TEMMUZ - AĞUSTOS 2006 Sayı : 59

 

TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİFLERİN BORÇLARI YENİDEN YAPILANDIRILIYOR

 

          Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerin muaccel hale gelip Bakanlıkça muacceliyet oluru (tahsil oluru) alınan kooperatif ve ortaklarının borçlarının yeniden yapılandırılarak beş yıl süre ile taksitlendirilmesine ve halen vadelerinde ödemelerine devam edenlerin kalan borçlarında faiz indirimine gidilmesine dair Yönetmelik, 20/05/2006 tarih ve 26173 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

          “Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılan Kredilere İlişkin Yönetmelikte Değişik Yapılmasına Dair Yönetmelik”le, kredi kullanmış olan Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerimize kredi borçları hakkında yapılan yeni düzenleme şu hususları kapsamaktadır:

          1-Tarımsal Amaçlı Kooperatiflere Kullandırılacak Kredilere İlişkin Yönetmelik gereği kredi kullanmış olan Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerimizin muaccel hale gelip, Bakanlıkça tahsil oluru alınmış kooperatif ve ortaklarının, anapara borcu ile bu değişiklik yönetmeliğinin yayımladığı 20.05.2006 tarihine kadar tahakkuk eden temerrüt faizinin toplamı sonucu yeni borç miktarı tespit edilerek, bu borç her yıla bir taksit olmak üzere beş eşit taksitle ödenmesi imkanı getirilmiştir.

          2-Yine bu Yönetmelik ile kredi kullanmış olup, ödemelerini düzenli yapan kooperatif ve ortaklarının kalan borçları ise yıllık % 5 faiz oranı üzerinden yeniden hesaplanacak ve bunun için bir başvuruya gerek kalmaksızın yeniden hesaplanmış faiz taksitleri sözleşmedeki vadelerde tahsil edilecektir.

          Muaccel hale gelmiş ve borçlarına tahsil oluru alınmış kooperatif ve ortaklarının yeniden yapılandırmadan yararlanabilmesi için 19.11.2006 tarihine kadar Tarım İl Müdürlüklerine müracaat etmeleri gerekmektedir.

 

 

DGD BAŞVURULARI BAŞLADI

 

          Çiftçi Kayıt Sistemi Projesi uygulamalarından olan Doğrudan ve İlave Doğrudan Gelir Desteği’nin 2006 yılı uygulamasına 05.06.2006 tarihinde başlanmış olup, başvuru kabulleri 03.11.2006 tarihi Cuma günü saat 17.00’ye kadar devam edecektir.

          Belirtilen uygulama döneminde Doğrudan ve İlave Doğrudan Gelir Desteği’nden faydalanmak isteyen tarımsal arazi sahibi ve  üretim yapan kişilerin başvurularını yapmak üzere İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerine müracaat etmeleri gerekmektedir.

          Uygulama döneminde önceki yıllarda başvuru yapan çiftçiler başvuru evraklarını İl ve İlçe Tarım Müdürlüklerinden temin edeceklerdir.

  Önceki yıllarda taahhütname 1 ve 2 kullanarak başvuru yapmış çiftçiler ile kiralama evrakı kullanarak arazi kiralayan çiftçilerin kira süreleri dolmamış ise kiralama evrakı ve taahhütname yapmayacaklardır.

  İlave Doğrudan Gelir Desteği uygulamalarından olan Toprak Analizi yaptıran çiftçilerin Toprak Tahlil Raporları 1 Ekim 2005 tarihinden sonraki tarihleri kapsayacaktır.

  Ayrıca kadastro geçmemiş birimlerde tarımsal arazi sahibi ve tarımsal üretim yapan çiftçiler aşağıda verilen tarihler içerisinde gelip başvurularını yapacaklardır.    Köye verilen tarihler dışında işlem yapılmayacaktır.

NOT: Yukarıda belirtilen kadastro geçmemiş köylerden 26.08.2006 tarihinden itibaren 03.11.2006 tarihleri arasında köy ayrımı yapılmaksızın başvuru alınacak ve arazi tespitleri yapılacaktır.

 

ÇAYBAŞI’NDA FINDIK TARIMI SEMİNERİ DÜZENLENDİ

 

          Çaybaşı İlçe Tarım Müdürlüğü ve Çaybaşı Ziraat Odası Başkanlığı’nın ortaklaşa organize ettiği Fındık Semineri, 23.05.2006 tarihinde Çaybaşı Belediye Konferans Salonunda gerçekleştirildi.

          İlçe Tarım Müdürü Musa SAĞLAM’ın açılış konuşmasıyla başlayan seminerde İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU da bir konuşma yapmıştır. İl Müdürümüz yaptığı konuşmada “Bu eğitimlerle amaçlanan; üreticilerimizin birim alandan daha fazla ürün alabilmelerini sağlamak, böylece ilimiz için ana ürün olan fındıktan sağlanan gelirlerin de buna paralel olarak artmasıdır” demiştir.

          Seminere konuşmacı olarak katılan, Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. S.Zeki BOSTAN; “Fındıkta Budama ve Gençleştirme” konusunda, yine Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Ceyhan TARAKÇIOĞLU; “Fındıkta Gübrelemenin Önemi  ve Gübreleme Teknikleri” konusunda, Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden Dr. Kibar AK; “Önemli Fındık hastalık ve Zararlıları konusunda çiftçilere bilgiler vermişlerdir.

          Çaybaşı Kaymakamı Muhammed Lütfü KOTAN, Çaybaşı Belediye Başkanı Zekeriya SARIKOCA, İl Müdür Yardımcımız İshak HACIKAMİLOĞLU, çevre İlçe Tarım Müdürleri, daire Müdürleri ve çok sayıda çiftçinin katıldığı seminer sonunda konuşmacılar çiftçilerin sorularını cevaplamışlardır.

 

“ÇİFTÇİ EĞİTİM VE YAYIM ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ ÇALIŞMALARI VE DEĞERLENDİRİLMESİ” TOPLANTISI İLİMİZDE YAPILDI

 

          Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 2006 yılı Hizmetiçi Eğitim Programı çerçevesinde; İl Müdürlükleri bünyesinde görev yapan Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürlerine yönelik olarak Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürlüğü Çalışmaları ve Değerlendirilmesi konulu toplantı 22-26 Mayıs 2006 tarihleri arasında İl Müdürlüğümüzde yapılmıştır.

          Toplantıya Bakanlığımız Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü’nden Yayım Dairesi Başkanı Habip ÇADIRCI, Mühendis Haluk BALİÇ, Mühendis Hatice ÇEVİK, Mühendis Hakan ÖZAT, Kırsal kalkınmada Kadın Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü Yaşar TAŞDAN, Kırsal Kalkınmada Kadın Dairesi Başkanlığı Şube Müdürü Halit CANKURT, KÖYMER Birimi’nden Mühendis Özkan ŞAHBAZ, El Sanatları Daire Başkanı Afide YAZAR ile 22 ilden Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürleri katılmış olup, toplantı süresince illerin 2005 yılı yayım faaliyetlerinin değerlendirilmesi, Küreselleşen Dünyada Tarımın Geleceği ve Yayımın Üstleneceği Roller, AB Sürecinde Tarımsal Yayım, AB Kırsal Kalkınma Politikalarının Mevcut Durumu ve Geleceği, Etkili İletişim ve İnsan İlişkilerinde Başarı, Beden Dili gibi konularda görüş alış verişinde bulunuldu.

