ama seni gören biri hep vardı...! “

 

 

G Ü L M E C E

 

          -EVLENME TEKLİFİ-

          Temel ile Fadime uzun yıllardır nikahsız olarak birlikte yaşıyorlardı. Fadime artık resmen evlenmek istiyor, fakat Temel buna pek yanaşmıyordu. Yıllar böyle sürüp gitti.

          Bir gün Fadime, Temel’e açıldı:

-Temel artık evlensek derim, ne dersin?

          Temel umutsuzca başını salladı:

-Ha bu yaştan sonra bizi kim alır ki Fadime?

 

-PRATİK ZEKA-

          Bir gün Temel, bankadan para çekerken içeri hırsızlar girmiş. Herkesi rehin almışlar. Hırsızlar, rehinelerin fazla olduğunu görünce içlerinden bir kaç kişiyi öldürmeye karar vermişler. Bu nedenle herkese adını sormaya başlamışlar. Temel’in yanındaki kadına gelmiş sıra:

-Adın ne?

-Ayşe

-Benim annemin adı da Ayşe, demiş hırsız ve kadını bağışlamış.

          Sıra kendisine gelince Temel, ölüm korkusuyla cevap vermiş:

-Adım Temel, ama arkadaşlar bana kısaca “Ayşe” der.

 

-TEMEL’İN MAZERETİ-

          Öğretmene telefonla, Temel’in hastalanıp okula gelemeyeceği söylenir. Öğretmen:

-Demek Temel hasta, okula gelemeyecek. Peki ben kiminle konuşuyorum?

          Telefondaki ses cevap verir:

-Babamla...

 

 

Aflatoksinsiz Fındık Üretimi İçin Çiftçimizle Elele

 

          Fındığımızı aflatoksinden kurtarmanın en kısa ve kesin çözümü ürünümüzü tekniğine uygun hasat etmek, harmanlamak ve depolamaktır.

          Fındık hasat ve depolanması aşamalarında aflatoksin oluşumunu tetikleyen en önemli faktörlerden biriside fındığın naylon çuvallar kullanılarak toplanması ve depolanmasıdır. Bu nedenle mutlaka hasat ve depolamada jut çuvallar kullanılmalıdır.

          İl Müdürlüğü olarak fındıkta aflatoksin oluşumunun önlenmesi maksadıyla eğitim ve demonstratif faaliyetlerimize aralıksız devam etmekteyiz. Bu kapsamda ilimiz Merkez, Kabadüz, Perşembe ve Ulubey  İlçelerinde toplam 26 çiftçi toplantısı düzenlenmiş olup, toplantıya katılan 878 üreticimize 5.950 adet jüt çuval dağıtımı yapılmıştır.

Ayrıca, Müdürlüğümüzün tarafından hazırlanan, fındık işleyen firmaların katkılarıyla basımı yapılan 30.000 adet “Fındıkta Aflatoksin Oluşumunu Önlemek Amacıyla Hasat, Harman, Kurutma ve Depolamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar” konulu liflet,  üreticilerimize dağıtılmıştır.

          İnsan gıdalarında, tahıllarda, yemlerde ve her türlü  kuru yiyeceklerde rutubetin artmasına ve sıcaklığa bağlı olarak, mantar türleri hızla üreyerek mikotoksin  (küf zehiri) denilen zararlı bir toksin (zehir) üretirler. Bunların en önemlisi “Aflatoksin” dir.  Bu toksin;

          Büyük ekonomik kayıplara yol açmakta, üretici ve sanayiciyi zor durumda bırakmakta, ihracatımız engellenmekte, ülkemizin dış ticaretteki itibarı zedelenmekte,  fındığın ihracatını zorlaştırmakta, pazarlama problemlerine neden olmakta, dışarıya satılamayan ve yurt içinde fazla tüketimi olmayan bir ürünün yurtiçi fiyatı da düşmektedir.

          Buna benzer maddi ve manevi kayıplara neden olan aflatoksin ayrıca insanlarda da çok sayıda hastalıklara neden olmaktadır.

 

 

Gülyalı’da Çiftçi Toplantıları Yapıldı

 

          Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı, Kırsal Kalkınma Yatırımları ve Fındık Kurdu-Dalkıran Zararlıları ile bunlarla en etkin mücadele konularında çiftçileri bilgilendirmek amacıyla Gülyalı ilçemizde iki ayrı toplantı düzenlenmiştir.

          Birinci toplantıda; KKKA Hastalığı konusunda Hayvan Sağlığı Şube Müdürümüz Numan SARAÇOĞLU ve Dr. Şerafettin KANBAK  yaptıkları konuşmalarda; hastalığın bulaşmasından sonra etkin bir tedavisi henüz bulunmadığından korunma tedbirlerinin daha önemli olduğunu vurgulamışlardır.

Sonuç olarak da ilçedeki bütün köy ve mahallelerdeki hayvan ve hayvan barınaklarının ilaçlanması kararlaştırılmıştır.

