
TEMMUZ
- AĞUSTOS 2006 Sayı : 59
Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin muaccel
hale gelip Bakanlıkça muacceliyet oluru (tahsil oluru) alınan kooperatif ve
ortaklarının borçlarının yeniden yapılandırılarak beş yıl süre ile
taksitlendirilmesine ve halen vadelerinde ödemelerine devam edenlerin kalan
borçlarında faiz indirimine gidilmesine dair Yönetmelik, 20/05/2006 tarih ve
26173 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
“Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere
Kullandırılan Kredilere İlişkin Yönetmelikte Değişik Yapılmasına Dair
Yönetmelik”le, kredi kullanmış olan Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerimize kredi
borçları hakkında yapılan yeni düzenleme şu hususları kapsamaktadır:
1-Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere
Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmelik gereği kredi kullanmış olan
Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerimizin muaccel hale gelip, Bakanlıkça tahsil oluru
alınmış kooperatif ve ortaklarının, anapara borcu ile bu değişiklik
yönetmeliğinin yayımladığı 20.05.2006 tarihine kadar tahakkuk eden temerrüt
faizinin toplamı sonucu yeni borç miktarı tespit edilerek, bu borç her yıla bir
taksit olmak üzere beş eşit taksitle ödenmesi imkanı getirilmiştir.
2-Yine bu Yönetmelik ile kredi
kullanmış olup, ödemelerini düzenli yapan kooperatif ve ortaklarının kalan
borçları ise yıllık % 5 faiz oranı üzerinden yeniden hesaplanacak ve bunun için
bir başvuruya gerek kalmaksızın yeniden hesaplanmış faiz taksitleri
sözleşmedeki vadelerde tahsil edilecektir.
Muaccel
hale gelmiş ve borçlarına tahsil oluru alınmış kooperatif ve ortaklarının
yeniden yapılandırmadan yararlanabilmesi için 19.11.2006 tarihine kadar Tarım
İl Müdürlüklerine müracaat etmeleri gerekmektedir.
DGD BAŞVURULARI BAŞLADI
Çiftçi Kayıt Sistemi Projesi
uygulamalarından olan Doğrudan ve İlave Doğrudan Gelir Desteği’nin 2006 yılı
uygulamasına 05.06.2006 tarihinde başlanmış olup, başvuru kabulleri 03.11.2006
tarihi Cuma günü saat 17.00’ye kadar devam edecektir.
Belirtilen uygulama döneminde Doğrudan
ve İlave Doğrudan Gelir Desteği’nden faydalanmak isteyen tarımsal arazi sahibi
ve üretim yapan kişilerin başvurularını
yapmak üzere İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine müracaat etmeleri gerekmektedir.
Uygulama döneminde önceki yıllarda
başvuru yapan çiftçiler başvuru evraklarını İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinden
temin edeceklerdir.
Önceki yıllarda taahhütname 1 ve 2 kullanarak
başvuru yapmış çiftçiler ile kiralama evrakı kullanarak arazi kiralayan
çiftçilerin kira süreleri dolmamış ise kiralama evrakı ve taahhütname
yapmayacaklardır.
İlave Doğrudan Gelir Desteği uygulamalarından
olan Toprak Analizi yaptıran çiftçilerin Toprak Tahlil Raporları 1 Ekim 2005
tarihinden sonraki tarihleri kapsayacaktır.
Ayrıca kadastro geçmemiş birimlerde tarımsal
arazi sahibi ve tarımsal üretim yapan çiftçiler aşağıda verilen tarihler
içerisinde gelip başvurularını yapacaklardır.
Köye verilen tarihler dışında işlem yapılmayacaktır.
NOT:
Yukarıda belirtilen kadastro geçmemiş köylerden 26.08.2006 tarihinden itibaren
03.11.2006 tarihleri arasında köy ayrımı yapılmaksızın başvuru alınacak ve
arazi tespitleri yapılacaktır.
ÇAYBAŞI’NDA FINDIK TARIMI SEMİNERİ DÜZENLENDİ
Çaybaşı İlçe Tarım Müdürlüğü ve
Çaybaşı Ziraat Odası Başkanlığı’nın ortaklaşa organize ettiği Fındık Semineri,
23.05.2006 tarihinde Çaybaşı Belediye Konferans Salonunda gerçekleştirildi.
İlçe Tarım Müdürü Musa SAĞLAM’ın
açılış konuşmasıyla başlayan seminerde İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU da bir
konuşma yapmıştır. İl Müdürümüz yaptığı konuşmada “Bu eğitimlerle amaçlanan;
üreticilerimizin birim alandan daha fazla ürün alabilmelerini sağlamak, böylece
ilimiz için ana ürün olan fındıktan sağlanan gelirlerin de buna paralel olarak
artmasıdır” demiştir.
Seminere konuşmacı olarak katılan,
Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. S.Zeki BOSTAN; “Fındıkta
Budama ve Gençleştirme” konusunda, yine Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Ceyhan TARAKÇIOĞLU; “Fındıkta Gübrelemenin Önemi ve Gübreleme Teknikleri” konusunda, Karadeniz
Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden Dr. Kibar AK; “Önemli Fındık
hastalık ve Zararlıları konusunda çiftçilere bilgiler vermişlerdir.
Çaybaşı
Kaymakamı Muhammed Lütfü KOTAN, Çaybaşı Belediye Başkanı Zekeriya SARIKOCA, İl
Müdür Yardımcımız İshak HACIKAMİLOĞLU, çevre İlçe Tarım Müdürleri, daire
Müdürleri ve çok sayıda çiftçinin katıldığı seminer sonunda konuşmacılar
çiftçilerin sorularını cevaplamışlardır.
“ÇİFTÇİ
EĞİTİM VE YAYIM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI VE DEĞERLENDİRİLMESİ” TOPLANTISI
İLİMİZDE YAPILDI
Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 2006
yılı Hizmetiçi Eğitim Programı çerçevesinde; İl Müdürlükleri bünyesinde görev
yapan Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürlerine yönelik olarak Çiftçi Eğitim ve
Yayım Şube Müdürlüğü Çalışmaları ve Değerlendirilmesi konulu toplantı 22-26
Mayıs 2006 tarihleri arasında İl Müdürlüğümüzde yapılmıştır.
Toplantıya
Bakanlığımız Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü’nden Yayım Dairesi
Başkanı Habip ÇADIRCI, Mühendis Haluk BALİÇ, Mühendis Hatice ÇEVİK, Mühendis
Hakan ÖZAT, Kırsal kalkınmada Kadın Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü Yaşar
TAŞDAN, Kırsal Kalkınmada Kadın Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü Halit CANKURT,
KÖYMER Birimi’nden Mühendis Özkan ŞAHBAZ, El Sanatları Daire Başkanı Afide
YAZAR ile 22 ilden Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürleri katılmış olup, toplantı
süresince illerin 2005 yılı yayım faaliyetlerinin değerlendirilmesi,
Küreselleşen Dünyada Tarımın Geleceği ve Yayımın Üstleneceği Roller, AB
Sürecinde Tarımsal Yayım, AB Kırsal Kalkınma Politikalarının Mevcut Durumu ve
Geleceği, Etkili İletişim ve İnsan İlişkilerinde Başarı, Beden Dili gibi
konularda görüş alış verişinde bulunuldu.
İL
MÜDÜRLÜĞÜMÜZ PERSONELİNE TARIMSAL YAYIM KURSU DÜZENLENDİ
Bakanlığımızın 2006 yılı hizmetiçi
eğitim programı gereğince; bugüne kadar yapılan uygulamalardan farklı olarak
ilk kez ilimizde İl ve İlçe Müdürlüklerinde görevli personele yönelik olarak
Tarımsal Yayım konusunda eğitim verilmiştir. Çiftçi
Eğitim ve Yayım Şube Müdürümüz Kemal YILMAZ’ın koordinatörlüğünde 09-11/05/2006
tarihleri arasında gerçekleştirilen eğitim için “Tarımsal Yayım Hizmetlerinin
Geliştirilmesi Projesi” kapsamında yetiştirilmiş olan Tarımsal Eğitim Grubundan
Fatma KOÇAK, Mehmet TOPARLAK ve Ayhan GÖKTAŞ eğitici olarak
görevlendirilmiştir.
3
gün süren eğitime 18 kursiyer katılmış olup, kursiyerlere tarımsal yayımın
özellikleri, yayımcının özellikleri, tarımsal yayım metodları, etkili iletişim
ve başarılı insan ilişkileri, yeniliklerin yayılması, kültürler arası iletişim
ve öğrenme, hedefe yönelik yayım programı hazırlama, sunu anlatım teknikleri,
beden dili vb. konularda eğitim verilmiştir.
PERŞEMBE’DE
SÜT SIĞIRCILIĞI PROJESİ UYGULANIYOR
Perşembe Kaymakamlığı ve Müdürlüğümüz
işbirliği ile Sosyal Riski Azaltma Projesi kapsamında 2005 yılında kabul edilen
Süt Sığırcılığı Projemizin ihalesi 2006 yılında yapılmış olup uygulanmaya
başlanmıştır. Proje ile dar gelirli ailelerin temel gıda ve besin ihtiyaçları
ile geçim kaynağı oluşturulmak hedeflenmiştir. Proje kapsamında 34 çiftçimize
birer adet olmak üzere Jersey ırkı süt ineği dağıtılacaktır. Her çiftçimize 1
adet Jersey ırkı süt ineği dağıtılacaktır. Süt ineklerinin dağıtımına
başlanmıştır.
TARIM
SİGORTASI
Kemal YILMAZ
ÇEŞ Şb.
Müdürü
Her geçen gün artan nüfusun gıda
gereksinimini karşılaması ile stratejik bir öneme sahip olan Tarım Sektörü
diğer sektörler içerisinde doğal, ekonomik, sosyal ve kişisel risklerden en çok
etkilenen sektördür. Sektörde teknik uygulamalarla önlenmesi mümkün olmayan
riskler çiftçilerimiz için her yıl büyük felaketlere neden olmaktadır. 2004
yılında ilimizde yaşanan soğuk ve don zararı bitkisel üretim yapılan alanlarda
ciddi zararlar oluşturmuş ve çiftçilerimizin gelirlerinde önemli düşüşlere
neden olmuştur. Olayın üstünden 2 yıl geçmiş olmasına rağmen geçimini yalnızca
tarımsal üretimden sağlayan bazı çiftçilerimizin o yıl yaşanan afetle birlikte
maruz kaldıkları sıkıntıları halen üzerlerinden atamadıkları görülmektedir.
Bütün
gelişmiş ve birçok gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, gelir düzeyi çok
düşük olan çiftçilerin çoğunlukta olduğu ülkemizde de tarım sektöründe doğal
afetlerin sebep olacağı ürün ve hayvan kayıplarından doğan zararlar ancak Tarım
Sigortaları ile karşılanabilir.
Gelişmiş ülkelerde devlet destekli tarım
sigortaları uygulamaları yıllar önce başlamıştır., böylece çiftçilerinin çok az
bir masrafla zararlarını karşılayarak sosyal ve ekonomik güvenceye kavuşmaları
sağlanmıştır. Ülkemizde ise yıllardır
gündemde olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen Tarım Sigortaları Kanunu 21
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Kanunun yayımına müteakip mevzuat
çalışmaları tamamlanarak 1 Haziran 2006 tarihinden itibaren 17 büyük sigorta
şirketinin bütün acentelerinde ve temsilciliklerinde Tarım Sigortası
poliçelerinin satışına başlanarak devlet destekli Tarım Sigortaları hayata
geçirilmiştir.
Uygulama ile Tarım Sigortası yaptıracak
çiftçilerimizin 2006 yılı için Tarım Sigortası priminin %50 si devlet
tarafından karşılanarak çiftçilerimizin çok az bir masrafla oluşabilecek
zararlarını gidermeleri ve ihtiyaç duydukları ekonomik ve sosyal güvenceye
kavuşmaları sağlanacaktır.
Tarım
Sigortası kapsamına alınacak ürünler, riskler, bölgeler ve işletme ölçekleri
itibarıyla devlet tarafından sağlanacak prim desteği miktarı, her yıl
Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir. 2006
yılı prim desteği oranlarına ilişkin 2006/10105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
ile;
-
Dolu sigortasının Ülke genelinde tüm bitkisel ve ürünler ve seralarda uygulanması,
-
Ön soy ve soy kütüklerine kayıtlı süt sığırları ile kapalı sistemde üretim
yapan , biro güvenlik ve hijyen tedbirlerini almış tesislerde yetiştirilen
kümes hayvanlarının hayat sigortalarının yapılması
-
Akkuş İlçemizinde içerisinde bulunduğu 90 ilçede don sigortasının pilot
uygulama olarak başlatılması
-
Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı olan üreticilere sigorta priminin %50’ si
oranında devlet prim desteği sağlanmıştır.