 

İL MÜDÜRLÜĞÜMÜZ PERSONELİNE TARIMSAL YAYIM KURSU DÜZENLENDİ

 

          Bakanlığımızın 2006 yılı hizmetiçi eğitim programı gereğince; bugüne kadar yapılan uygulamalardan farklı olarak ilk kez ilimizde İl ve İlçe Müdürlüklerinde görevli personele yönelik olarak Tarımsal Yayım konusunda eğitim verilmiştir.         Çiftçi Eğitim ve Yayım Şube Müdürümüz Kemal YILMAZ’ın koordinatörlüğünde 09-11/05/2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen eğitim için “Tarımsal Yayım Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi” kapsamında yetiştirilmiş olan Tarımsal Eğitim Grubundan Fatma KOÇAK, Mehmet TOPARLAK ve Ayhan GÖKTAŞ eğitici olarak görevlendirilmiştir.

          3 gün süren eğitime 18 kursiyer katılmış olup, kursiyerlere tarımsal yayımın özellikleri, yayımcının özellikleri, tarımsal yayım metodları, etkili iletişim ve başarılı insan ilişkileri, yeniliklerin yayılması, kültürler arası iletişim ve öğrenme, hedefe yönelik yayım programı hazırlama, sunu anlatım teknikleri, beden dili vb. konularda eğitim verilmiştir.

 

PERŞEMBE’DE SÜT SIĞIRCILIĞI PROJESİ UYGULANIYOR

 

          Perşembe Kaymakamlığı ve Müdürlüğümüz işbirliği ile Sosyal Riski Azaltma Projesi kapsamında 2005 yılında kabul edilen Süt Sığırcılığı Projemizin ihalesi 2006 yılında yapılmış olup uygulanmaya başlanmıştır. Proje ile dar gelirli ailelerin temel gıda ve besin ihtiyaçları ile geçim kaynağı oluşturulmak hedeflenmiştir. Proje kapsamında 34 çiftçimize birer adet olmak üzere Jersey ırkı süt ineği dağıtılacaktır. Her çiftçimize 1 adet Jersey ırkı süt ineği dağıtılacaktır. Süt ineklerinin dağıtımına başlanmıştır.

 

 

TARIM SİGORTASI

Kemal YILMAZ

ÇEŞ Şb. Müdürü

          Her geçen gün artan nüfusun gıda gereksinimini karşılaması ile stratejik bir öneme sahip olan Tarım Sektörü diğer sektörler içerisinde doğal, ekonomik, sosyal ve kişisel risklerden en çok etkilenen sektördür. Sektörde teknik uygulamalarla önlenmesi mümkün olmayan riskler çiftçilerimiz için her yıl büyük felaketlere neden olmaktadır. 2004 yılında ilimizde yaşanan soğuk ve don zararı bitkisel üretim yapılan alanlarda ciddi zararlar oluşturmuş ve çiftçilerimizin gelirlerinde önemli düşüşlere neden olmuştur. Olayın üstünden 2 yıl geçmiş olmasına rağmen geçimini yalnızca tarımsal üretimden sağlayan bazı çiftçilerimizin o yıl yaşanan afetle birlikte maruz kaldıkları sıkıntıları halen üzerlerinden atamadıkları görülmektedir.

Bütün gelişmiş ve birçok gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, gelir düzeyi çok düşük olan çiftçilerin çoğunlukta olduğu ülkemizde de tarım sektöründe doğal afetlerin sebep olacağı ürün ve hayvan kayıplarından doğan zararlar ancak Tarım Sigortaları ile karşılanabilir.

Gelişmiş ülkelerde devlet destekli tarım sigortaları uygulamaları yıllar önce başlamıştır., böylece çiftçilerinin çok az bir masrafla zararlarını karşılayarak sosyal ve ekonomik güvenceye kavuşmaları sağlanmıştır.  Ülkemizde ise yıllardır gündemde olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen Tarım Sigortaları Kanunu 21 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Kanunun yayımına müteakip mevzuat çalışmaları tamamlanarak 1 Haziran 2006 tarihinden itibaren 17 büyük sigorta şirketinin bütün acentelerinde ve temsilciliklerinde Tarım Sigortası poliçelerinin satışına başlanarak devlet destekli Tarım Sigortaları hayata geçirilmiştir.

Uygulama ile Tarım Sigortası yaptıracak çiftçilerimizin 2006 yılı için Tarım Sigortası priminin %50 si devlet tarafından karşılanarak çiftçilerimizin çok az bir masrafla oluşabilecek zararlarını gidermeleri ve ihtiyaç duydukları ekonomik ve sosyal güvenceye kavuşmaları sağlanacaktır.

Tarım Sigortası kapsamına alınacak ürünler, riskler, bölgeler ve işletme ölçekleri itibarıyla devlet tarafından sağlanacak prim desteği miktarı, her yıl Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmektedir. 2006 yılı prim desteği oranlarına ilişkin 2006/10105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile;

- Dolu sigortasının Ülke genelinde tüm bitkisel ve ürünler ve seralarda uygulanması,

- Ön soy ve soy kütüklerine kayıtlı süt sığırları ile kapalı sistemde üretim yapan , biro güvenlik ve hijyen tedbirlerini almış tesislerde yetiştirilen kümes hayvanlarının hayat sigortalarının yapılması

- Akkuş İlçemizinde içerisinde bulunduğu 90 ilçede don sigortasının pilot uygulama olarak başlatılması

- Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı olan üreticilere sigorta priminin %50’ si oranında devlet prim desteği sağlanmıştır.

Ürünlerini sigorta yaptırmak isteyen üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı ve bilgilerinin güncel olması gerekmektedir. Bundan sonra üreticinin yapması gereken bulunduğu yere en yakın Tarım Sigortası yapan sigorta şirketinin acentesine müracaat etmektir.

Yıllardır beklediğimiz Tarım Sigortasının Ülkemize ve üreticilerimize hayırlı olmasını temenni ederim.

 

 

TARIM TAKVİMİ

(Temmuz-Ağustos/Eylül-Ekim 2006)

 

TEMMUZ-AĞUSTOS

 

FINDIK: Bu aylarda toprak ve yaprak numuneleri alınarak analizleri yaptırılmalıdır.

          Fındık hasadına başlanmadan önce fındık bahçelerinde genel bir temizlik yapılması gerekir. Ayrıca, bu yabancı otlar fındık hasadını zorlaştırdığı için gerekiyorsa ilaçlı mücadele yapılmalıdır.

          Ağustos ayında hasat zamanı saptanırken bahçedeki hakim çeşitlerin hasat olgunluğuna gelip gelmediğine bakılır. Hasat mutlaka belirtilen tarihlerde ve belirtilen usullerde yapılmalı, hasat ve harman sırasında uygulanması gereken kurallara uyulmalıdır.

MEYVECİLİK: Meyveler iri fındık büyüklüğüne geldiğinde elma iç kurduyla mücadele uygulanır.

KİVİ: Bu dönemde yapraklar aşağıya doğru eğilmişse, dalda dik bir durumda değilse haftada iki kez olmak üzere sulama yapılır.

SÜT VE BESİ SIĞIRCILIĞI: Bu aylardaki yüksek sıcaklıklarda hayvanlarda verim düşüklüğü görülmektedir. Bu amaçla, ahırlar temizlenip havalandırılır. Hayvanları cereyanda bırakmamak koşuluyla ahırlara sürekli temiz hava sağlanmalıdır. Paraziter hastalıklara önlem olarak ahırlarda parazit ilaçlaması yapılmalıdır.