          Kırsal Kalkınma Yatırımlarının önemi ve yararlanma usulü hakkında çiftçilerimiz bilgilendirilmiştir. İlçe Müdürü Kutfettin DEPER,  katılımlarından dolayı bütün katılımcılara teşekkür ederek, bu toplantının yöremiz çiftçilerine faydalı olacağı düşüncesinde olduğunu belirtmiştir.

          Toplantıya İlçe Kaymakamı Sayın Fırat ÇELİK ve İl Müdür Yardımcımız İshak HACIKAMİLOĞLU’da katılmıştır.

          İkinci toplantıda; İlçe Müdürlüğünde çalışan teknik elemanlar, yine çiftçilerimize yönelik olarak fındık kurdu ve dalkıran zararlıları ile bunlarla en etkin mücadele konularında eğitim vermişlerdir. Ayrıca, toplantıda ilçenin en önemli gelir kaynağı olan fındığın rekoltesini ve kalitesini artırmak için çiftçilerimize bilgiler verilmiştir.

          Dalkıran mücadelesiyle ilgili çalışmalar bu yılda devam etmekte olup, 2006 yılında da 100 dekar sahada mücadele yapmak amacıyla yapışkan bant tuzaklar çiftçilerimize dağıtılmıştır.

          Yine toplantıda, ilçenin bazı bölgelerinde filiz güvesinin zararları görüldüğünden, konu hakkında üreticiler uyarılarak fındık hasadı sonrasında ilaçlı mücadele yapmaları konusunda bilgiler verilmiştir.

 

 

Kabataş’ta Hayvan Hastalıkları İle İlgili Toplantı Düzenlendi

 

          Kabataş İlçe Tarım Müdürlüğümüz tarafından 05.09.2006 tarihinde İlçe Müftülüğü Toplantı Salonunda, İlçemiz Kaymakamı Asalet KARABULUT başkanlığında düzenlenen toplantıda; İlçemiz tüm köy ve mahalle muhtarları, tüm okulların müdürleri ve cami imamlarına Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şube Müdürü Numan SARAÇOĞLU ve İlçe Müdürü Murat KORKMAZ tarafından Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı  ve Kuş Gribi hastalığının önemi ile alınması gereken tedbirler ve hastalıktan korunma yolları ile ilgili bilgi verildi.

 

 

SORUMLU YÖNETİCİ USTA EĞİTİM KURSU DÜZENLENDİ

 

İl Müdürlüğümüzce, 3 gün süreli Sorumlu Yöneticilik Usta Eğitim Kursu düzenlendi. Düzenlenen eğitimde ustalık belgesine sahip elemanlara gıda mevzuatı, ürün teknolojisi, sorumlu yönetici yetki ve sorumlulukları, işyerinin taşıması gereken özellikler, haccp ve hijyen konularında bilgi verildi. 

          Eğitim sonunda 34 kişi Sorumlu Yöneticilik Usta Eğitim Belgesi almaya hak kazandı.

 

 

Fatsa’da Gıda Denetimleri Sürüyor

 

          5179 sayılı Gıdaların Üretimi,Tüketimi ve Değerlendirilmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde İlçemizde İl Müdürlüğü ve çevre İlçe Müdürlüğü denetim elemanları ile birlikte 01.08.2006 tarihinde beyaz et ticareti yapan işyerlerine aynı anda baskın denetim yapılarak halk sağlığını tehdit eden ve mevzuata aykırı işlem yapan 2 işletme hakkında cezai işlem yapılmıştır.

                   Yaklaşık 30 kg (Tavuk kıyması ve parça tavuk) ve 30 kg civarında Kuzu Karkası Belediye Veterineri ve Zabıtası ile İlçe Müdürlüğü elemanları nezaretinde şehir çöplüğüne gömülerek imha edilmiştir.

                   Yetkililerden alınan bilgiye göre mesai saatleri dışında da tüm işyerlerine baskın denetim yapılacağı bildirilmiştir.

 

 

1 EYLÜL’DE BALIKÇILIK SEZONU BAŞLADI

 

          Bakanlığımızca hazırlanan, ”Denizlerde ve İç sularda Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen 2006–2008 Av Dönemine Ait 37/1 numaralı Sirküler”  gereğince; 1 Eylül 2006 tarihinden itibaren çevirme ağları ile su ürünleri avcılığı yasağı sona ermekte, mekanik güç kullanan ve kullanmayan çevirme ağları ile su ürünleri avcılığı serbest olmaktadır.

          Karadeniz’de Ordu İli Ünye İlçesi Taşkana Burnundan Gürcistan sınırına kadar olan karasularımızda her türlü trol ile su ürünleri avcılığı yasağı, ilimiz karasularında kum midyesi avcılığı ve her türlü sürütme ağlar ile su ürünleri avcılığı yasağı devam etmektedir. Dip trol ağları yasak yer ve zamanlarda denizde bulundurulamaz.  Trolün serbest olduğu bölgelerde ise avcılık 15 Ekim 2006 tarihinde başlayacaktır.