Ürünlerini
sigorta yaptırmak isteyen üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı ve
bilgilerinin güncel olması gerekmektedir. Bundan sonra üreticinin yapması
gereken bulunduğu yere en yakın Tarım Sigortası yapan sigorta şirketinin
acentesine müracaat etmektir.
Yıllardır beklediğimiz
Tarım Sigortasının Ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını temenni ederim.
TARIM TAKVİMİ
(Temmuz-Ağustos/Eylül-Ekim
2006)
TEMMUZ-AĞUSTOS
FINDIK:
Bu aylarda toprak ve yaprak numuneleri alınarak analizleri yaptırılmalıdır.
Fındık hasadına başlanmadan önce
fındık bahçelerinde genel bir temizlik yapılması gerekir. Ayrıca, bu yabancı
otlar fındık hasadını zorlaştırdığı için gerekiyorsa ilaçlı mücadele
yapılmalıdır.
Ağustos ayında hasat zamanı
saptanırken bahçedeki hakim çeşitlerin hasat olgunluğuna gelip gelmediğine
bakılır. Hasat mutlaka belirtilen tarihlerde ve belirtilen usullerde yapılmalı,
hasat ve harman sırasında uygulanması gereken kurallara uyulmalıdır.
MEYVECİLİK:
Meyveler iri fındık büyüklüğüne geldiğinde elma iç kurduyla mücadele uygulanır.
KİVİ:
Bu dönemde yapraklar aşağıya doğru eğilmişse, dalda dik bir durumda değilse
haftada iki kez olmak üzere sulama yapılır.
SÜT VE BESİ SIĞIRCILIĞI: Bu aylardaki yüksek sıcaklıklarda hayvanlarda
verim düşüklüğü görülmektedir. Bu amaçla, ahırlar temizlenip havalandırılır.
Hayvanları cereyanda bırakmamak koşuluyla ahırlara sürekli temiz hava
sağlanmalıdır. Paraziter hastalıklara önlem olarak ahırlarda parazit ilaçlaması
yapılmalıdır.
SERACILIK:
Budama, gübreleme ve diğer bakım işlerine devam edilir. Bu dönemde mildiyö için
ilaçlı mücadeleye ve havalandırmaya özen gösterilmeli, ilaçlamayla hasat
arasındaki zamana dikkat edilmelidir. Sulama her hasadın sonunda yapılmalı ve sulamayı
sabahın erken saatlerinde yapmaya dikkat edilmelidir. Yaprak biti, kırmızı
örümcek ve külleme görülürse bunlar içinde mücadele yapılmalıdır.
PATATES:
Mildiyö hastalığına ve patates böceği zararlısına karşı ilaçlı mücadele
uygulanır.
Çapalama suretiyle boğaz doldurma
yapılır.
Patates böceğine karşı kültürel
tedbirlerde uygulanmalıdır. Hasat sırasında toprakta hiç patates
bırakılmamalıdır. Bahçedeki larva ve erginlerle yumurta grupları toplanarak
imha edilmelidir.
ARICILIK:
Bu dönemde kovanlarda uçuş aktivitesi ve besin taşıma gözlenmelidir. Kovan iç
kontrolleri yapılarak koloninin gücü ve besin stoğuna bakılmalıdır. Koloniye
gelişme fırsatı verilmeli yani petek ve ballık ilavesi yapılmalıdır. Bu şekilde
kolonide oğul eğilimi engellenir. Kovanların şiddetli yaz sıcaklarından
korunması gerekir. Hastalık ve zararlılara karşı kovan sürekli takip
edilmelidir. Ağustos sonunda bal hasadı yapılmalıdır.
MISIR:
Birinci ve ikinci çapalama ve bu çapayla beraber boğaz doldurma yapılır. İlk
yarısı ekimle birlikte verilmiş olan azotlu gübrenin kalan yarısı da bu çapayla
birlikte verilir.
EYLÜL-EKİM
FINDIK:
Alçak ve orta kesimlerde hasat edilen fındıklar kurutulur. Yüksek kolda ise
hasada devam edilir. Fındığın önemli zararlılarından olan fındık filiz güvesine
karşı, hasat bittikten sonra yapraklar yere düşmeden ilaçlı mücadele
yapılmalıdır. Ayrıca, toprakta Mayıs böceğinin 5-
Eğer, geçen zamanda toprak tahlili
yaptırılmadıysa Ekim ayı içinde mutlaka yaptırılmalıdır.
Fındık ocaklarında çeşitli hastalık ve
zararlılardan dolayı kuruyan ve haztalıkla bulaşık dalların kesilmesi, bu
kesilen dalların ise hemen bahçeden uzaklaştırılıp yakılması gerekir.
MEYVECİLİK:
Meyvelerde hasat yapılır. Meyve bahçelerinde toprak tahlilini de ihmal etmeden
yaptırmak gerekir.
SÜT VE BESİ SIĞIRCILIĞI: Sonbahar dönemi şap aşıları yaptırılır.
Hayvanlara daha önce uygulanan iç ve dış parazit ilaçlaması tekrarlanır. Yayla
döneşleri de bu döneme denk geldiğinden ahırlar dönüş için hazırlanır. Ahırlar
badana, boya yapılır, ilaçlama ve onarım gibi işlemler yapılır.
SERACILIK:
Domates ve hıyarda mahsul gübrelemesine ve yalancı mildiyö ile mücadeleye devam
edilir. Kıvırcık marulların toprak hazırlığı yapılarak ekim gerçekleştirilir.
PATATES:
Patateste hasat yapılır ve uygun depo şartlarında depolanır.
ARICILIK:
Eylül ayında bal hasadına devam edilir. Varroa mücadelesi yapılır. Arı
kolonilerine kış dönemi için bal ve polen depolanmış petekler bırakılır. Bal
hasadından sonra şuruplama yemleme yapılır. Kovanlarda kış hazırlığı yapılır.
Kovan çatlakları ve yarıkları onarılır.
MISIR:
Mısır hasadına başlanır. Daneli ya da koçanlı olarak elde edilen mısır ürünü
ambarda depolanmadan önce kurtlanmaması için koruyucu olarak ilaçlanması
gerekmektedir. Ayrıca, mısır kurdu ile mihaniki mücadele olarak mısır hasat
edildikten sonra arta kalan mısır sapı artıkları, tarladan toplanıp
yakılmalıdır.
KİVİ:
Bahçede toprak işlemesi yapılır.
MİNERAL
REHBERİ
Vücutta minerallerin eksikliği
başlangıçta kendini hafif semptomlarla gösterir. İsteksizlik, sinirlilik, gerginlik
ve konsantrasyon bozukluğu sorunları bu eksikliğin ilk belirtileridir. Bu
uyarılar dikkate alınmadığı takdirde zamanla ciddi hastalıklar yaşanabilir.
KALSİYUM:
Kalsiyum eksikliği kendini özellikle
kemiklerde gösterir. Yeterli alınmadığı takdirde kemikler kolayca kırılır.
Çocukluk yıllarından itibaren itibaren yeterli miktarlarda kalsiyum almak,
ileriki yaşlarda yaşanabilecek kemik edimesine karşı koruyucu etki yaratır.
Çünkü, kemikler insan bedenindeki en önemli kalsiyum deposudur.
Etkili
Olduğu Alanlar: Kalsiyum, büyük oranda, kemiklerin yapılandırılmasından
sorumludur. Bunun ötesinde hücre zarının sabitlenmesinde, sinirler arasındaki
bilgi iletiminde, kas kasılması ve kanın pıhtılaşmasında da çok önemli rol
oynar.
Ayrıca, araştırmalar, yeterli miktarda
alınan kalsiyumun kan basıncını düşürdüğünü ve bağırsak kanseri riskini
azalttığını kanıtlamıştır. Alerjileri olanların yeterince kalsiyum almaları
gerekir. Bu mineral etkisini, “kemik vitamini” adıyla da anılan D3 ve K
vitaminleriyle beraber alındığında daha etkili biçimde gösterir.
Kalsiyum
içeren gıdalar: Peynir, yeşil lahana, tam yağlı yoğurt ve tam yağlı süt.
MAGNEZYUM:
Magnezyumun düşük miktarda alınması
kalp krizi ve felç riskini yükseltir.
Etkili
Olduğu Alanlar: Magnezyum vücutta adeta “kalp pili” gibi bir görev yapar. Güçlü
ve düzenli kalp atışını sağlar; böylece ritm boçukluklarını önler. Kalbe yakın
damarların genişlemesini sağlayarak, kanın akışmanlığını düzenler, kalbin
oksijenle beslenmesini sağlar. Bu sayede yüksek tansiyona karşı da etkili olur.
Magnezyum
içeren gıdalar: Buğday, yulaf ezmesi, mısır ve pirinç.
SELENYUM:
Selenyum eksikliği, genellikle tiroit
bezi sorunları ve kalp yetmezliği şeklinde ortaya çıkıyor.
Etkili
Olduğu Alanlar: Selenyum, öncelikle bağışıklık sisteminde görevli hücrelerimizi
koordine eder. Serbest radikallerle mücadelede ve kanser hücrelerinin
çoğalmasını önlemek konusunda büyük rol oynar. Ayrıca, karaciğer hücrelerinin
korunmasında ve üreme sistemimizde de çeşitli işlevler üstlenir.
Selenyum
içeren gıdalar: Hamsi, uskumru ve yumurta.
HIYARLARDA
YALANCI MİLDİYÖ
Tuğrul GÜNGÖR
Tekniker
İlimizde son yıllarda hızlı bir
artışla tarımı yapılan HIYAR sebzesinde büyük zararlara sebep olan YALANCI MİLDİYÖ hastalığı ile mücadelede
başarılı olmak için bütün çiftçilerimizin bilinçli mücadele yapması esastır.
Hıyar da Yalancı Mildiyö bitki
yaprakları üzerinde önce küçük, soluk yeşil veya sarımsı lekeler halinde
belirir. Hastalık ilerledikçe bu lekeler koyulaşır, yaprağın alt yüzünde ve bu
lekelerin tam altında gri veya menekşe renginde bir küf oluşur. Hastalanan
yapraklar sararır sonra kahverengine dönüşür, sonuçta bitki tamamen ölür.
İlimizin rutubetli oluşu sebebiyle de önemli ürün kayıplarına neden olur.
HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN:
1.Sık
tohum ekimi yapmamak
2.Hıyar
tarlasında veya sera da sürekli çapa yaparak, yabancı otların ortadan
kaldırılması.
3.Hastalıklı
bitkilerin toplanıp seradan uzaklaştırılması veya derin bir çukura gömülmesi
gibi bir takım bakım işlerinin yapılmasına dikkat edilmelidir
İlaçlı mücadeleye bitkiler kol atmaya
başladığında ve ilk mildiyö belirtileri görülür görülmez aşağıda etkili madde
ve dozu yazılan ilaçlardan kullanılarak başlanır.
İlaçlama
5 ila 7 gün ara ile yukarıda yazılan ilaçlardan herhangi üçüyle dönüşümlü
olarak tatbik edilmeli, ayrıca bölgemizin rutubetli olması sebebi ile hastalık riskinin
daha fazla olabileceğinden; Maneb, Mancozeb ve Propineb gibi ilaçların tavsiye
dozunu % 50 artırarak mücadelede başarı oranı yükseltilebilir.
ELMA İÇ KURDU
Hülya OKTAY
Ziraat
Mühendisi
Zararı: Yumuşak
çekirdekli meyvelerin en önemli zararlılarından biridir. Elmada zararı ekonomik
bir önem taşır. Elmadan başka armut, kayısı ve ayvada da büyük zarar yapar.
Yumuşak çekirdeklilerde, meyveler erken dökülür ve küçükken kurtlanan
meyvelerde ise döküm daha da fazla olur. Büyümüş meyvelerde dökülme nispeten
azalır. Meyve üzerinde iç kurdunun açtığı bir delik ve etrafında pislikleri
görülür. Meyve kesildiği zaman, meyve içerisinde çekirdeğe kadar uzanan bir
yeme yolu ve pislikler vardır. Ekseriya meyve içerisinde beyazdan et
kırmızısına kadar renkte ve baş tarafı kahverenginde olan larva (kurt) bulunur.