SERACILIK: Budama, gübreleme ve diğer bakım işlerine devam edilir. Bu dönemde mildiyö için ilaçlı mücadeleye ve havalandırmaya özen gösterilmeli, ilaçlamayla hasat arasındaki zamana dikkat edilmelidir. Sulama her hasadın sonunda yapılmalı ve sulamayı sabahın erken saatlerinde yapmaya dikkat edilmelidir. Yaprak biti, kırmızı örümcek ve külleme görülürse bunlar içinde mücadele yapılmalıdır.

PATATES: Mildiyö hastalığına ve patates böceği zararlısına karşı ilaçlı mücadele uygulanır.

          Çapalama suretiyle boğaz doldurma yapılır.

          Patates böceğine karşı kültürel tedbirlerde uygulanmalıdır. Hasat sırasında toprakta hiç patates bırakılmamalıdır. Bahçedeki larva ve erginlerle yumurta grupları toplanarak imha edilmelidir.

ARICILIK: Bu dönemde kovanlarda uçuş aktivitesi ve besin taşıma gözlenmelidir. Kovan iç kontrolleri yapılarak koloninin gücü ve besin stoğuna bakılmalıdır. Koloniye gelişme fırsatı verilmeli yani petek ve ballık ilavesi yapılmalıdır. Bu şekilde kolonide oğul eğilimi engellenir. Kovanların şiddetli yaz sıcaklarından korunması gerekir. Hastalık ve zararlılara karşı kovan sürekli takip edilmelidir. Ağustos sonunda bal hasadı yapılmalıdır.

MISIR: Birinci ve ikinci çapalama ve bu çapayla beraber boğaz doldurma yapılır. İlk yarısı ekimle birlikte verilmiş olan azotlu gübrenin kalan yarısı da bu çapayla birlikte verilir.

 

EYLÜL-EKİM

 

FINDIK: Alçak ve orta kesimlerde hasat edilen fındıklar kurutulur. Yüksek kolda ise hasada devam edilir. Fındığın önemli zararlılarından olan fındık filiz güvesine karşı, hasat bittikten sonra yapraklar yere düşmeden ilaçlı mücadele yapılmalıdır. Ayrıca, toprakta Mayıs böceğinin 5-6 cm uzunluğundaki larvaları varsa ve ocakta kuruma görülüyorsa ilaçlı mücadeleye başlanır.

          Eğer, geçen zamanda toprak tahlili yaptırılmadıysa Ekim ayı içinde mutlaka yaptırılmalıdır.

          Fındık ocaklarında çeşitli hastalık ve zararlılardan dolayı kuruyan ve haztalıkla bulaşık dalların kesilmesi, bu kesilen dalların ise hemen bahçeden uzaklaştırılıp yakılması gerekir.

MEYVECİLİK: Meyvelerde hasat yapılır. Meyve bahçelerinde toprak tahlilini de ihmal etmeden yaptırmak gerekir.

SÜT VE BESİ SIĞIRCILIĞI: Sonbahar dönemi şap aşıları yaptırılır. Hayvanlara daha önce uygulanan iç ve dış parazit ilaçlaması tekrarlanır. Yayla döneşleri de bu döneme denk geldiğinden ahırlar dönüş için hazırlanır. Ahırlar badana, boya yapılır, ilaçlama ve onarım gibi işlemler yapılır.

SERACILIK: Domates ve hıyarda mahsul gübrelemesine ve yalancı mildiyö ile mücadeleye devam edilir. Kıvırcık marulların toprak hazırlığı yapılarak ekim gerçekleştirilir.

PATATES: Patateste hasat yapılır ve uygun depo şartlarında depolanır.

ARICILIK: Eylül ayında bal hasadına devam edilir. Varroa mücadelesi yapılır. Arı kolonilerine kış dönemi için bal ve polen depolanmış petekler bırakılır. Bal hasadından sonra şuruplama yemleme yapılır. Kovanlarda kış hazırlığı yapılır. Kovan çatlakları ve yarıkları onarılır.

MISIR: Mısır hasadına başlanır. Daneli ya da koçanlı olarak elde edilen mısır ürünü ambarda depolanmadan önce kurtlanmaması için koruyucu olarak ilaçlanması gerekmektedir. Ayrıca, mısır kurdu ile mihaniki mücadele olarak mısır hasat edildikten sonra arta kalan mısır sapı artıkları, tarladan toplanıp yakılmalıdır.

KİVİ: Bahçede toprak işlemesi yapılır.

 

MİNERAL REHBERİ

 

          Vücutta minerallerin eksikliği başlangıçta kendini hafif semptomlarla gösterir. İsteksizlik, sinirlilik, gerginlik ve konsantrasyon bozukluğu sorunları bu eksikliğin ilk belirtileridir. Bu uyarılar dikkate alınmadığı takdirde zamanla ciddi hastalıklar yaşanabilir.

          KALSİYUM:

          Kalsiyum eksikliği kendini özellikle kemiklerde gösterir. Yeterli alınmadığı takdirde kemikler kolayca kırılır. Çocukluk yıllarından itibaren itibaren yeterli miktarlarda kalsiyum almak, ileriki yaşlarda yaşanabilecek kemik edimesine karşı koruyucu etki yaratır. Çünkü, kemikler insan bedenindeki en önemli kalsiyum deposudur.

Etkili Olduğu Alanlar: Kalsiyum, büyük oranda, kemiklerin yapılandırılmasından sorumludur. Bunun ötesinde hücre zarının sabitlenmesinde, sinirler arasındaki bilgi iletiminde, kas kasılması ve kanın pıhtılaşmasında da çok önemli rol oynar.

          Ayrıca, araştırmalar, yeterli miktarda alınan kalsiyumun kan basıncını düşürdüğünü ve bağırsak kanseri riskini azalttığını kanıtlamıştır. Alerjileri olanların yeterince kalsiyum almaları gerekir. Bu mineral etkisini, “kemik vitamini” adıyla da anılan D3 ve K vitaminleriyle beraber alındığında daha etkili biçimde gösterir.

Kalsiyum içeren gıdalar: Peynir, yeşil lahana, tam yağlı yoğurt ve tam yağlı süt.

MAGNEZYUM:

          Magnezyumun düşük miktarda alınması kalp krizi ve felç riskini yükseltir. 

Etkili Olduğu Alanlar: Magnezyum vücutta adeta “kalp pili” gibi bir görev yapar. Güçlü ve düzenli kalp atışını sağlar; böylece ritm boçukluklarını önler. Kalbe yakın damarların genişlemesini sağlayarak, kanın akışmanlığını düzenler, kalbin oksijenle beslenmesini sağlar. Bu sayede yüksek tansiyona karşı da etkili olur.

Magnezyum içeren gıdalar: Buğday, yulaf ezmesi, mısır ve pirinç.

SELENYUM:

          Selenyum eksikliği, genellikle tiroit bezi sorunları ve kalp yetmezliği şeklinde ortaya çıkıyor.

Etkili Olduğu Alanlar: Selenyum, öncelikle bağışıklık sisteminde görevli hücrelerimizi koordine eder. Serbest radikallerle mücadelede ve kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemek konusunda büyük rol oynar. Ayrıca, karaciğer hücrelerinin korunmasında ve üreme sistemimizde de çeşitli işlevler üstlenir.