          İlimiz karasularında deniz salyangozunun 1 Eylül 2006 – 30 Nisan 2007 tarihleri arasında algarna, sepet, dalma ve tuzak yöntemiyle avcılığı serbesttir. Dalma, sepet ve tuzak veya algarna kullanılarak deniz salyangozu istihsalinde bulunacak balıkçı gemileri için, gemi ruhsat tezkeresinin verildiği İl Müdürlüğünden “Deniz Salyangozu Avlanma İzni” alınması zorunludur. Deniz salyangozu avcılığının gün doğumu ile gün batımı arasında yapılması zorunludur. Gemide birden fazla algarna bulundurulamaz ve kullanılamaz.

Yunuslar, Foklar, Deniz alaları, İşkine ve Mersin balıklarının bütün karasularımızda avlanmaları yasaktır. Tüp, Nargile, Maske, Zıpkın ile dalış yapılarak, Şnorkel ve su altı tüfekleri kullanılarak su altında ticari amaçlı balık avcılığı yasaktır. Boy yasakları devam etmektedir.

          Akarsuların denize karıştıkları yerler merkez olmak üzere,  denize ve akarsu yönüne doğru 500 m. yarıçaplı sahalarda Bakanlıkça verilen izinler hariç her türlü su ürünlerinin avcılığı yasaktır.

          Limanlarda, balıkçı barınak, barınma ve çekek yerlerinde su ürünleri istihsali yasaktır.

          Avcılık esnasında kişi ve gemi ruhsat tezkerelerinin teknede bulundurulması ve istenildiğinde gösterilmesi zorunludur. Ayrıca ruhsat tezkerelerinin mutlaka süresi içinde vize edilmesi gerekmektedir.

          Aşırı avcılık sonucunda; su ürünlerine üreme şansı tanınmadığından stoklar sürekli azalmakta, cinsi olgunluğa gelmemiş küçük balıklar avlanmakta, balık boylarında küçülmeler, avlanma periyotlarında kısalmalar olmakta ve denizdeki canlılar arasındaki denge bozulmaktadır. Sonuçta, denizden geçimini sağlayan insanların kazançları azalmakta ve bitmektedir. Bu nedenle balıkçılığımızın kalkınabilmesi için özellikle düzenli, dengeli bir avcılık yapılmalı; zaman, yer, ağ ve boy yasaklarına mutlaka uyulmalıdır.

          Unutmayınız; ideal avcılık dengeli avcılıktır. Aşırı ve kuralsız avcılık, geleceğimizin ve çok önemli bir zenginliğimizin yok edilmesi demektir. İyi bir gelecek için avlanma usul ve esaslarına uyunuz. Amacınız; günü kurtarmak değil, geleceği kurtarmak olmalıdır.

Bütün balıkçılarımıza bereketli, bol kazançlı ve bütün işlerinin rast gittiği bir sezon geçirmelerini temenni ediyoruz.

 

 

Kabadüz İlçe Tarım Müdürlüğüne Bilal ÇELİK Atandı

 

          1967 yılında Giresun’un Görele ilçesinde doğdu. Liseye kadar öğrenimini Görele’de tamamladıktan sonra, 1990 yılında Cumhuriyet Üniversitesi Tokat Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü’nü bitirdi. 1991-1992 yıllarında Şırnak Uludere’de Yedek Subay olarak yaptığı askerliğini bitirdikten sonra; Almar Tarımsal Yatırım ve Paz. A.Ş. isimli firmanın Ankara Şubesi’nde, Karadeniz Bölgesi Satış Sorumlusu olarak 4 yıl çalıştı. 1997 yılında girdiği Milli Eğitim Bakanlığı’nda 3,5 yıl sınıf öğretmeni; Trabzon KTÜ’de aldığı hizmet içi kurs neticesinde de 3 yıl Bilgisayar Öğretmeni olarak Artvin’in Borçka ilçesinde görev yaptı. Bakanlığımıza geçtikten sonra Akkuş ve Kabadüz İlçe Müdürlüklerimizde Mühendis olarak görev yapmıştır.

                   06.04.2006 tarihinden itibaren İlçe Müdürlüğü görevini yürüten yeni İlçe Müdürümüze, “Ordu’da Tarım” Gazetesi olarak bizlerde başarılar dileriz.

 

 

Gülyalı İlçe Tarım Müdürlüğüne Kutfettin DEPER Atandı

 

          1966 yılında Erzurum ili Horasan ilçesi Bulgurlu Köyünde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini aynı yerde, lise öğrenimini Erzurum’da bitirdikten sonra Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünden 1989 yılında mezun oldu. 1997 yılında öğretmen olarak başladığı memuriyet hayatına, 2001 yılında Tarım Bakanlığına geçerek devam etmiş ve Mesudiye ilçesinde göreve başlamıştır. 2004 Kasım ayında Kabadüz İlçe Tarım Müdürlüğüne, oradan da 30.03.2006 tarihinde Gülyalı İlçe Müdürlüğüne atandı.

          Evli ve 3 çocuk babası olan yeni İlçe Müdürümüze, “Ordu’da Tarım” Gazetesi olarak bizlerde başarılar dileriz.