Etmeni:
Zarararlısı küçücük bir kelebek olan elma iç kurdunun esas zararını (C.
pomonella) tırtılı (larvası) yapar. Kışı meyve ağaçlarının kabuk ve çatlakları
arasında kirli beyaz bir koza içerisinde larva olarak geçiren haşere,
ilkbaharda pup olur. Meyveler, aşağı yukarı iri nohut büyüklüğünü aldığında,
haşerenin kozadan çıkan kelebekleri de görülmeye başlar.
Kültürel
Önlemler: Öncelikle elma bahçelerinin elma iç kurdunun diğer konukçusu
olan armut, ayva, ceviz gibi meyve ağaçları ile karışık olarak kurulmamasına
özen gösterilmelidir. Bunun yanı sıra elma ağaçlarının altına dökülen
meyvelerin toplanıp uzaklaştırılması, ambalaj ve depolama yerlerinin elma
bahçelerinin kenarlarına kurulmaması, bahçenin sürülmesine özen gösterilmesi ve
ağaçların gövdelerine haziran ayı başlarında oluklu mukavvadan tuzak bantlar
sarılarak, bunlara gelen larvaların haftalık kontrollerle imha edilmeleri
gerekmektedir.
Kimyasal Mücadele: Elma iç kurdu mücadelesinde, her döle ait
larva çıkışı süresince ağaçları ilaçlı bulundurmak ve yumurtadan çıkan
larvaları meyve içine girmeden öldürmektir. Larva çıkışlarını tespit amacıyla
çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.
Bu yöntemlerin uygulanamadığı
bahçelerde ilaçlamalara meyveler fındık iriliğine geldiğinde başlamak
gerekir.
Bu dönemde ilk ilaçlama yapılır. 2. ve
diğer ilaçlamalar, kullanılan ilacın etki süresi bitiminde (yaklaşık 20 gün
aralıklarla) yapılmalıdır. İlaçlamalar hasada l ay kala bitirilmeli, yüksek
basınçlı motorlu pülverizatörler ile yapılmalı ve ağacın tüm organlarının
ilaçlı su ile ıslanması sağlanmalıdır.
Elma iç kurdu mücadelesinde kullanılabilecek
ilaçların bazıları ve dozları aşağıdadır.
FINDIKTA
HASAT, HARMAN, DEPOLAMA VE AFLATOKSİN
Kıvanç GÜNAY
Ziraat
Mühendisi
Hasat:
Fındık hasadına yaklaştığımız şu günlerde bahçelerinin temizliğine önem
gösterilmelidir. Yapılacak temizlik işlemleri hasadı kolaylaştıracağı gibi yere
düşecek fındıkların bulunabilmesi açısından da önem arz etmektedir.
Bölgemizdeki fındık bahçelerinin
çoğunluğu farklı çeşit fındıklardan oluştuğundan hasada baskın çeşit
olgunlaştığında başlanması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Fındıkta hasat
zamanının geldiği bazı özelliklerden belli olur. Bunlar;
1-
Zurufların iyice sararıp kızarması,
2-
Fındık tanelerinin zuruf içerisinde kolayca oynamaya başlaması,
3-
Sert meyve kabuğunun-nisbetinde kızarması ve fındık içinin kendine has sertlik
ve tadını alması
Fındık eğer erken toplanırsa meyve
sürgünleri zarar görebilir, iç buruşuk ve küçük kalır, randıman az olur, fındık
zurufundan kolay ayrılamaz ve muhafaza süresi azalacaktır. Eğer geç hasat
yapılırsa fındıklar yere dökülecek toprakla temas edecek; fındıklarda kabuk
çatlamaları görülecek ve küf bulaşmalarına neden olacaktır.
Harman:
Tekniğine uygun hasat edilen , toprakla fazla hasat ettirilmeyen ve jüt
çuvallara konularak nakli yapılan fındıklar kurutulmak üzere harmanlara
getirilir. Fındıklar asla naylon çuvallara konularak taşınmamalı ve
bekletilmemelidir. Ayrıca fındık jüt çuvallara konulsa da asla 1 günden fazla
bekletilmemelidir. Çuvallarda birkaç gün bekletilen fındıklar hava şartlarına
da bağlı olarak kızışma gösterirler ve buda aflatoksin oluşumuna neden olur.
Harmanlar hafif meyilli ve betondan
olmalıdır. Harmanlamada dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise harmana
fındıkların çok kalın serilmemesidir. Ayrıca serilen fındıklar içerisinde
karıştırmak maksadıyla da olsa gezilmemelidir. Karıştırma işlemleri tahta
kürekle dikkatlice yapılmalıdır.
Harmanlanan fındıkların üzeri asla
naylonla temas etmemelidir. Zorunlu durumlarda ise en kısa zamanda hava
şartlarına bağlı olarak fındıkların üzeri açılmalıdır.
Depolama:
Hasat edilen ve harmanlarda kurutulan fındıklar kaliteli ve fındıkları
zedelemeyen
patozlara verildikten sonra depolanırlar. Patozdan; zurufundan ayrılarak çıkan
fındıklar jüt çuvallara konularak hemen satılmalı, satılamıyorsa ikinci bir
kurutma işlemine tabi tutulmalıdır. Kurutma işlemi tamamlandıktan sonra mutlak
suretle fındıklar içerisindeki kırık, zedeli, delik fındıklar temizlenmelidir.
Bu işlemlerden sonra fındıklar jüt çuvallara konularak depolanır. Fındığın
depolanması işlemleri sabah yada akşama doğru hava sıcaklığının daha az olduğu
zamanlarda yapılmalıdır.
Depolar daha önceden ilaçlanmalı ve
havalandırılmalıdır. Depolar doğrudan ışık almayan, havalanması iyi, kuru,
temiz, nem oranı %70 in altına düşmeyen, duvarları ve çatısı düzgün ve sağlam
yerler olmalıdır.
Çuvallanan fındıklar depolara
ızgaralar üzerine konularak depolanmalıdır. Çuvallar üst üste en fazla 5 çuval
olacak şekilde konulmalıdır.
Asla fındıklar yığın oluşturacak
şekilde dökülerek depolanmamalıdır.
Aflatoksin:
İnsan gıdalarında, tahıllarda, yemlerde ve her türlü kuru yiyeceklerde rutubetin artmasına ve
sıcaklığa bağlı olarak, mantar türleri hızla üreyerek mikotoksin (küf zehiri) denilen zararlı bir toksin
(zehir) üretirler. Bunların en önemlisi “Aflatoksin” dir. Bu toksin;
*Büyük ekonomik kayıplara yol açmakta,
*Üretici
ve sanayiciyi zor durumda bırakmakta,
*İhracatımız
engellenmekte ,
*Ülkemizin
dış ticaretteki itibarı zedelenmekte,
*Fındığın
ihracatını zorlaştırmakta,
*Pazarlama
problemlerine neden olmakta,
*Dışarıya
satılamayan ve yurt içinde fazla tüketimi olmayan bir ürünün yurtiçi fiyatı da
düşmektedir.
Bu gibi maddi ve manevi kayıplara
nenden olan aflatoksin ayrıca insanlarda da çok sayıda hastalıklara neden
olmaktadır.
Fındığımızı aflatoksinden kurtarmanın
en kısa ve kesin çözümü yukarıda anlattığımız gibi ürünümüzü tekniğine uygun
hasat etmek, harmanlamak ve depolamaktır.
“FINDIĞINIZIN HASADINA İL VE İLÇE TARIM
MÜDÜRLÜKLERİNİN AÇIKLAYACAĞI TARİHLERDE BAŞLAYINIZ”
FINDIKTA
DALKIRAN ZARARLISI
Engin KONTAŞ
Ziraat Yük.
Mühendisi
Bitki Koruma
Şb. Müdürü
Türkiyede sert ve yumuşak çekirdekli
meyve ağaçlarında ve ormanlarda zararlı olduğu bildirilen yazıcıcı böcekler son
yıllarda İlimizin sahil ve orta kuşak fındık bahçelerinde önemli zararlar
yapmaktadır. Fındık bahçelerindeki diğer zararlılar ürünün kalitesine ve
miktarına direkt veya dolaylı etki yaparken, yazıcı böcekler genç ve yaşlı
fındık dallarını kurutarak önemli bir miktarda ürün kaybına ve fındık
bahçelerinin elden çıkmasına neden olmaktadır.
Ayrıca yaşamlarının büyük bir kısmını
odun dokusu içinde galerilerde geçirdikleri için fındığın diğer zararlılarına
oranla bunlarla kimyasal mücadelede istenilen başarı sağlanamamaktadır. Bu
nedenle İlimiz sahil ve orta kuşağında dalkıran zararlısı ile bulaşık bahçelerde
bu zararlı fındığın ana zararlısı durumuna geçmiştir. Ayrıca fındık dışında son yıllarda alternatif
ürün kapsamında bölgeye yerleştirilmeye çalışılan kivi ve trabzonhurması
sahalarında da yer yer dalkıran zararı görülmektedir.
Fındık bahçelerinde önemli zarara yol
açan dalkıran zararlısının başlıca 2 türü olup bunlar; Xyleborus dispar ve
Lymantor coryli’dir. Yapılan araştırmalar neticesinde bu türlerin
çıkışları hava sıcaklığı 18-20 oC’ye ulaşınca Mart-Nisan aylarında başlamakta
ve Ağustos sonuna kadar devam etmektedir. Bu nedenle bu zararlı ile sadece
kimyasal mücadele yöntemiyle mücadele etmek yeterli olmamaktadır.
Son yıllarda Karadeniz Tarımsal
Araştırma Enstitüsünce yapılan çalışmalar sonucunda etkinliği ortaya konan ve
Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ruhsatlandırılan “Kırmızı Kanatlı Yapışkan
Tuzaklar” bu zararlı ile mücadelede
kullanılmaktadır. Bu tuzaklar kimyasal mücadeleye karar verebilmek için
(monitör) ve kitlesel yakalama (biyoteknik mücadele) amaçlı
kullanılmaktadırlar.
ZARARLININ
TANIMI: Dalkıran erginlerinin dişileri 3-
Dalkıran zararlısının ergini, dalın
gövdesinde
Galerileri açan dişi baş kapsülünün
içinde taşıdığı Ambrosia mantarının sporlarını galeriye bulaştırır ve bütün
galeri içi kirli beyaz renkteki bu mantarlarla kaplanır. Dişiler galeri açmaya
başladıktan 10-15 gün sonra çıkmaz sokak şeklindeki dik galerilere yumurtlamaya
başlar. Yumurtadan çıkan larvalar galerilerde gelişmekte olan Ambrosia mantarı
ile beslenirler. Larvalar 3-4 hafta beslendikten sonra pupa olurlar. Pupadan
çıkan yeni dalkıran erginleri, ertesi yıl çıkış zamanına kadar bulundukları
galerilerde kışlarlar. İlkbaharda sıcaklık 18-20 oC'ye ulaşınca, galeriden
çıkan dişiler sağlıklı dallarda yeni galeriler açmaya başlarlar.
Galeri yerleri bitki tarafından
kapatılamayıp buralardan dışarıya bitkinin özsuyu akar. Bu akıntı
siyahımsı-kahve renkli olarak görülür, 5-
Bir
dalkıran dişisi ortalama 50 kadar yumurta bırakır ve açtığı kuluçka galerisi de
bu yumurtalardan çıkacak dalkıranların tam olarak gelişmesine imkân verir.
Dalkıran zararlısı yılda bir döl
vermektedir.
MÜCADELESİ:
Bu zararlıya karşı üç türlü kombine bir mücadele yapmak gerekir.
1-KÜLTÜREL MÜCADELE:
-Dalkıran
zararlısı yerleşecekleri dalları özellikle zayıf ağaçların salgılamış olduğu,
özgün koku sayesinde tespit ettiğinden; bakımsız, besin maddelerince fakir, taban
suyu yüksek yerlerde kurulu bahçelerdeki zayıf ağaçları öncelikle tercih
etmektedir. Bu nedenle bahçenin bakımlı ve kuvvetli bulundurulmasına ve besin
maddelerce fakir-sığ topraklarla, taban suyu yüksek arazilerde fındık bahçesi
kurulmamasına dikkat edilmelidir.
-Bahçenin
budanması sırasında dalkıranla bulaşık delikli dallar tespit edilip kesilmeli
ve bahçeden uzaklaştırılarak mart ayına kadar mutlaka yakılmalıdır.
-Bu
zararlı daha çok bakımsız ve verimsiz bahçelerde görüldüğünden, bakım
ve gübreleme işlemine gereken önem verilmelidir.
-Kültürel
işlemler bütün komşu bahçelerle birlikte yapılmalıdır.