Selenyum içeren gıdalar: Hamsi, uskumru ve yumurta.

 

 

HIYARLARDA YALANCI MİLDİYÖ

Tuğrul GÜNGÖR

Tekniker

          İlimizde son yıllarda hızlı bir artışla tarımı yapılan HIYAR sebzesinde büyük zararlara sebep olan  YALANCI MİLDİYÖ hastalığı ile mücadelede başarılı olmak için bütün çiftçilerimizin bilinçli mücadele yapması esastır.

          Hıyar da Yalancı Mildiyö bitki yaprakları üzerinde önce küçük, soluk yeşil veya sarımsı lekeler halinde belirir. Hastalık ilerledikçe bu lekeler koyulaşır, yaprağın alt yüzünde ve bu lekelerin tam altında gri veya menekşe renginde bir küf oluşur. Hastalanan yapraklar sararır sonra kahverengine dönüşür, sonuçta bitki tamamen ölür. İlimizin rutubetli oluşu sebebiyle de önemli ürün kayıplarına neden olur.

HASTALIKTAN KORUNMAK İÇİN:

1.Sık tohum ekimi yapmamak

2.Hıyar tarlasında veya sera da sürekli çapa yaparak, yabancı otların ortadan kaldırılması.

3.Hastalıklı bitkilerin toplanıp seradan uzaklaştırılması veya derin bir çukura gömülmesi gibi bir takım bakım işlerinin yapılmasına dikkat edilmelidir

          İlaçlı mücadeleye bitkiler kol atmaya başladığında ve ilk mildiyö belirtileri görülür görülmez aşağıda etkili madde ve dozu yazılan ilaçlardan kullanılarak başlanır.

          İlaçlama 5 ila 7 gün ara ile yukarıda yazılan ilaçlardan herhangi üçüyle dönüşümlü olarak tatbik edilmeli, ayrıca bölgemizin rutubetli olması sebebi ile hastalık riskinin daha fazla olabileceğinden; Maneb, Mancozeb ve Propineb gibi ilaçların tavsiye dozunu % 50 artırarak mücadelede başarı oranı yükseltilebilir.

 

 

 

ELMA İÇ KURDU

Hülya OKTAY

Ziraat Mühendisi

           Zararı: Yumuşak çekirdekli meyvelerin en önemli zararlılarından biridir. Elmada zararı ekonomik bir önem taşır. Elmadan başka armut, kayısı ve ayvada da büyük zarar yapar. Yumuşak çekirdeklilerde, meyveler erken dökülür ve küçükken kurtlanan meyvelerde ise döküm daha da fazla olur. Büyümüş meyvelerde dökülme nispeten azalır. Meyve üzerinde iç kurdunun açtığı bir delik ve etrafında pislikleri görülür. Meyve kesildiği zaman, meyve içerisinde çekirdeğe kadar uzanan bir yeme yolu ve pislikler vardır. Ekseriya meyve içerisinde beyazdan et kırmızısına kadar renkte ve baş tarafı kahverenginde olan larva (kurt) bulunur.

          Etmeni: Zarararlısı küçücük bir kelebek olan elma iç kurdunun esas zararını (C. pomonella) tırtılı (larvası) yapar. Kışı meyve ağaçlarının kabuk ve çatlakları arasında kirli beyaz bir koza içerisinde larva olarak geçiren haşere, ilkbaharda pup olur. Meyveler, aşağı yukarı iri nohut büyüklüğünü aldığında, haşerenin kozadan çıkan kelebekleri de görülmeye başlar.

          Kültürel Önlemler: Öncelikle elma bahçelerinin elma iç kurdunun diğer konukçusu olan armut, ayva, ceviz gibi meyve ağaçları ile karışık olarak kurulmamasına özen gösterilmelidir. Bunun yanı sıra elma ağaçlarının altına dökülen meyvelerin toplanıp uzaklaştırılması, ambalaj ve depolama yerlerinin elma bahçelerinin kenarlarına kurulmaması, bahçenin sürülmesine özen gösterilmesi ve ağaçların gövdelerine haziran ayı başlarında oluklu mukavvadan tuzak bantlar sarılarak, bunlara gelen larvaların haftalık kontrollerle imha edilmeleri gerekmektedir.

Kimyasal Mücadele:  Elma iç kurdu mücadelesinde, her döle ait larva çıkışı süresince ağaçları ilaçlı bulundurmak ve yumurtadan çıkan larvaları meyve içine girmeden öldürmektir. Larva çıkışlarını tespit amacıyla çeşitli yöntemler kullanılmaktadır.

          Bu yöntemlerin uygulanamadığı bahçelerde ilaçlamalara meyveler fındık iriliğine geldiğinde başlamak gerekir.  

          Bu dönemde ilk ilaçlama yapılır. 2. ve diğer ilaçlamalar, kullanılan ilacın etki süresi bitiminde (yaklaşık 20 gün aralıklarla) yapılmalıdır. İlaçlamalar hasada l ay kala bitirilmeli, yüksek basınçlı motorlu pülverizatörler ile yapılmalı ve ağacın tüm organlarının ilaçlı su ile ıslanması sağlanmalıdır.

Elma iç kurdu mücadelesinde kullanılabilecek ilaçların bazıları ve dozları aşağıdadır.

 

 

 

FINDIKTA HASAT, HARMAN, DEPOLAMA VE AFLATOKSİN

Kıvanç GÜNAY

Ziraat Mühendisi

Hasat: Fındık hasadına yaklaştığımız şu günlerde bahçelerinin temizliğine önem gösterilmelidir. Yapılacak temizlik işlemleri hasadı kolaylaştıracağı gibi yere düşecek fındıkların bulunabilmesi açısından da önem arz etmektedir.

          Bölgemizdeki fındık bahçelerinin çoğunluğu farklı çeşit fındıklardan oluştuğundan hasada baskın çeşit olgunlaştığında başlanması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Fındıkta hasat zamanının geldiği bazı özelliklerden belli olur. Bunlar;

1- Zurufların iyice sararıp kızarması,

2- Fındık tanelerinin zuruf içerisinde kolayca oynamaya başlaması,

3- Sert meyve kabuğunun-nisbetinde kızarması ve fındık içinin kendine has sertlik ve tadını alması

          Fındık eğer erken toplanırsa meyve sürgünleri zarar görebilir, iç buruşuk ve küçük kalır, randıman az olur, fındık zurufundan kolay ayrılamaz ve muhafaza süresi azalacaktır. Eğer geç hasat yapılırsa fındıklar yere dökülecek toprakla temas edecek; fındıklarda kabuk çatlamaları görülecek ve küf bulaşmalarına neden olacaktır.

 

Harman: Tekniğine uygun hasat edilen , toprakla fazla hasat ettirilmeyen ve jüt çuvallara konularak nakli yapılan fındıklar kurutulmak üzere harmanlara getirilir. Fındıklar asla naylon çuvallara konularak taşınmamalı ve bekletilmemelidir. Ayrıca fındık jüt çuvallara konulsa da asla 1 günden fazla bekletilmemelidir. Çuvallarda birkaç gün bekletilen fındıklar hava şartlarına da bağlı olarak kızışma gösterirler ve buda aflatoksin oluşumuna neden olur.