2-KİMYASAL (İLAÇLI) MÜCADELE:
-İlaçlama
yapılacak bahçede, mutlaka kültürel ve mekaniksel tedbirler uygulanmalıdır.
İlaçlama yapacağımız bahçede, bir yıl öncesinden tesadüfi olarak 10 ocak
belirlenir. Bu ocakların her birinden 3’er dal seçilir. Bu dallardaki galeriler
(delikler), Mart-Haziran arasında sayılır. Aynı dallar Ağustos ortasından sonra
ikinci kez sayılır. İki sayım arasında, bu seçilen 10 ocağın 30 dalında 3 yeni
galeri tespit edilmişse, o bahçede ilaçlı mücadeleye karar verilir.
-Mücadele
zamanı, bahçe kontrol edilerek otlar üzerinde yoğun olarak taze odun talaşı
görüldüğünde yapılır.
-Ancak
en iyi yöntem Kırmızı Kanatlı Yapışkan Tuzakları “monitör” olarak kullanıp,
haftalık yapılan bakım ve kontrollerde, tuzağa yakalanan dalkıran ergini
sayısına bakılarak yoğun çıkışın olduğu dönemi belirleyip, bu dönemde ilaçlı
mücadele yapılmasıdır. Bu dönem genellikle temmuz başı ve temmuz ortası olmaktadır.
Bu dönemlerde etki süresi iki hafta olan ilaçlarla kimyasal mücadele
yapılmalıdır.
KULLANILAN İLAÇ VE DOZLARI:
-Yukarıda
tavsiye edilen ilaçlardan herhangi birisinin dozları 10’a bölünerek
-İlaçlama
sırasında herhangi bir şey yenilip içilmemelidir.
-1.
İlaçlamadan 15-20 gün sonra 2. ilaçlama yapılmalıdır.
-İlaçlamadan
sonra 20 gün süreyle bahçede hayvan otlatılmamalıdır.
3-BİYOTEKNİK (KİTLESEL YAKALAMA) MÜCADELE:
-Biyoteknik
mücadele, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan “Kırmızı
Kanatlı Yapışkan Tuzaklar” kullanılarak yapılmalıdır.
-Bu
tuzaklar yoğunluğun % 80-85’nin çıkış yaptığı Temmuz-Ağustos aylarında
bahçelere asılmalıdır.
-Dekara
asılacak tuzak miktarı bulaşıklık durumuna göre ayarlanmalıdır.
Bulaşıklığın % 70-80 olduğu
bahçelerde dekara 6-8 tuzak, bulaşıklığın % 30-40 olduğu bahçelerde dekara 3-4
tuzak asılmalıdır.
-Bu
tuzaklarda cezbedici ve çekici koku olarak 1:1
(% 50) sulandırılmış, % 94’lük
etil alkol kullanılır. Tuzakların altına asılan kaba konan sulandırılmış etil
alkol haftada bir değiştirilerek, tuzağın kanatlarına yapışmış dalkıran
erginleri temizlenmelidir.
-Dalkıran
zararlısının yoğun olduğu bahçelerde mücadele süresini azaltmak ve daha kısa
sürede sonuç alabilmek için; kitlesel yakalama, kültürel mücadele ve kimyasal
mücadele kombine edilerek mücadele yapılmalıdır.
KOYUN ÇİÇEĞİ
Ersin SOYDAN
Veteriner
Hekim
Koyun çiçeği çok bulaşıcı olup her
yaştaki koyunlar yakalanır. Koyun ve keçilerde yüksek ateş ve kılsız
bölgelerinde kabarcıklar oluşturan bulaşıcı bir hastalıktır.
Hasta hayvanların çiçek yaralarından
düşen parçalar ve öksürükle saçılan hastalık mikropları yemlikleri, eşyaları ve
çevreyi bulaştırır. Hastalık sokucu sineklerle ve rüzgarla çok uzak alanlara
yayılabilirler.
Çiçek mikrobu güneş ışığında ve açık havada kısa zamanda ölür
ancak koyun postlarında iki ay kadar, serin ve karanlık ortamlarda iki yıl
kadar hastalık yapıcı özelliklerini korurlar.
Koyunlar hastalık mikrobunu solunum
yoluyla alırlar.
Hasta koyunlarda; yüksek ateş,
titreme, burun akıntısı, solunumun artması görülen ilk belirtilerdir. Göz
kabakları şişer, baş, kuyruk altı, karın ve bacak içlerinde kırmızı yuvarlak
lekeler oluşur. Daha sonra bu lekeler kabarır, sertleşir, içinde su toplanır ve sararıp kabuklaşır.
Kabuklar yaklaşık bir hafta içinde düşer, yerlerinde açık renkli iyileşme
dokuları kalır. Gebe hayvanlar yavru atar. Kuzu ve oğlaklarda hastalık daha
şiddetli seyreder.
Bakımı iyi olmayan sürülerde,
kalabalık ağıllarda, saf ırklarda ve genç hayvanlarda ölüm oranı yüksektir.
Hastalık üç hafta sürer. İyi bakılan sürülerde ölüm oranı % 5, kuzularda ve saf
ırklarda %
Korunma; Sürüye yeni hayvan katılacağı
zaman hayvanlar dikkatlice muayene edilmelidir. Koç katılımından önce aşı
uygulanmalıdır.
Çiçekli
hayvanlar kesilmemeli ve etleri yenmemelidir.
Deri ve yünleri dezenfekte edildikten sonra kullanılmalıdır.
HAYVAN
YETİŞTİRİCİLİĞİ
Ersin SOYDAN
Veteriner
Hekim
Buzağı Bakım ve Beslenmesinde Dikkat
Edilecek Hususlar:
Buzağı sıcak ve temiz bir yerde
doğmalıdır. Buzağı doğduktan sonra kuru ve temiz bir bezle temizlenip,
kurulanmalıdır. Göbek kordonu
Annenin memeleri temizlenmelidir.
Buzağı doğduktan sonra 1-2 saat içerisinde ağız sütü muhakkak emdirilmelidir.
Ağız sütü bağırsakları temizler ve hastalıklara karşı buzağıyı korur.
Buzağılar 24 saat sonra analarından
ayrılmalı, ağız sütü emzikle yada kovayla içirilmelidir. 2-3 gün ağız sütü ve
su verilmelidir. Buzağıya verilen süt , buzağının vücut ağırlığının onda biri
kadar olmalıdır. Sütün sıcaklığı 36 derece dolayında olmalıdır. Süt kapları ve
emzikler temizlenip kurulanmalıdır.
4-27 günlerde süt, su ve
buzağı başlangıç yemi verilmelidir. Buzağı, başlangıç yemine yavaş yavaş alıştırılımalıdır. 1 aylık buzağıya
YENİ DOĞAN
BUZAĞILARA KÜPELERİNİ TAKTIRINIZ VE KAYIT ALTINA ALDIRINIZ.
SÜT SAĞIMI VE
SONRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Zerrin ZEYTİN
Ziraat
Mühendisi
retilen
bir ürünün kaliteli olabilmesinin şartı, öncelikle kaliteli hammaddeden geçer.
Çiğ sütün kalitesini de süt hayvanının sağlığı, sağım koşulları, hayvanın ve
ahırın temizliği, çiğ sütün soğutulması ve süt kaplarının temizliği gibi
faktörlere bağlı olarak, çiğ sütteki mikroorganizma yükü belirler.
Aseptik koşullarda sağılan ve hemen
analiz edilen sütün ml’ sinde birkaç yüz bakteri bulunurken, bir süre beklemiş
ve asitliği artmış 1 ml sütteki bakteri sayısı yüz milyonları bulur.
Çiğ süt kontrollü ve sağlıklı koşullardaki
ahır ve ağıllardan temin edilmelidir.14.02.2000 tarih ve 23964 sayılı resmi
gazetede yayınlanan Çiğ Süt ve Isıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliğinde süt
üretim işletmesinin taşıması gereken şartlardan söz edilmektedir. Tebliğe göre
süt üretim işletmesinin, sağım, soğutma ve depolama için yeterli temizlik ve
hijyenik şartların sağlanması gerekmektedir. Bu işletmelerin zemin ve
duvarlarının kolay temizlenebilir nitelikte olması, uygun havalandırma ve
aydınlatma koşullarını taşıması, sıvı atıkların kolay drene edilebileceği
zemini, sağım ve ekipman temizliğinde kullanılacak yeterli ve içilebilir
nitelikteki su kaynağını içermesi sağlanmalıdır.
Süt sağımı esnasında;
-Çalışanlarda
temizlik şarttır. Özellikle sağımdan önce ellerin sabunla yıkanması ve
tırnakların kısa olması, çalışanların temiz sağım kıyafetleri giymeleri
gerekmektedir.
-Süt
kapları, yeterince temizlenmemesi ve hatalı kullanılması sonucu önemli bir
bakteri bulaşma kaynağı teşkil eder. Bu nedenle sağımda kullanılan süt
kaplarına etkin bir temizlik yapılmalı, içinde süt ve su kalıntısı
bulunmamalıdır. Ayrıca bu kapların korozyona dirençli, sütün duyusal
özelliklerini bozmayacak ve süte geçmeyecek malzemeden yapılmış olmasına dikkat
edilmelidir.
-Mastitisli
memeden sağılan sütler, diğer sütlerle
karıştırılmamalıdır.
-Meme
sağımdan önce temizlenmeli ve kurulanmalıdır.
-Ahır
havasından bakteri kontaminasyonu olabileceği için, sağımın hemen öncesinde
veya sağım esnasında ahır temizliği, süpürülmesi yapılmamalıdır.
-Antibiyotik
ilaç verilmiş hayvanların sütleri, diğer hayvanların sütleri ile beraber
satılmamalıdır.
Sağımdan hemen sonra süt, ahır dışına
alınmalı ve kaba pisliklerinden arındırmak için filtreden süzüldükten sonra
soğutulmalıdır. Sütün soğutulmasının nedeni, bakteriyolojik açıdan stabil halde
tutulabilmesidir. Soğutma işlemi genellikle 10 oC’nin altına düşürülmek
suretiyle gerçekleştirilir. Ülkemiz koşullarında çiğ sütün 2 saat içerisinde +4
oC’ye soğutulması önerilir.
Sütlerin toplanması için kurulan süt
toplama merkezleri, özellikle fazla sayıda küçük üreticilerin bulunduğu
bölgelerde, sütlerin önce belli bir noktada toplanmasını ve bu merkezde belirli
işlemlerin yapıldıktan sonra bu sütün topluca işletmeye nakledilmesini sağlar.
Bu merkezlerde yapılacak gerekli testler ve analizlerle farklı kalitede
sütlerin ayrı nakledilmesi, uygun olmayan sütlerin yerinde red edilmesi,
soğutma ve süzme olanaklarından mahrum üretim birimlerinden gelen sütlerin
süzülmesi ve soğutulması mümkün olur.
Sütün toplama merkezlerinde veya süt
üretim işletmesinde depolanmasında ise, depolama tanklarının soğutma ve
karıştırma sistemiyle donatılmış olması ve paslanmaz malzemeden yapılmış olması
tercih edilir. Depolama tankları iyi havalandırılan, temiz mekanlarda
bulundurulmalıdır. Süt nakledilinceye kadar sık sık karıştırılmalıdır. Aksi
takdirde yüzeyde yağ tabakası oluşur. Bu durum gaz çıkışını engeller ve sonuçta
asitlik artışı görülür, kötü tat ve koku meydana gelir.
EFQM
MÜKEMMELLİK
MODELİ
Esra ALPÖZEN
Gıda
Mühendisi
FQM
(Europan Foundation For Quality Managment) yani, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı
Avrupa’da faaliyet gösteren tüm kurumların sürdürülebilir mükemmelliğe
ulaşmalarını sağlayacak bir yönetim anlayışı geliştirmek amacı ile 1988 yılında
Avrupa’nın önde gelen 14 şirketi tarafından Avrupa Komisyonun onayı ile
kurulmuştur. Üyelik sistemine dayanan ve kar amacı gütmeyen bir kurumdur. EFQM,
Avrupa Kalite Ödülü sürecini yönetmektedir. “Mükemmellik Modelinin” kurucusu
olan EFQM’ in vizyonu, Avrupa’daki kurumların mükemmelleştirdikleri bir dünya,
misyonu ise Avrupa’daki kurumlarda sürdürülebilir mükemmelliğin itici gücü
olmaktır.
15 Ekim 1999 tarihinde EFQM ile
Türkiye’ yi temsil eden KalDer (Türkiye Kalite Derneği) arasında Ulusal
işbirliği antlaşması imzalanmıştır. Böylelikle Türkiye’nin Avrupa ile “Kalite”
ortaklığı belgelenmiş oldu. Ortaklık antlaşması kapsamında, 2000 yılından
itibaren Türkçe, EFQM’ in resmi dilleri arasına girmiştir. KalDer, her yıl
verdiği Ulusal Kalite Ödülünü EFQM’ in “Mükemmellik Modelini” esas alarak;
işletme, kamu ve sivil toplum kuruluşları kategorileri olmak üzere 3 ana
kategoride vermektedir. Kamu kategorisi Ulusal Kalite Ödülünü de, sağlık
hizmetleri, eğitim hizmetleri ve kamu hizmetleri olmak üzere 3 alt kategoride
vermektedir.
“Mükemmellik Modeli” 19991 yılında
Avrupa Kalite Yönetim Vakfı (EFQM) tarafından oluşturulan bir yönetim
modelidir. EFQM Mükemmellik modeli kalite geliştirme metodudur. Bu metodun
temelindeki prensip; “Performansa, müşterilere, çalışanlara ve topluma yansıyan
mükemmel sonuçlar, politika ve stratejinin, çalışanların, kaynakların ve
süreçlerin uygun bir liderlik anlayışı ile yönlendirilmesi” ile
sağlanabileceğidir.
EFQM Mükemmellik Modelinin kalbinde
RADAR mantığı yer almaktadır. RADAR, Results (Sonuçlar), Approach (Yaklaşım),
Deployment (Yayılım), Assessment (Değerlendirme) ve Review (Gözden Geçirme)
boyutlardan oluşmaktadır. RADAR mantığının uygulaması aşağıda özetlenmiştir.
Sonuçlar: Sonuçlar boyutu kurumun
neler elde ettiğini içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda, sonuçlar
sürekli iyi bir performansın varlığını göstermeli, hedefler uygun ve
erişilebilir olmalıdır.
Yaklaşım: Yaklaşım kurumun ne yapmayı planladığını
ve bunu yapmaktaki nedenlerini içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda
yaklaşımın sağlam temelli olması; yani anlaşılır bir temele dayanması, iyi
tanımlanmış ve geliştirilmiş proseslere sahip olması, net bir biçimde müşteri
memnuniyetine odaklanmış olması, kurumun politika ve hedeflerine uygun olması
gerekmektedir.
Yayılım: Yayılım bir kurumun
yaklaşımını yaşama geçirmek için neler yaptığını içerir. Mükemmelliğe erişmiş
bir kurumda yaklaşımın ilgili alanlarda sistematik bir biçimde uygulanması
gerekmektedir.
Değerlendirme
ve Gözden Geçirme: Bu boyut, kurumun yaklaşımını ve yayılımını değerlendirmek
ve gözden geçirmek için neler yaptığını içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir
kurumda yaklaşım ve yaklaşımın düzenli olarak ölçülmesi, eğitim ve iyileştirme
faaliyetlerinin yapılması gerekmektedir.
Mükemmellik Modeli 9 ana kriter
üzerine kurulmuştur. Bu kriterlerden
Girdi Kriterleri;
-Liderlik
ve yöneticilik: Kurum yöneticilerinin faaliyetleri ve davranışları ile kalite
yönetim sistemini mükemmelliğe doğru taşımalarıdır.
-Politika
ve strateji: Kurumun müşteri odaklı bir strateji geliştirmek amacıyla, kurum
politikasını, planları ve prosesleri oluşturup, uygulamasıdır.
-Çalışanlar:
Mükemmel kurumlarda, tüm çalışanlara adil ve eşit davranarak ve onlara önem ve
yetki vererek, onları tanıyıp başarılarını takdir ederek, onların faaliyetlere
sürekli katılımı ve deneyim ve bilgi birikimlerini kurumun çıkarları
doğrultusunda kullanmaları sağlanır.
-Kaynaklar:
Mükemmel kurumlarda, kurum politikasını ve proseslerin etkin bir şekilde
işleyişini destekleyecek biçimde kaynakların yönetilmesidir.
-Süreçler:
Mükemmel kurumlarda, kurum politikasını ve hedeflerini destekleyecek ve müşteri
memnuniyetini sağlayacak şekilde proseslerin hazırlanması, yönetilmesi ve
iyileştirilmesidir.
Çıktı kriterleri;
-Müşterilerin
tatmini: Mükemmel kurumlarda, kurumun müşteri memnuniyetini sürekli olarak
ölçülmesidir.
-Çalışanların
tatmini: Mükemmel kurumlarda, kurum çalışanlarının memnuniyetini sürekli olarak
ölçülmesidir.
-Toplum
üzerindeki etki: Mükemmel kurumlarda, Kalite Yönetim Sistemi uygulamasından
sonra kurumun toplum içindeki imajının nasıl değiştiği ölçülüp, takip
edilir.
-İş
ve performans sonuçlar: Mükemmel kurumlar, toplumla ilgili olarak kapsamlı bir
şekilde iş ve performans sonuçlarını ölçerek, takip ederler ve başarılı
sonuçlar elde ederler.
Mükemmel kurumlar tüm bu kriterlerde
yüksek performans düzeyine ulaşmış kurumlardır. Sonuç olarak, EFQM Mükemmellik
Modeli, kurumların mükemmellik yolunda ilerleyip ilerlemediklerini ölçerek
yönetim sistemlerini geliştirmeleri konusunda onlara yardımcı olan pratik bir
araç niteliği taşımaktadır. Kurumların kuvvetli yönlerini ve iyileştirmeye açık
alanlarını görmelerini sağlayarak onları çözümler üretmeleri konusunda teşvik
etmektedir.
PATATES
MİLDİYÖSÜ
Coşkun ÖZTÜRK
Tekniker
Patates Mildiyösü hastalığında bulaşma
19-22
Bu hastalıktan korunmak için hastalıklı
bitki artıklarını tarladan uzaklaştırmak-çapa yapmak-yabancı otları yok
etmek-çiğ tutmayan güney yerlere dikim yapmanın yanında, ilaçlı mücadele
yapmanız şarttır. İlaçlı mücadele ilk mildiyö belirtilerinin görüldükten hemen
sonra, aşağıda etkili madde adı ve dozu yazılı ilaçlardan biriyle yapılır.
Hastalığın her yıl görüldüğü yerlerde
ilk belirtiler görülmeden sıcaklığın16
SÜT VE
SAĞLIKLI YAŞAM
Şaban AKPINAR
Kontrol Şube
Müdürü
Yüce Yaradan tarafından Nahl
Suresi’nde; “Hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Size, onların
karınlarından, fışkı ile kan arasından çıkan, halis, içenler için içimi kolay
süt içiriyoruz” ayetiyle insanlığa mucizevî gıda olarak vahyedilen süt; dünyaya
gelen insanoğlunun ve diğer bazı canlıların ilk tattığı ve hayatının ilk
besini, bebeğin maması, gencin enerjisi, yaşlının sağlığıdır.
Sütün insan sağlığı açısından önemi
Süt, canlının gelişmesi, yaşayabilmesi
ve verimli olabilmesi için gerekli besin maddelerini bileşiminde bulunduran
kusursuz bir besin maddesidir.
Süt proteini; kasların çalışmasını
güçlendirir, saç ve tırnakların oluşmasını sağlar, büyüme ve gelişmeyi sağlar, hücre ve
dokuların oluşmasını artırır. Süt şekeri; bağırsaklarda yumuşaklığı sağlar,
enerji sağlar, istenmeyen ve hastalık yapan canlıların gelişmesini önler. Süt
yağı; enerji kaynağıdır, vücuda A, D, E, K vitaminlerini sağlar. Vitaminler; Süt zeka
gelişimi, ayrıca deri ve göz sağlığı için gerekli olan B2 vitamini için en iyi kaynaktır,
hastalıklara karşı direnci artırır, büyümeyi sağlar.
Mineral maddeler; Süt kalsiyum ve
fosforca oldukça zengindir. Bunların dışında vücut için önemli 30’un üzerinde
mineral madde içerir. Kalsiyum, fosforla birlikte kemik ve dişlerin gelişiminde
çok önemlidir. Kas kasılması, kanın pıhtılaşması, sinir iletimi gibi önemli
görevler üstlenirler. Eğer yetersiz miktarda alınırsa; kemiklerde yumuşama, kas
kasılmalarında yetersizlik ve diş çürümeleri görülür. Bu nedenle, beslenmemizde
süt ve süt ürünleri önemli kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.
Ayrıca; ishali tedavi eder, kronik
bronşiti önler, tansiyonu düşürür. Süt ile birlikte yapılan kahvaltı okul
başarısını artırır. Günlük tüketilmesi gereken süt miktarları şöyledir;
bebekler
Bireylerin ve toplumların en önemli
amacı sağlıklı ve üretken olmaktır. Sağlıklı ve üretken olmanın ilk kuralı
yeterli ve dengeli beslenmektir. Toplumların kalkınması, bir bakıma
bireylerinin iyi beslenmesi ve sağlıklı olmalarına bağlıdır. İnsan sağlığı
açısından da beslenmenin önemini, bugün dünyamızın çeşitli bölgelerinde açlıkla
savaşan insanların varlığı ortaya koymaktadır. İyi beslenen toplum bireyleri,
fiziksel ve zihinsel yönden sağlıklı olduklarından, yaratıcı, yetenekli,
düzenli çalışma ve üretme gücüne sahip olmaktadırlar. Ülkelerin kalkınmasında
da, bu yaratıcı ve üreten insanların itici gücüne ihtiyaç vardır.
Yeterli ve dengeli beslenemeyen bir
toplumun sağlıklı olmadığı ve bu durumun
sosyo-ekonomik kalkınmayı
yavaşlattığı bilinen bir gerçektir. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin
özellikle; bebeklik, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde hem zihni hem de
fiziki yönden kalıcı ve ileride telafisi pek güç olan sağlık sorunlarına yol
açtığı bilinmektedir. Dengeli ve yeterli miktarda gıda tüketmeyen insanların
hastalıklara karşı direnci azalmaktadır.
Süt
Tüketimimiz ve Tüketimde Dikkat Edilecek Hususlar
Gıda tüketimi toplumların
geleneklerine ve ekonomik durumlarına göre değişebiliyorsa da dengeli beslenme
açısından daha fazla tüketilmesi gereken süt ve süt ürünlerinin insanlarımızca
yeterince tüketilmediğini görmekteyiz. Özellikle çocuk ve gençlerimizin içecek
tercihlerini, çocuklarımızın gelişme
çağları için mükemmel bir besin maddesi olan
süt ve süt ürünleri lehine çevirmeliyiz. Ülkemizde sütün sağlığımız
açısından son derece önemli olduğunun ve
besleyici değerinin tam olarak
bilinmesine karşılık, değişik nedenlerle süt içme alışkanlığının kazanılmamış olması, süt tüketimini yetersiz
kılmıştır. Ülkemizde süt eşdeğeri olarak kişi başına tüketim, yaklaşık yılda
170 litredir. Kişi başına düşen yıllık işlenmiş içme sütü tüketimi Avrupa
ülkelerinde 60-
Ülkemizde varolan yetersiz ve dengesiz
beslenme şekli; süt ve süt ürünlerinin daha çok tüketilmesiyle değişecektir.
Hayvansal protein tüketiminin artmasıyla daha sağlıklı ve başarılı nesiller
yetişecek ve ülkemiz hayvancılığı da gelişecektir.
Sokak Sütü; gelişmiş ülkelerde çoktan
unutulan ancak ülkemizde hala var olan
bir tüketim şeklidir. Süt,
mikroorganizmalar için uygun ortamdır ve bu yüzden kolayca bozulabilir. Dolayısıyla sağlığımız için de tehlikeli olabilmektedir. Ayrıca sokak sütlerine dayanıklı olabilmesi
için soda, karbonat gibi bazı katkı
maddeler eklenmekte hatta yağının
alınarak yerine su katılması ile de besin değerleri ile oynanabilmektedir. Çiğ olarak ambalajlanmadan tüketime sunulan
sokak sütlerinde soğuk zincir
sağlanamadığı için tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde
toplam bakteri yükü artmakta ve bunun
sonucunda da ısı ile yok edilemeyen toksinlerin oluşumuna neden olmaktadır.
İşlenmiş içme sütleri; tüketiciler
tarafından sterilize, kutu ve UHT olarak da tanımlanan uzun ömürlü sütlerdir.