          Harmanlar hafif meyilli ve betondan olmalıdır. Harmanlamada dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise harmana fındıkların çok kalın serilmemesidir. Ayrıca serilen fındıklar içerisinde karıştırmak maksadıyla da olsa gezilmemelidir. Karıştırma işlemleri tahta kürekle dikkatlice yapılmalıdır.

          Harmanlanan fındıkların üzeri asla naylonla temas etmemelidir. Zorunlu durumlarda ise en kısa zamanda hava şartlarına bağlı olarak fındıkların üzeri açılmalıdır.

 

Depolama: Hasat edilen ve harmanlarda kurutulan fındıklar kaliteli ve fındıkları

zedelemeyen patozlara verildikten sonra depolanırlar. Patozdan; zurufundan ayrılarak çıkan fındıklar jüt çuvallara konularak hemen satılmalı, satılamıyorsa ikinci bir kurutma işlemine tabi tutulmalıdır. Kurutma işlemi tamamlandıktan sonra mutlak suretle fındıklar içerisindeki kırık, zedeli, delik fındıklar temizlenmelidir. Bu işlemlerden sonra fındıklar jüt çuvallara konularak depolanır. Fındığın depolanması işlemleri sabah yada akşama doğru hava sıcaklığının daha az olduğu zamanlarda yapılmalıdır.

          Depolar daha önceden ilaçlanmalı ve havalandırılmalıdır. Depolar doğrudan ışık almayan, havalanması iyi, kuru, temiz, nem oranı %70 in altına düşmeyen, duvarları ve çatısı düzgün ve sağlam yerler olmalıdır.

          Çuvallanan fındıklar depolara ızgaralar üzerine konularak depolanmalıdır. Çuvallar üst üste en fazla 5 çuval olacak şekilde konulmalıdır.

          Asla fındıklar yığın oluşturacak şekilde dökülerek depolanmamalıdır.

 

Aflatoksin: İnsan gıdalarında, tahıllarda, yemlerde ve her türlü  kuru yiyeceklerde rutubetin artmasına ve sıcaklığa bağlı olarak, mantar türleri hızla üreyerek mikotoksin  (küf zehiri) denilen zararlı bir toksin (zehir) üretirler. Bunların en önemlisi “Aflatoksin” dir.  Bu toksin;

 *Büyük ekonomik kayıplara yol açmakta,

*Üretici ve sanayiciyi zor durumda bırakmakta,

*İhracatımız engellenmekte ,

*Ülkemizin dış ticaretteki itibarı zedelenmekte,

*Fındığın ihracatını zorlaştırmakta,

*Pazarlama problemlerine neden olmakta,

*Dışarıya satılamayan ve yurt içinde fazla tüketimi olmayan bir ürünün yurtiçi fiyatı da düşmektedir.

          Bu gibi maddi ve manevi kayıplara nenden olan aflatoksin ayrıca insanlarda da çok sayıda hastalıklara neden olmaktadır.

          Fındığımızı aflatoksinden kurtarmanın en kısa ve kesin çözümü yukarıda anlattığımız gibi ürünümüzü tekniğine uygun hasat etmek, harmanlamak ve depolamaktır.

 

“FINDIĞINIZIN HASADINA İL VE İLÇE TARIM MÜDÜRLÜKLERİNİN AÇIKLAYACAĞI TARİHLERDE BAŞLAYINIZ”

 

 

FINDIKTA DALKIRAN ZARARLISI

Engin KONTAŞ

Ziraat Yük. Mühendisi

Bitki Koruma Şb. Müdürü

 

          Türkiyede sert ve yumuşak çekirdekli meyve ağaçlarında ve ormanlarda zararlı olduğu bildirilen yazıcıcı böcekler son yıllarda İlimizin sahil ve orta kuşak fındık bahçelerinde önemli zararlar yapmaktadır. Fındık bahçelerindeki diğer zararlılar ürünün kalitesine ve miktarına direkt veya dolaylı etki yaparken, yazıcı böcekler genç ve yaşlı fındık dallarını kurutarak önemli bir miktarda ürün kaybına ve fındık bahçelerinin elden çıkmasına neden olmaktadır.

          Ayrıca yaşamlarının büyük bir kısmını odun dokusu içinde galerilerde geçirdikleri için fındığın diğer zararlılarına oranla bunlarla kimyasal mücadelede istenilen başarı sağlanamamaktadır. Bu nedenle İlimiz sahil ve orta kuşağında dalkıran zararlısı ile bulaşık bahçelerde bu zararlı fındığın ana zararlısı durumuna geçmiştir.  Ayrıca fındık dışında son yıllarda alternatif ürün kapsamında bölgeye yerleştirilmeye çalışılan kivi ve trabzonhurması sahalarında da yer yer dalkıran zararı görülmektedir.

          Fındık bahçelerinde önemli zarara yol açan dalkıran zararlısının başlıca 2 türü olup bunlar; Xyleborus dispar  ve  Lymantor coryli’dir. Yapılan araştırmalar neticesinde bu türlerin çıkışları hava sıcaklığı 18-20 oC’ye ulaşınca Mart-Nisan aylarında başlamakta ve Ağustos sonuna kadar devam etmektedir. Bu nedenle bu zararlı ile sadece kimyasal mücadele yöntemiyle mücadele etmek yeterli olmamaktadır.

          Son yıllarda Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünce yapılan çalışmalar sonucunda etkinliği ortaya konan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca ruhsatlandırılan “Kırmızı Kanatlı Yapışkan Tuzaklar”  bu zararlı ile mücadelede kullanılmaktadır. Bu tuzaklar kimyasal mücadeleye karar verebilmek için (monitör) ve kitlesel yakalama (biyoteknik mücadele) amaçlı kullanılmaktadırlar.

          ZARARLININ TANIMI: Dalkıran erginlerinin dişileri 3-3.5 mm, erkekleri 2 mm uzunluktadır. Yarım küre görünüşündeki erkekler açık kestane renktedirler. Dişilerin rengi erkeklerden daha koyudur. İstilaya uğramış bir bahçeden diğerine 100 metreye kadar göç olabilmektedir. Uçus süreleri meteorolojik şartlara göre değişmekle birlikte 3–6 hafta arasında değişir.  Larva ve pupalar 4–5 mm uzunlukta ve kirli beyaz renktedirler.

          Dalkıran zararlısının ergini, dalın gövdesinde 2 mm. delik açarak dala girer, ardından kambium dokusunun 2 mm. kadar altında yıllık halkalarını takip ederek gövdeye paralel bir galeri açar. Daha sonra açtığı bu galerinin her iki tarafına, bu galeriye dik çıkmaz sokak şeklinde birçok dikey galeriler açar.

          Galerileri açan dişi baş kapsülünün içinde taşıdığı Ambrosia mantarının sporlarını galeriye bulaştırır ve bütün galeri içi kirli beyaz renkteki bu mantarlarla kaplanır. Dişiler galeri açmaya başladıktan 10-15 gün sonra çıkmaz sokak şeklindeki dik galerilere yumurtlamaya başlar. Yumurtadan çıkan larvalar galerilerde gelişmekte olan Ambrosia mantarı ile beslenirler. Larvalar 3-4 hafta beslendikten sonra pupa olurlar. Pupadan çıkan yeni dalkıran erginleri, ertesi yıl çıkış zamanına kadar bulundukları galerilerde kışlarlar. İlkbaharda sıcaklık 18-20 oC'ye ulaşınca, galeriden çıkan dişiler sağlıklı dallarda yeni galeriler açmaya başlarlar.