Bu sütler, özel bir teknolojik işlemle, oda sıcaklığında saklanabilen ticari
olarak steril bir ürün üretmek amacı ile normal depolama şartlarında bozulmaya
neden olacak tüm mikroorganizmaları ve sporlarını yok eden en az 135 derecede 1
saniye süreyle ısıl işleme tabi
tutulmaktadır. Bu sürede içlerinde sütün
bozulmasına neden olan ve hastalık yapan etmenlerin tümü imha olmaktadır. Ayrıca hiçbir katkı maddesi de katılmamaktadır.
İşlenmiş içme sütleri, ısıl işlem
gördüğünden ve tekrar kaynatma besin değerinde kayıplara neden olacağından
evlerde kaynatılmamalıdır. Pastörize sütler tüketilene kadar mutlaka
buzdolabında muhafaza edilmelidir. Sütler ambalajı açıldıktan sonra tüketilene
kadar mutlaka buzdolabında saklanmalıdır. İşlenmiş içme sütlerini satın alırken
ambalajı, üretim tarihi, son tüketim tarihi ve üretim izni mutlaka kontrol
edilmelidir. Ambalajlı bile olsa üstünde gerekli etiket bilgiler bulunmayan
süt, süt ürünleri ve diğer gıda maddeleri
satın alınmamalıdır.
Sonuç olarak; hayat süt ile başlar.
Sağlıklı yaşam ve uzun ömür için; daha çok süt, yoğurt, ayran ve peynir tüketiniz. Sahip olduğumuz değerlerin
kıymetini bilelim.
DOĞANIN
MUCİZESİ
* B A L *
Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi:
Yüksek enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve diğer üstün
özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin ve enerji kaynağı
olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici olarak da örneğin çam
balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında, okaliptüs balı ise solunum sistemi
rahatsızlıklarında kullanılabilmektedir.
Zengin bir besin kaynağı olan bal,
bebek ve çocukların beslenmesinde de önemli bir yere sahiptir. Çabuk
sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ hazmını
kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki demir ve diğer eksikliklerin gidermesi,
iştah açması gibi özellikleri ve ayrıca sakinleştirici etkisi balın
önemini daha da arttırmaktadır. Koyu renkli balların kan yapıcı özelliği,
açık renkli ballara kıyasla daha fazladır.
Bal, yalnızca bebek ve çocukların
beslenmesinde değil büyüklerin beslenmesinde de yararlıdır. Özellikle çabuk
enerjiye dönüşen hazır bir gıda olması nedeniyle, yüzme, dağcılık, atletizm,
basketbol, futbol, bisiklet yarışı gibi sporlarla meşgul olan kimselere güç
vermek ve yorgunluklarını hafifletmek için kullanılabilir.
Bal, bir besin ve enerji kaynağı
olması yanında çeşitli hamur işlerinde ve pastalarda da kullanılmaktadır.
Kattığı hoş tat ve aromasının yanı sıra, özellikle levüloz şekerinin su tutma
yeteneğinden dolayı, bu yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan taze kalmasını
sağlar.
Balın Hasadı: Arılar tarafından
bitkilerin çiçeklerinden toplanan nektar (bal özü), arının midesinde kimyasal
değişime uğrar ve daha sonra yiyecek olarak kullanılmak üzere petek gözlerine
depolanır. Bitki çeşidine bağlı olarak % 20-80 oranında su içeren nektar, petek
gözlerine depolandıktan sonra su oranı % 17-20 düzeyine indirilerek petek
gözlerinin üzeri sırlanır. Mevcut petek gözlerinin en az yarısı sırlanmış ise
bal olgunlaşmış ve hasat zamanı gelmiş demektir.
Bal hasadı, genellikle arıların daha
sakin olduğu sabah saatlerinde yapılır. Kovana duman verilip kovan açılır.
Ballıktaki sırlı petekli çerçevelerin arıları alt kata (kuluçkalığa) indirilir
ya da silkelenir. Bu işlem esnasında hızlı fakat telaşsız çalışılmalıdır. Ballı
çerçeveler ağzı kapalı bal kasalarına alınıp kapalı ortama taşınır. Bu esnada
ballı çerçeveler, zedelenmemeli ve etrafa bal bulaştırılmamalıdır.
Balın Süzümü: Bal süzme işlemi
yapılmadan önce oda sıcaklığı, süzme kolaylığı ve akıcılığın sağlanması
açısından 25-30 oC olmalıdır. Süzülecek çerçevelerin petekleri üzerindeki
sırlar, sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır. Sırı alınan petekler elle veya
elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları
çıkartılır. Yurt dışında sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen
otomatik makinelerle yapılmaktadır. Peteklerde kalan bal bulaşıklarının
temizlenmesi için balı süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın üzerine
verilerek arılarca temizlenmesi sağlanır. Bu çerçevelerden temiz ve
kullanılabilecek olanlar saklanarak ilkbaharda tekrar kovanlara verilebilir.
Balı Süzülmüş Peteklerin
Değerlendirilmesi: Balı alınan peteklerin tekrar kullanılabilecek durumda
olanları tecritli petek odalarında muhafaza edilir. Petek güvesine karşı,
petekler askıya dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan mangallarda
veya elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır. Ancak bu
uygulamada peteklerde bulunan güve yumurtaları ölmediğinden uygulama 2-3
haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu petekler gelecek
ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar kullanılması
hastalıklar yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı ülkelerde peteklerin
sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir. Muhafaza yönteminde naftalin
kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü olan naftalin kanserojen bir madde
olup bal ve balmumundaki kalıntısı insan sağlığı için tehlikelidir.
Kullanılamayacak durumdaki petekler, eritilerek kalıp mum haline getirilir.
Balın Dinlendirilmesi: Bal süzme
makinesinde elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek mum
kırıntıları ve diğer yabancı maddeler ayıklanır. Buna rağmen küçük parçacıklar
ve oluşan hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme
tankına alınır ve dinlendirilir. Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı köpük
şeklinde üstte toplanır. Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve
likör yapımı için ayrı bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal
durulduğunda ve berraklaştığında ambalajlanabilir.
Balın Depolanması: Bal, değişik yapı
taşlarından oluştuğundan depolama sırasında bile yapısal olarak sürekli
değişikliğe uğrar. Bu değişmeler genellikle kristalleşme, renk koyulaşması,
asitlik derecesinin artması, balın içinde bulunan şeker çeşitlerinde artma ve
azalma olması şeklindedir. Bunun yanında balın depolanma süresinin artması ve
ısıtılması HMF (hidroksi metilfurfurol) değerini yükseltir.
Balın kristalleşmesi 5-7 oC'da,
ekşimesi 10 oC'da başladığından süzülen ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 oC'nin
altında tutulmalıdır. Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için
bal kabı sıcak su dolu bir kap içerisinde bekletilerek balın çözülmesi
sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman doğrudan ateş ile temas etmemelidir. Çözünen
bal tekrar kristalize olabilir.
FÜMİGASYON
Sait AKSOY
Ziraat
Mühendisi
Her
türlü biyolojik dönemlerdeki böcekleri ve diğer zararlı hastalık etmenlerini
öldürmek amacıyla kapalı bir ortama belirli bir ısıda ve belirli bir miktarda
gaz halinde kimyasal bir madde (=fümigant) vermek ve belirli bir süre gazı bu
ortamda tutmak amacı ile yapılan işlemdir.
FÜMİGASYON İŞLEMİNİN AMACI: Fümigasyon her türlü bitkisel ve hayvansal
kaynaklı ürünler ile diğer materyalleri zararlı etmenlerden arındırarak, bu
etmenlerin tahribatını ve ürün kaybını önlemek suretiyle ürünün sağlıklı halde
bulunması amacını gerçekleştirmektedir. Bu işlem insektisit, fungusit,
rodentisit, hematosit ve akarisidlerle mücadelenin güç ve imkansız olduğu
hallerde baş vurulan son çaredir.
FÜMİGASYONUN TASNİFİ VE ÇEŞİTLERİ:
1-Vakum
Fumigasyonu: a)Sabit Vakum Tesisi b)Seyyar Vakum Tesisi (Arabası)
2-Atmosferik
Fümigasyon: a)Gaz geçirmez çadır altında fümigasyon b)Gaz odalarında fümigasyon
Sabit vakum tesisi yatırım masrafı
gerektirir, pratikte en çok uygulanan yöntem çadır altı fumigasyonudur, yatırım
masrafı gerektirmez.
METİL BROMİD İLE ÇADIR ALTI FÜMİGASYONU: Çadır altı fümigasyonu
yapılmadan önce ortam sıcaklığının 15-25 derecelerde olması gerekmektedir.
Ürünün konulacağı zeminin şaplı beton olması gerekir, şayet değilse naylonla
yada kraft kağıtıyla zemin gaz geçirmez
hale getirilir. Zemine 10-
ORDU
SAHİLİNDE BATIRILDIKTAN SONRA TEKRAR YÜZDÜRÜLEN RÜSUMAT 4 NO. GEMİSİNİN
HİKAYESİ
Milli Mücadele yıllarında, Ordu halkı,
silah ve cephane yüklü bir geminin, kıyıdan 90-100 kulaç kadar açıkta, kendi
kendini batırdıktan sonra, tekrar yüzdürüldüğünü görmüştür. Bu, o güne kadar
hiç bir kıyı şehir veya kasabası limanında rastlanmayan bir olay olduğu için,
yıllarca Orduluların hatıralarında bütün canlılığı ile yaşamış ve yaşamaya
devam etmiştir.
“RÜSUMAT 4.NO” adındaki gemi, İstiklal
Savaşı’nın en zor ve karanlık günlerinde, Karadeniz sahilinden Batı Cephesine
cephane ve çeşitli silahlar ulaştırmaya çalışan, 50 yaşını aşmış, 83 tonluk bir
balıkçı teknesi idi. Fırtınalı havalarda sac levhaları zangır zangır titrer,
sık sık delindikleri için de, delikleri çimento ile kapatılmaya çalışılırdı.
Geminin kumandanı Yüzbaşı Mahmut (Gökbora) Bey’di. Mahmut Bey çok neşeli,
cesur, soğukkanlı ve tecrübeli bir kaptandı.
Karadeniz’deki düşman donanması, bu
korkusuz kaptanın köhne teknesini bütün sahillerde arıyor, bulamayınca da
rastladıkları küçük tekneleri batırıyor, şehir ve kasabaları topa tutuyordu.
Şark cephesinde Kazım Karabekir Paşa
Ordusunun elde ettiği mühim miktardaki harp malzemesini Garp cephesine
nakletmek üzere, Rüsumat 4 No. gemisi, 1921 yılının 15 Ağustos sabahı Samsun’a
doğru yola çıkmıştı. Bu silahlar bir hafta sonra başlayacak olan Sakarya Meydan
Muharebesi’ne mutlaka yetiştirilecekti. Düşman, Rüsumat’ın yükünü haber
almıştı.
Rüsumat 4 No, 16 Ağustos akşamı, bütün
tehlikeleri göze alarak, Mahmut Kaptan’ın idaresinde, sahile çok yakın bir
şekilde seyre başlamış ve gecenin karanlığından faydalanarak, düşman gemileri
arasından sıyrılıp, 17 Ağustos sabahı, Trabzon’a, aynı gün akşam karanlığında
da Ordu limanına ulaşmıştı.
Düşmanı gemilerinin yaklaştığı haberi
üzerine geminin bütün yükünün Ordu’da boşaltılması emredilmişti. Rüsumat’taki
tüm cephane bir kaç içinde Ordulular tarafından kıyıya taşındı ve muhafaza
altına alındı. Yüzlerce kişinin yardımlarıyla cephaneler şehrin iç kısımlarına
taşındı ve güvenceye alındı.
Rüsumat’ın boşaltılmasından sonra,
ertesi gün yani 19 Ağustos sabahı, düşman filosu Ordu limanına gelmişti. Limana
giren düşman gemilerinin gördüğü manzara şöyleydi: Rüsumat gemisi, kinstin
valfı sökülerek, demirlemiş olduğu yerde batmıştı. Baş tarafındaki güvertede
ise dumanlar çıkıyordu.
Yunan askerlerini taşıyan kayık
Rüsumat’a yaklaştığı sırada, geminin baş tarafına konulan bir kaç mermi
yangının tesiriyle patlamaya başlayınca, Yunanlı askerleri taşıyan kayık,
gemiye daha fazla yaklaşmaktan korkarak, derhal kendi savaş gemilerine
dördüler.
Düşman gemilerinin Ordu’dan
ayrılmasından sonra, bu defa, Rüsumat’ın gemicileriyle Ordu’daki yetkililer,
derhal yanmakta olan gemiye çıktılar. Gemide çok önemli sayılabilecek bir hasar
yoktu ancak, esas mesele geminin yüzdürülmesi olayıydı.
Sahilde toplanan Ordu halkı, derhal
Rüsumat’ın suyunu boşaltmak için aralarında vazife taksimi yaptılar. İlk olarak
yangın söndürüldü. Sıra suyu boşaltmaya gelmişti. Ordulu gençlerin yanı sıra,
yaşlılarda evlerinden getirdikleri teneke, kova, kazan hatta tencere gibi
eşyalarla gemiye çıktılar; büyük bir hızla suyu boşaltmaya başladılar.
Bu arada, Hamdi (Karadeniz) adında bir
delikanlı kirli ve yağlı suların içine dalarak, daracık bir yerde bulunan
Kinistin Valfını, bin bir güçlükle yerine takmayı başarmıştı. Bütün gün ve gece
boyunca devam eden su boşaltma faaliyetine, ertesi gün Ordu limanına gelen
İtalyan bandralı Remo gemisi de katıldı. Fakat, Rüsumat kuma fazla oturduğu
için, henüz yüzme durumuna gelmemişti.
Bu defa Ordu Belediyesi tarafından
şehirdeki fındık kırma fabrikalarından sağlanan fındık kabukları ile geminin
kazanları fayrap edildi. Fındık yağı ile makinaları yağlandı. Sonunda Rüsumat
saplandığı kumluktan kurtulup, binlerce Ordulunun sevinç naraları arasında
yüzmeye başladı. Bu durumu gören pek çok Ordulu ağlıyordu.
Rüsumat gemisine, bu seferinden dolayı
GAZİ ünvanı verilmiştir.
Bu gazi geminin İstiklal Savaşı
sırasındaki hizmetleri bu kadarla bitmemiştir. 1921 yılının Eylül sonuna kadar
Karadeniz kıyılarında silah ve cephane taşıma işini büyük bir başarıyla sürdürmüş
ve 1921 yılının 29 Eylül günü, Görele-Eynesil arasında düşman gemileri
tarafından batırılmış, ancak mürettebat sağ olarak kurtulmuştur.
NOT:
Araştırmacı-Yazar Sıtkı ÇEBİ’nin Milli Mücadele’de Ordu isimli kitabından
alınmıştır.
“ORDU’DA
TARIM” MUTFAĞINDAN
-PATATES KÖFTESİ-
Malzemeler:
6 adet orta boy patates, 2 yemek kaşığı nişasta, 3 adet yumurta (birinin akını ayırın),
3 kibrit kutusu kadar taze kaşar, 3 kibrit kutusu orta yağlı beyaz peynir,
yeteri kadar tuz, 1 çay kaşığı karabiber
Üzeri
ve kizartmak için: Sıvı yağ, galeta unu
Yapılışı:
Patatesleri kabuğu ile yıkayıp haşlayın. Soyduktan sonra soğutup rendeleyin.
Yumurtaları, tuzu, karabiberi ve nişastayı patateslere ekleyip hafifçe yoğurun.
Yumurta büyüklüğünde parçalar koparın. Elinize biraz nişasta bulayın, parmak
uçlarınızı da nişastaya bulayıp patates hamurunu düzleştirin. İçine bir miktar
kaşar, beyaz peynir koyun. Nişasta serpilmiş tepsiye yuvarlayın.
Yumurta akına sonra da galeta ununa
bulayın. Kızgın yağda pembeleşene kadar kızartın. Servis tabağına çıkarıp
servise sunun.
-PEMBE TATLI-
Malzemeler:
4 su bardağı süt,
Yapılışı:
Çileklerin bir kaç tanesini üzerini süslemek için ayırıp kalanı robotta püre
haline getirilir.
Derin bir tencerede yumurtaları köpük
köpük oluncaya kadar çırpın. Süt, toz jöle, nişasta ve toz şekeri ekleyip iyice
karıştırın. Kısık ateşte çırpma teli ile sürekli karıştırarak muhallebi
kıvamına gelinceye kadar pişirin. Çilek püresinin yarısını ilave edip
karıştırmaya devam edin ve 3-4 dakika daha pişirip ateşten alın.
Karışımı derin bir cam kalıba döküp
buzlukta katılaşıncaya kadar bekletin. Servis tabağına ters çevirip alın.
Kalan çilek püresini bir yemek kaşığı
şekerle ateşte bir taşım kaynatıp alın. İyice soğuttuktan sonra bu çilekli sosu
tatlının üzerine ip gibi akıtarak gezdirin. Bütün olarak ayrılan çilekleri
üzerine dilimleyin.
BİTKİLER VE
SAĞLIĞIMIZ
ÜZÜM
Üzüm, ihtiva ettiği maddeler sayesinde
güzellik iksiri ve gerçek bir beyin gıdasıdır. Günde bir salkım üzüm veya taze
sıkılmış bir bardak üzüm suyu, vücudun ve bilhassa içindeki glutamik asitten
dolayı, beyin hücrelerinin zindeleşmesinde önemli rol oynar. Üzüm, bağışıklık
sisteminin kuvvetlenmesinde, beden ve sinir yorgunluklarının hafifletilmesinde,
cildin canlı bir görünüm almasında, alerji ve kireçlenmelerin engellenmesinde
çok önemlidir. İçindeki tabiî fruktoz, vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede
telafi edilmesinde rol oynar. Taşıdığı bioflavonoidlerle C vitaminin aktivitesi
artırılır. Üzümü, Kur'ân'da zikredilecek kadar revaçta kılan en önemli şey,
kanda oksijen taşınmasında rol oynayan hemoglobin sentezinde gerekli demirin;
böbreklerin çalışması ve kalb atışlarının düzenlenmesinde kullanılan potasyumun
bünyesine bol miktarda yerleştirilmesidir.
Besinlerin parçalanması sonucunda
oluşan veya sigara, alkol ve kirli hava gibi zararlılar (serbest radikaller)
kılcal damarların duvarlarına saldırarak bunların tahribatına sebep olur. Bu
tahribata karşılık, üzümde bulunan bazı güçlü antioksidanlar, düşük
yoğunluktaki zararlı lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlarda birikmesini
engelleyecek hususiyete sahiptirler.
Üzümün bünyesindeki magnezyum, insanın
bedenen zinde ve diri olmasında rol oynar. Karaciğer hastalıklarının ve
kansızlığın tedavisinde ilâçların yanı sıra çok faydası görülen üzüm, ihtiva
ettiği meyve asitleri ve lifli yapısından dolayı mideye zarar vermeden böbrek
ve bağırsak sisteminin çalışmasının düzenlenmesine, kanın temizlenmesine ve
yağların erimesine yardımcı olur. Böylece vücut virüslere karşı dirençli hâle
getirilir.
Üzüm yüksek kalorili olmasına
karşılık, çok düşük miktarlarda yağ ve protein ihtiva ettiğinden ideal bir
diyet gıdasıdır. Ancak üzümdeki besin maddelerinin niteliği ve miktarı,
işlenerek elde edilen ürüne bağlı olarak değişir. Yaş üzüm ile
karşılaştırıldığında, kuru üzüm ve pekmez, daha az su ihtiva ettiğinden daha
yüksek kalorili, demir ve kalsiyum mineralleri bakımından daha zengindir. Fakat
kurutma ve sıkılan suyu işleme sırasında özellikle A ve C vitaminlerinde
kayıplar meydana gelmektedir.
Üzüm kansere karşı da koruyucu
özelliklerle donatılmıştır. Hücrelerin DNA programının çeşitli faktörlerin
tesiriyle bozulması sonucunda hücre içi moleküller üzerine tümör oluşumuna izin
verebilecek şekilde serbest radikallerin saldırısı, üzüme verilen mükemmel
özellik sayesinde durdurulur ve kanser oluşumu engellenir. Resveratrol maddesi,
bitkilerin hayvanlar tarafından ısırılması, yaralanması, hastalık yapıcı
faktörlere veya aşırı ultraviole ışığa maruz kalması durumunda, bitkinin
dayanıklılığını artırmak için sentezlenen bir bileşiktir. Resveratrol
maddesinin dut, yaban mersini ve yer fıstığı gibi yetmişin üzerinde bitki
türünde bulunduğu belirlenmiştir. Ancak en iyi kaynağın üzüm olduğu ve en
yüksek oranda renkli üzümlerde bulunduğu tespit edilmiştir. Resveratrol daha
çok kırmızı-siyah üzümlerin kabuk kısmında bulunur. Bundan dolayı renkli
üzümleri yerken kabukların atılması doğru değildir.
Yapılan bir araştırmada, siyah üzüm suyunun,
kalb hastalıklarına karşı koruyucu ve anti-kanserojen tesir özelliği taşıdığını
belirlemiştir. Siyah üzüm suyunun kandaki pıhtılaşmanın önlenmesinde, plazma
oranının artmasında ve dolayısıyla, anti-kanserojen maddelerin vücutta tesirli
olmasında önemli rol üstlendikleri belirtilmiştir.
Üzümde insan sağlığı için önemli olan
maddelerin bir kısmı, bilhassa çekirdekte de bulunduğu için üzüm çekirdeğinin
çiğnenip parçalandıktan sonra yutulması da çok önemlidir.
ÜÇ KAFADAR
AVCI
Malum, avcılar atıcılıklarıyla
meşhurdurlar. Yine bir mecliste avcı olan üç kafadar Temel, Dursun ve İdris
karşılıklı olarak köpeklerini övüyorlarmış. Temel demiş ki:"Benim köpeğim
çok akıllıdır, bakkala gönderirim, ne istersem alır ve getirir." Hemen
Dursun atlamış:" Ya benimki! Sadece istediklerimi almakla kalmaz, paranın
üstünü de doğru olarak getirir, satış fişini de alır vs. vs.
Bu sırada avcı İdris kendinden emin
bir tavırla aynen şöyle der:"Sizin köpeklerinizin alışveriş ettiği dükkanı
benim köpeğim çalıştırıyor."
AVUKAT TEMEL
Avukat Temel hırsızlıkla suçlanan
müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Temel
Yargıca hitaben;
-Müvekkilim,
arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin
kolu, muvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen
bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz." der...
Yargıç , gülümseyerek;
-Peki
o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahküm
ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir, der...
Müvekkil gülümser. Temel’in yardımıyla
müvekkilin takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler...
SEKRETER
Fadime Temel’in şirketinde sekreter
olarak çalışıyor. Bir gün Temel sekreterinin yanında bir dosya incelemekte...
Bu sırada telefon uzun uzun çalar ama sekreter hanım hiç oralı olmaz.
Sinirlenen Temel:
-Telefona
niçin bakmıyorsun?..diye sorunca Fadime:
-Neden
bakacakmışım ki...Nasıl olsa her seferinde seni arıyorlar!
YAŞLI ADAM VE
ÇOCUKLAR
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve
kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç
haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Okulların açıldığı ilk gün, dersten
çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp,
çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya
karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine
doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı
çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden.
Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım,
bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü
yaparsanız size her gün 1 milyon lira vereceğim”" der.
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider
ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne
çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı,
bundan böyle size sadece 500 bin lira verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine
devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine
karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz
maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 250 bin lira verebilirim, tamam
mı?"
"Olanaksız bayım" der
içlerinden biri, "Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız
yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz!..." J J J
AŞILI FİDELER
ÜRETİCİLERİMİZE DAĞITILDI
İl Müdürlüğümüzce, ilimizdeki seracıların
fide ihtiyacını karşılamak, hazır ve aşılı fide çeşitlerinin kullanımını
yaygınlaştırmak amacıyla toplam 28.540 adet fide dağıtım yapıldı.
Müdürlüğümüzce, İl Özel İdare Müdürlüğü’nün desteğiyle Antalya’dan getirilen
14.040 adet aşılı domates fidesi, 14.500 adet de hıyar fidesi çiftçilerimize
verildi.
Yoğun talep gören fidelerin verimlerinin diğer
fidelere göre daha yüksek olduğu, buna bağlı olarakta çiftçilerimizin birim
alandan sağladıkları gelirlerinin artırılmasının amaçlandığı bildirilmiştir.
ER VE
ERBAŞLARA KURS DÜZENLENDİ
İl Müdürlüğümüz ve Jandarma Alay
Komutanlığı’nın yaptığı protokol gereği YAYÇEP kapsamında er ve erbaş eğitimi
düzenlendi.
Jandarma Alay Komutanlığı Eğitim
Salonunda iki ayrı kademede düzenlenen eğitimde; 17-21 Nisan 2006 tarihleri
arasında 21 er ve erbaşa 40 saat olarak Meyvecilik konusunda, 22-26 Mayıs 2006
tarihleri arasında da 22 er ve erbaşa yine 40 saat olarak Seracılık ve
Sebzecilik konularında eğitim verildi.