          Galeri yerleri bitki tarafından kapatılamayıp buralardan dışarıya bitkinin özsuyu akar. Bu akıntı siyahımsı-kahve renkli olarak görülür, 5-6 cm veya daha kalın dalları 3-4 galeri kurutur ve verimden düşürür.

Bir dalkıran dişisi ortalama 50 kadar yumurta bırakır ve açtığı kuluçka galerisi de bu yumurtalardan çıkacak dalkıranların tam olarak gelişmesine imkân verir.

          Dalkıran zararlısı yılda bir döl vermektedir.

          MÜCADELESİ: Bu zararlıya karşı üç türlü kombine bir mücadele yapmak gerekir.

1-KÜLTÜREL MÜCADELE:

-Dalkıran zararlısı yerleşecekleri dalları özellikle zayıf ağaçların salgılamış olduğu, özgün koku sayesinde tespit ettiğinden; bakımsız, besin maddelerince fakir, taban suyu yüksek yerlerde kurulu bahçelerdeki zayıf ağaçları öncelikle tercih etmektedir. Bu nedenle bahçenin bakımlı ve kuvvetli bulundurulmasına ve besin maddelerce fakir-sığ topraklarla, taban suyu yüksek arazilerde fındık bahçesi kurulmamasına dikkat edilmelidir.

-Bahçenin budanması sırasında dalkıranla bulaşık delikli dallar tespit edilip kesilmeli ve bahçeden uzaklaştırılarak mart ayına kadar mutlaka yakılmalıdır.

-Bu zararlı daha çok bakımsız ve verimsiz bahçelerde görüldüğünden,  bakım  ve gübreleme işlemine gereken önem verilmelidir.

-Kültürel işlemler bütün komşu bahçelerle birlikte yapılmalıdır.

2-KİMYASAL (İLAÇLI) MÜCADELE:

-İlaçlama yapılacak bahçede, mutlaka kültürel ve mekaniksel tedbirler uygulanmalıdır. İlaçlama yapacağımız bahçede, bir yıl öncesinden tesadüfi olarak 10 ocak belirlenir. Bu ocakların her birinden 3’er dal seçilir. Bu dallardaki galeriler (delikler), Mart-Haziran arasında sayılır. Aynı dallar Ağustos ortasından sonra ikinci kez sayılır. İki sayım arasında, bu seçilen 10 ocağın 30 dalında 3 yeni galeri tespit edilmişse, o bahçede ilaçlı mücadeleye karar verilir.

-Mücadele zamanı, bahçe kontrol edilerek otlar üzerinde yoğun olarak taze odun talaşı görüldüğünde yapılır.

-Ancak en iyi yöntem Kırmızı Kanatlı Yapışkan Tuzakları “monitör” olarak kullanıp, haftalık yapılan bakım ve kontrollerde, tuzağa yakalanan dalkıran ergini sayısına bakılarak yoğun çıkışın olduğu dönemi belirleyip, bu dönemde ilaçlı mücadele yapılmasıdır. Bu dönem genellikle temmuz başı ve temmuz ortası olmaktadır. Bu dönemlerde etki süresi iki hafta olan ilaçlarla kimyasal mücadele yapılmalıdır.

KULLANILAN İLAÇ VE DOZLARI:

-Yukarıda tavsiye edilen ilaçlardan herhangi birisinin dozları 10’a bölünerek 10 litre suya konur ve eritilir. Hazırlanan ilaçlı su, sırt motoru (atamizör) deposuna konur. Normal büyüklükte 10 ocağın, her tarafının ve özellikle dal gövdelerinin ilaçlı suyla iyice ıslatılmasına dikkat edilmelidir.  

-İlaçlama sırasında herhangi bir şey yenilip içilmemelidir.

-1. İlaçlamadan 15-20 gün sonra 2. ilaçlama yapılmalıdır.

-İlaçlamadan sonra 20 gün süreyle bahçede hayvan otlatılmamalıdır.

3-BİYOTEKNİK (KİTLESEL YAKALAMA) MÜCADELE:

-Biyoteknik mücadele, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan “Kırmızı Kanatlı Yapışkan Tuzaklar” kullanılarak yapılmalıdır.

-Bu tuzaklar yoğunluğun % 80-85’nin çıkış yaptığı Temmuz-Ağustos aylarında bahçelere asılmalıdır.

-Dekara asılacak tuzak miktarı bulaşıklık durumuna göre ayarlanmalıdır. Bulaşıklığın            % 70-80 olduğu bahçelerde dekara 6-8 tuzak, bulaşıklığın % 30-40 olduğu bahçelerde dekara 3-4 tuzak asılmalıdır.

-Bu tuzaklarda cezbedici ve çekici koku olarak 1:1  (% 50)  sulandırılmış, % 94’lük etil alkol kullanılır. Tuzakların altına asılan kaba konan sulandırılmış etil alkol haftada bir değiştirilerek, tuzağın kanatlarına yapışmış dalkıran erginleri temizlenmelidir.

-Dalkıran zararlısının yoğun olduğu bahçelerde mücadele süresini azaltmak ve daha kısa sürede sonuç alabilmek için; kitlesel yakalama, kültürel mücadele ve kimyasal mücadele kombine edilerek mücadele yapılmalıdır.

 

 

 

KOYUN ÇİÇEĞİ

Ersin SOYDAN

Veteriner Hekim

 

          Koyun çiçeği çok bulaşıcı olup her yaştaki koyunlar yakalanır. Koyun ve keçilerde yüksek ateş ve kılsız bölgelerinde kabarcıklar oluşturan bulaşıcı bir hastalıktır.         

          Hasta hayvanların çiçek yaralarından düşen parçalar ve öksürükle saçılan hastalık mikropları yemlikleri, eşyaları ve çevreyi bulaştırır. Hastalık sokucu sineklerle ve rüzgarla çok uzak alanlara yayılabilirler. 

          Çiçek mikrobu güneş  ışığında ve açık havada kısa zamanda ölür ancak koyun postlarında iki ay kadar, serin ve karanlık ortamlarda iki yıl kadar hastalık yapıcı özelliklerini  korurlar.

          Koyunlar hastalık mikrobunu solunum yoluyla alırlar.

          Hasta koyunlarda; yüksek ateş, titreme, burun akıntısı, solunumun artması görülen ilk belirtilerdir. Göz kabakları şişer, baş, kuyruk altı, karın ve bacak içlerinde kırmızı yuvarlak lekeler oluşur. Daha sonra bu lekeler kabarır, sertleşir,  içinde su toplanır ve sararıp kabuklaşır. Kabuklar yaklaşık bir hafta içinde düşer, yerlerinde açık renkli iyileşme dokuları kalır. Gebe hayvanlar yavru atar. Kuzu ve oğlaklarda hastalık daha şiddetli seyreder.

          Bakımı iyi olmayan sürülerde, kalabalık ağıllarda, saf ırklarda ve genç hayvanlarda ölüm oranı yüksektir. Hastalık üç hafta sürer. İyi bakılan sürülerde ölüm oranı % 5, kuzularda ve saf ırklarda % 50’ ye varır.

          Korunma; Sürüye yeni hayvan katılacağı zaman hayvanlar dikkatlice muayene edilmelidir. Koç katılımından önce aşı uygulanmalıdır.

Çiçekli hayvanlar kesilmemeli ve etleri yenmemelidir.  Deri ve yünleri dezenfekte edildikten sonra kullanılmalıdır.

 

 

 

HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ

 

Ersin SOYDAN

Veteriner Hekim

          Buzağı Bakım ve Beslenmesinde Dikkat Edilecek Hususlar:

          Buzağı sıcak ve temiz bir yerde doğmalıdır. Buzağı doğduktan sonra kuru ve temiz bir bezle temizlenip, kurulanmalıdır. Göbek kordonu 5 cm uzunluğunda temiz bir makasla kesilerek tendürdiyot sürülmelidir. Göbek kordonunu asla bağlamamalıdır.

          Annenin memeleri temizlenmelidir. Buzağı doğduktan sonra 1-2 saat içerisinde ağız sütü muhakkak emdirilmelidir. Ağız sütü bağırsakları temizler ve hastalıklara karşı buzağıyı korur.

          Buzağılar 24 saat sonra analarından ayrılmalı, ağız sütü emzikle yada kovayla içirilmelidir. 2-3 gün ağız sütü ve su verilmelidir. Buzağıya verilen süt , buzağının vücut ağırlığının onda biri kadar olmalıdır. Sütün sıcaklığı 36 derece dolayında olmalıdır. Süt kapları ve emzikler temizlenip kurulanmalıdır.

                   4-27 günlerde süt, su ve buzağı başlangıç yemi verilmelidir. Buzağı, başlangıç yemine yavaş yavaş  alıştırılımalıdır. 1 aylık buzağıya 700 gram buzağı başlangıç yemi verilebilir.  Buzağı başlangıç yemi istenilen düzeye gelinde süt kesilmelidir. Temiz ve kuru ot buzağının önünden eksik edilmemelidir.

         

YENİ DOĞAN BUZAĞILARA KÜPELERİNİ TAKTIRINIZ VE KAYIT ALTINA ALDIRINIZ.

 

 

 

SÜT SAĞIMI VE SONRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR

Zerrin ZEYTİN

Ziraat Mühendisi

 

retilen bir ürünün kaliteli olabilmesinin şartı, öncelikle kaliteli hammaddeden geçer. Çiğ sütün kalitesini de süt hayvanının sağlığı, sağım koşulları, hayvanın ve ahırın temizliği, çiğ sütün soğutulması ve süt kaplarının temizliği gibi faktörlere bağlı olarak, çiğ sütteki mikroorganizma yükü belirler.

          Aseptik koşullarda sağılan ve hemen analiz edilen sütün ml’ sinde birkaç yüz bakteri bulunurken, bir süre beklemiş ve asitliği artmış 1 ml sütteki bakteri sayısı yüz milyonları bulur.

          Çiğ süt kontrollü ve sağlıklı koşullardaki ahır ve ağıllardan temin edilmelidir.14.02.2000 tarih ve 23964 sayılı resmi gazetede yayınlanan Çiğ Süt ve Isıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliğinde süt üretim işletmesinin taşıması gereken şartlardan söz edilmektedir. Tebliğe göre süt üretim işletmesinin, sağım, soğutma ve depolama için yeterli temizlik ve hijyenik şartların sağlanması gerekmektedir. Bu işletmelerin zemin ve duvarlarının kolay temizlenebilir nitelikte olması, uygun havalandırma ve aydınlatma koşullarını taşıması, sıvı atıkların kolay drene edilebileceği zemini, sağım ve ekipman temizliğinde kullanılacak yeterli ve içilebilir nitelikteki su kaynağını içermesi sağlanmalıdır.

          Süt sağımı esnasında;

-Çalışanlarda temizlik şarttır. Özellikle sağımdan önce ellerin sabunla yıkanması ve tırnakların kısa olması, çalışanların temiz sağım kıyafetleri giymeleri gerekmektedir.

-Süt kapları, yeterince temizlenmemesi ve hatalı kullanılması sonucu önemli bir bakteri bulaşma kaynağı teşkil eder. Bu nedenle sağımda kullanılan süt kaplarına etkin bir temizlik yapılmalı, içinde süt ve su kalıntısı bulunmamalıdır. Ayrıca bu kapların korozyona dirençli, sütün duyusal özelliklerini bozmayacak ve süte geçmeyecek malzemeden yapılmış olmasına dikkat edilmelidir.

-Mastitisli memeden sağılan sütler, diğer  sütlerle karıştırılmamalıdır.

-Meme sağımdan önce temizlenmeli ve kurulanmalıdır.

-Ahır havasından bakteri kontaminasyonu olabileceği için, sağımın hemen öncesinde veya sağım esnasında ahır temizliği, süpürülmesi yapılmamalıdır.

-Antibiyotik ilaç verilmiş hayvanların sütleri, diğer hayvanların sütleri ile beraber satılmamalıdır.

          Sağımdan hemen sonra süt, ahır dışına alınmalı ve kaba pisliklerinden arındırmak için filtreden süzüldükten sonra soğutulmalıdır. Sütün soğutulmasının nedeni, bakteriyolojik açıdan stabil halde tutulabilmesidir. Soğutma işlemi genellikle 10 oC’nin altına düşürülmek suretiyle gerçekleştirilir. Ülkemiz koşullarında çiğ sütün 2 saat içerisinde +4 oC’ye soğutulması önerilir.

          Sütlerin toplanması için kurulan süt toplama merkezleri, özellikle fazla sayıda küçük üreticilerin bulunduğu bölgelerde, sütlerin önce belli bir noktada toplanmasını ve bu merkezde belirli işlemlerin yapıldıktan sonra bu sütün topluca işletmeye nakledilmesini sağlar. Bu merkezlerde yapılacak gerekli testler ve analizlerle farklı kalitede sütlerin ayrı nakledilmesi, uygun olmayan sütlerin yerinde red edilmesi, soğutma ve süzme olanaklarından mahrum üretim birimlerinden gelen sütlerin süzülmesi ve soğutulması mümkün olur.

          Sütün toplama merkezlerinde veya süt üretim işletmesinde depolanmasında ise, depolama tanklarının soğutma ve karıştırma sistemiyle donatılmış olması ve paslanmaz malzemeden yapılmış olması tercih edilir. Depolama tankları iyi havalandırılan, temiz mekanlarda bulundurulmalıdır. Süt nakledilinceye kadar sık sık karıştırılmalıdır. Aksi takdirde yüzeyde yağ tabakası oluşur. Bu durum gaz çıkışını engeller ve sonuçta asitlik artışı görülür, kötü tat ve koku meydana gelir.

 

 

 

EFQM

MÜKEMMELLİK MODELİ

Esra ALPÖZEN

Gıda Mühendisi

FQM (Europan Foundation For Quality Managment) yani, Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı Avrupa’da faaliyet gösteren tüm kurumların sürdürülebilir mükemmelliğe ulaşmalarını sağlayacak bir yönetim anlayışı geliştirmek amacı ile 1988 yılında Avrupa’nın önde gelen 14 şirketi tarafından Avrupa Komisyonun onayı ile kurulmuştur. Üyelik sistemine dayanan ve kar amacı gütmeyen bir kurumdur. EFQM, Avrupa Kalite Ödülü sürecini yönetmektedir. “Mükemmellik Modelinin” kurucusu olan EFQM’ in vizyonu, Avrupa’daki kurumların mükemmelleştirdikleri bir dünya, misyonu ise Avrupa’daki kurumlarda sürdürülebilir mükemmelliğin itici gücü olmaktır.