İl
Müdürlüğümüz konu uzmanlarının verdikleri eğitimler sonunda, eğitime katılan er
ve erbaşlar sınava tabi tutulmuşlar, sınav sonucunda başarılı olanlara
belgeleri verilmiştir.
ÇİFTÇİ
EĞİTİMLERİMİZ DEVAM EDİYOR
Müdürlüğümüzün
kadın çiftçilerimizin eğitimi çalışmaları kapsamındaki eğitimler devam ediyor.
Bu bağlamda İl Müdürlüğümüz Ev Ekonomistleri tarafından iki ayrı eğitim
çalışması daha gerçekleştirilmiştir.
İlki İkizce ilçemiz Şenbolluk
Beldesinde Tarım Danışmanı Zeki GÜNEY ile birlikte organize edilerek yapılmış,
bu eğitimde köy kadınlarımıza beyaz peynir yapımı uygulamalı olarak gösterilmiş
ve ayrıca çeşitli konularda teorik bilgiler verilmiştir. Bu eğitime 28 kadın
çiftçi katılmıştır.
Ayrıca
Şenbolluk Beldesinde erkek üreticilere de Müdürlüğümüz uzmanları tarafından
aynı gün fındık yetiştiriciliği, hastalık ve zararlıları ile mücadele, kivi
yetiştiriciliği gibi konularda bilgiler verilmiştir.
İkinci olarakta Merkez Boztepe köyünde
bir eğitim çalışması düzenlenmiştir. Burada da yine peynir yapımının yanı sıra
hayvancılık, süt sağımı, seracılık, beslenme, gıda muhafaza konularında
bilgiler verilmiştir.
TARIM
DANIŞMANLARINA HİZMETİÇİ EĞİTİM
Bakanlığımızın 2004 yılında uygulamaya
koyduğu Köy Merkezli Tarımsal Üretime Destek Projesi kapsamında ilimizde 20
Tarım Danışmanı görev yapmaktadır. Projenin başlamasından bugüne kadar mevcut
Tarım Danışmanlarına; fındık hastalık ve zararlıları, sebze hastalık ve
zararlıları, seracılık, kooperatifçilik, proje hazırlama teknikleri ve
sübvansiyonlu krediler, toprak numunesi alımı, kivi yetiştiriciliği ile hayvan
hastalıkları ve aşılama konularında verilen eğitimlerin devamı olarak İl
Müdürlüğümüz ve Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nün 01-12/05/2006
tarihleri arasında ortaklaşa düzenledikleri “Ana Arı Yetiştiriciliği” kursu ile
15-16/05/2005 tarihleri arasında da “Köy Bazlı Kırsal Yatırımlarının
Desteklenmesi, Gıda Mevzuatı ve Desteklemeler” konulu eğitim programı
düzenlenmiştir.
Düzenlenen
“Ana Arı Yetiştiriciliği” kursunda 18 Tarım Danışmanı Sertifika almaya hak
kazanmıştır.
PERŞEMBE’DE
ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE YENİ UYGULAMA
Çiftçi Eğitim Yayım Çalışmaları
kapsamında Perşembe İlçe Müdürlüğümüz bahçesinde havada çilek yetiştiriciliği
modeli oluşturulmuştur. 2005 yılı Mart ayı itibari ile hayata geçirilen proje
örnek ve model olması açısından uygulanmaya başlanmıştır. Bu proje ile birim
alandan daha yüksek verim almak ve dar
alanların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Yüzey
alanda bir m2’ye 15–20 adet çilek fidesi yerleştirebilirken bu proje ile dikine
kullanılan aparatın yüksekliğine göre dikilebilecek fidan sayısı artmaktadır.
Proje sayesinde birim alandan alınabilecek ürün miktarının 4–5 katlanabilmesi
planlanmaktadır. Dar gelirli ve dar alanda çiftçilik yapmak isteyen ailelerin
ekonomisine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Karadeniz bölgesinde arazinin
çok parçalı olması ve kişi başına düşen arazi miktarının düşük olması bu
projenin uygulanabilirliğini arttırmaktadır. Bu proje ile toprak yapısının
olumsuzluğu ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü uygun toprağı çiftçi kendisi hazır
etmekte ve kendisi uygun aparatlara doldurmaktadır.
SÜT HAFTASI
ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLERLE KUTLANDI
Bakanlığımızca yürütülmekte olan “Süt Tüketimini
Artırma Kampanyası” çerçevesinde bu yılda 21-27 Mayıs 2006 tarihlerini kapsayan
haftanın Süt Haftası olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.
Süt Haftası; sağlıklı nesillerin
yetiştirilmesi için süt talebini canlandırmak, her yaşta insanlara süt içme
alışkanlığı kazandırılması, süt tüketiminin artırılması, süt ve süt ürünlerinin
besin değeri konusunda kamuoyunu aydınlatmak, daha dinamik bir toplum yapısı
oluşturmak amacıyla kutlanmaktadır.
Süt Haftası kutlama etkinlikleri
kapsamında Merkez Başöğretmen İlköğretim Okulu’nda kutlama etkinlikleri
yapıldı. İlköğretim okulu öğrencilerinin katıldığı “Süt” konulu kompozisyon ve
şiir yarışmalarında dereceye giren öğrencilere süt ve süt ürünlerinden oluşan
hediyeler verildi. Ayrıca etkinliklerde bütün öğrencilere içme sütü dağıtıldı.
Ülkemizde sütün sağlığımız açısından
son derece önemli olduğunun ve besleyici değerinin tam olarak bilinmesine
karşılık, değişik nedenlerle süt içme alışkanlığının kazanılmamış olması, süt
tüketimini yetersiz kılmıştır. Kişi başına düşen yıllık işlenmiş içme sütü
tüketimi Avrupa ülkelerinde 60-
İşlenmiş
içme sütlerini satın alırken ambalajı, üretim tarihi, son tüketim tarihi ve
üretim izni mutlaka kontrol edilmelidir. Ambalajlı bile olsa gerekli etiket
bilgiler bulunmayan süt, süt ürünleri, diğer gıda maddeleri satın
alınmamalıdır. Ayrıca kesinlikle sokak sütü alınıp tüketilmemelidir.
İLİMİZDE
2.500 DEKAR ALANDA DEVLET YARDIMLI ÇEKİRGE MÜCADELESİ YAPILDI
Kumru İlçemizin Erikçili Köyünde 1.500
dekar alanda, Perşembe ilçemiz Ramazan köyünde 400 dekar alanda, Gölköy
ilçemizde ise Gölköy Mahallesinde 300 dekar, Güzelyayla Beldesinde 300 dekar
alanda, Bitki Koruma Şube Müdürlüğümüzce 2006 yılında yapılan sürvey
çalışmaları sonucunda, kimyasal mücadele için gerekli çekirge popülasyonunun
olduğu tespit edilmiş ve bu bölgelerimizde toplam 2.500 dekar alanda, devlet yardımı ile
çekirge mücadelesi yapılmıştır.
Mücadele
için gerekli, toplam
ÇAYBAŞI’NDA
SÜT SAĞIM MAKİNESİ SEVİNCİ
Çaybaşı ilçemizde, İl Müdürlüğümüz
Özel İdare Yatırım Projesinden 32 aileye
süt sağım makineleri dağıtımı gerçekleştirildi. Yapılan dağıtım töreninde İlçe
Tarım Müdürü Musa SAĞLAM kısa bir
konuşma yaparak süt sağım makinelerin hijyenik ve sağlıklı süt üretiminde çok
önemli olduğunu, işçiliği azalttığını, zamandan tasarruf sağladığını bu
kapsamda çiftçilerimizin makinelerini kullanırken temizliğe dikkat etmeleri
gerektiğini söyledi. Talep olması durumunda gelecek yıllarda bu sayıları 4
katına çıkarmayı planladıkları belirterek,
özellikle İlçemizde faaliyette bulunan Tarımsal Kalkınma Kooperatif
üyelerin yanı sıra diğer üreticilerinde bu tür projelerden faydalanması
gerektiği söyledi.
Dağıtımı yapılan süt sağım
makinelerini alan çiftçiler bu projeden faydalandıkları için çok mutlu
olduklarını belirterek, kendileri için yararlı bu tür projelerin devam etmesini
istediler. Süt sağım makineleri yapılan
törenle sahiplerine teslim edildi.
Ayrıca,
13.06.2006 günü süt sağım makinası dağıtılan üreticilerimize, makinaları temin
eden firmanın uzmanı ve İl Müdürlüğümüzden uzman bir Mühendis makinaların
kullanımı, süt sağımında dikkat edilecek konular, meme temizliği ve hayvan
besleme konularında eğitim vermiştir.
ÇAYBAŞI’NDA SÜT
İNEĞİ DAĞITIMI YAPILDI
Çaybaşı İlçemizde çiftçilere, Özel
İdare Müdürlüğü destekli olmak üzere 10 aileye birer adet sağmal inek dağıtımı
gerçekleştirildi.
Dağıtımı törenine; İl Müdürümüz Sadi
SADIKOĞLU, Belediye Başkanı Zekeriya SARIKOCA
ve Proje İstatistik Şube Müdürü
Yener YILDIRIM da katılmışlardır.
Törende
İlçe Müdürümüz Musa SAĞLAM yaptığı konuşmada; Dar gelirli, fakir ve muhtaç
ailelerin gelir seviyelerini yükselmek için Müdürlük olarak gerekli gayreti
gösterdiklerini belirterek emeği geçen bütün yetkililere teşekkür etti.
İl
Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU da törende kısa bir konuşma yaparak;
Çiftçilerimizin her zaman yanında
olduklarını, boş zamanlarda çiftçilerimizin
İlçe Müdürlüğümüze uğrayarak tarım ve hayvancılık konularında bilgi edinmeleri
gerektiği, daha fazla ve kaliteli ürün almak için sürekli Tarım Müdürlükleri
ile irtibat halinde olmaları gerektiğini belirterek, dağıtımı yapılan
hayvanların çiftçilere hayırlı olmasını dileyerek sözlerini bitirdi.
HAYVAN
HASTALIKLARI SEMİNERİ İL MÜDÜRLÜĞÜMÜZDE YAPILDI
Ülkemiz hayvancılığını tehdit eden, et
ve süt verimlerinde önemli ölçüde düşüşlere neden olarak büyük ekonomik
kayıplara yol açan, aynı zamanda hayvansal ve bitkisel ürün ihracatını olumsuz
etkileyen şap hastalığıyla ilgili olarak 06/06/2006 günü İl Müdürlüğümüz
Toplantı Salonunda, Bakanlığımıza bağlı Ankara Şap Enstitüsü Müdürlüğü’nden
uzman Veteriner Hekimler tarafından hizmetiçi eğitim semineri verilmiştir.
Seminere
ilimizde görevli tüm serbest ve kamuda çalışan Veteriner Hekimler ile Veteriner
Sağlık Teknisyenleri katılmıştır. Seminerde hayvan hastalıkları hakkında
bilgiler verilerek hastalıklara karşı alınması gereken önlemler, kontrol ve
mücadele, şap aşılamaları, yeni A tipi şap mihrakları ve aşılama çalışmalarında
karşılaşılan güçlükler ile diğer konular görüşülmüştür.
MERA ISLAH
ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
4342 sayılı Mera Kanunu çerçevesinde
2006 yılı ıslah çalışmaları kapsamında; Mesudiye ilçesi Bayırköy Yaylasına
(3.453 da) 25 ton % 26 N, Gölköy ilçesi Cihadiye-Aydoğan ve Alanyurt Yaylalarına
(6.082 da) 25 ton 20.20 gübre uygulaması yapılmıştır.
KONTROL
HİZMETLERİ VE ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRME TOPLANTISI YAPILDI
5179 sayılı ”Gıdaların Üretimi,
Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek
Kabulü Hakkında Kanun’’ kapsamında Kontrol Şube Müdürlüğümüzün yetkisinde
yürütülmekte olan hizmetler ile ilgili çalışmaları değerlendirme toplantısı
gerçekleştirilmiştir.
Gıda ile ilgili talimatlar, faaliyet
raporları, cezai işlemler, Kabahatler Kanunu, üretim izni ve sorumlu yönetici
istihdamı ile ilgili konularda değerlendirme ve bilgilendirme yapılmıştır.
07.06.2006 tarihinde yapılan değerlendirme
toplantısına İlçe Müdürlüklerimizde görev yapan 41 gıda kontrolör ve gıda
kontrolör yardımcısı katılmıştır.