          15 Ekim 1999 tarihinde EFQM ile Türkiye’ yi temsil eden KalDer (Türkiye Kalite Derneği) arasında Ulusal işbirliği antlaşması imzalanmıştır. Böylelikle Türkiye’nin Avrupa ile “Kalite” ortaklığı belgelenmiş oldu. Ortaklık antlaşması kapsamında, 2000 yılından itibaren Türkçe, EFQM’ in resmi dilleri arasına girmiştir. KalDer, her yıl verdiği Ulusal Kalite Ödülünü EFQM’ in “Mükemmellik Modelini” esas alarak; işletme, kamu ve sivil toplum kuruluşları kategorileri olmak üzere 3 ana kategoride vermektedir. Kamu kategorisi Ulusal Kalite Ödülünü de, sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri ve kamu hizmetleri olmak üzere 3 alt kategoride vermektedir.  

          “Mükemmellik Modeli” 19991 yılında Avrupa Kalite Yönetim Vakfı (EFQM) tarafından oluşturulan bir yönetim modelidir. EFQM Mükemmellik modeli kalite geliştirme metodudur. Bu metodun temelindeki prensip; “Performansa, müşterilere, çalışanlara ve topluma yansıyan mükemmel sonuçlar, politika ve stratejinin, çalışanların, kaynakların ve süreçlerin uygun bir liderlik anlayışı ile yönlendirilmesi” ile sağlanabileceğidir.

          EFQM Mükemmellik Modelinin kalbinde RADAR mantığı yer almaktadır. RADAR, Results (Sonuçlar), Approach (Yaklaşım), Deployment (Yayılım), Assessment (Değerlendirme) ve Review (Gözden Geçirme) boyutlardan oluşmaktadır. RADAR mantığının uygulaması aşağıda özetlenmiştir.

          Sonuçlar: Sonuçlar boyutu kurumun neler elde ettiğini içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda, sonuçlar sürekli iyi bir performansın varlığını göstermeli, hedefler uygun ve erişilebilir olmalıdır.

          Yaklaşım: Yaklaşım kurumun ne yapmayı planladığını ve bunu yapmaktaki nedenlerini içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda yaklaşımın sağlam temelli olması; yani anlaşılır bir temele dayanması, iyi tanımlanmış ve geliştirilmiş proseslere sahip olması, net bir biçimde müşteri memnuniyetine odaklanmış olması, kurumun politika ve hedeflerine uygun olması gerekmektedir.  

          Yayılım: Yayılım bir kurumun yaklaşımını yaşama geçirmek için neler yaptığını içerir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda yaklaşımın ilgili alanlarda sistematik bir biçimde uygulanması gerekmektedir.

Değerlendirme ve Gözden Geçirme: Bu boyut, kurumun yaklaşımını ve yayılımını değerlendirmek ve gözden geçirmek için neler yaptığını içermektedir. Mükemmelliğe erişmiş bir kurumda yaklaşım ve yaklaşımın düzenli olarak ölçülmesi, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerinin yapılması gerekmektedir.    

          Mükemmellik Modeli 9 ana kriter üzerine kurulmuştur. Bu kriterlerden 5’ i girdi, 4’ü ise sonuç kriterlerini oluşturmaktadır. Girdi kriterleri, liderlik ve yöneticilik, politika ve strateji, çalışanlar, kaynaklar ve süreçler; çıktı kriterleri ise müşterilerin tatmini, çalışanların tatmini, toplum üzerindeki etki ve iş ve performans sonuçlarıdır.    

          Girdi Kriterleri;

-Liderlik ve yöneticilik: Kurum yöneticilerinin faaliyetleri ve davranışları ile kalite yönetim sistemini mükemmelliğe doğru taşımalarıdır.

-Politika ve strateji: Kurumun müşteri odaklı bir strateji geliştirmek amacıyla, kurum politikasını, planları ve prosesleri oluşturup, uygulamasıdır.

-Çalışanlar: Mükemmel kurumlarda, tüm çalışanlara adil ve eşit davranarak ve onlara önem ve yetki vererek, onları tanıyıp başarılarını takdir ederek, onların faaliyetlere sürekli katılımı ve deneyim ve bilgi birikimlerini kurumun çıkarları doğrultusunda kullanmaları sağlanır.

-Kaynaklar: Mükemmel kurumlarda, kurum politikasını ve proseslerin etkin bir şekilde işleyişini destekleyecek biçimde kaynakların yönetilmesidir.

-Süreçler: Mükemmel kurumlarda, kurum politikasını ve hedeflerini destekleyecek ve müşteri memnuniyetini sağlayacak şekilde proseslerin hazırlanması, yönetilmesi ve iyileştirilmesidir.  

          Çıktı kriterleri;

-Müşterilerin tatmini: Mükemmel kurumlarda, kurumun müşteri memnuniyetini sürekli olarak ölçülmesidir.

-Çalışanların tatmini: Mükemmel kurumlarda, kurum çalışanlarının memnuniyetini sürekli olarak ölçülmesidir.

-Toplum üzerindeki etki: Mükemmel kurumlarda, Kalite Yönetim Sistemi uygulamasından sonra kurumun toplum içindeki imajının nasıl değiştiği ölçülüp, takip edilir.  

-İş ve performans sonuçlar: Mükemmel kurumlar, toplumla ilgili olarak kapsamlı bir şekilde iş ve performans sonuçlarını ölçerek, takip ederler ve başarılı sonuçlar elde ederler.   

          Mükemmel kurumlar tüm bu kriterlerde yüksek performans düzeyine ulaşmış kurumlardır. Sonuç olarak, EFQM Mükemmellik Modeli, kurumların mükemmellik yolunda ilerleyip ilerlemediklerini ölçerek yönetim sistemlerini geliştirmeleri konusunda onlara yardımcı olan pratik bir araç niteliği taşımaktadır. Kurumların kuvvetli yönlerini ve iyileştirmeye açık alanlarını görmelerini sağlayarak onları çözümler üretmeleri konusunda teşvik etmektedir.

 

 

 

PATATES MİLDİYÖSÜ

Coşkun ÖZTÜRK

Tekniker

          Patates Mildiyösü hastalığında bulaşma 19-22  0C sıcaklık ve % 80 üzeri nemde gerçekleşir. Hastalık yapraklar üzerinde küçük, soluk, yeşil veya sarımsı lekeler halinde kendini hemen belli eder. Hastalığın ilerlemesi ile bu lekeler kahverengine dönüşerek orta kısımlar ölür. Yaprak alt yüzünde kül renginde bir örtü oluşur. Uygun koşullarda hastalık bitkiyi tamamen sarar ve öldürür, ayrıca etrafa kendine has bir koku salgılar. Yumrudaki belirtiler ise hafif çökük mor ile siyah arası sert lekeler şeklindedir.

          Bu hastalıktan korunmak için hastalıklı bitki artıklarını tarladan uzaklaştırmak-çapa yapmak-yabancı otları yok etmek-çiğ tutmayan güney yerlere dikim yapmanın yanında, ilaçlı mücadele yapmanız şarttır. İlaçlı mücadele ilk mildiyö belirtilerinin görüldükten hemen sonra, aşağıda etkili madde adı ve dozu yazılı ilaçlardan biriyle yapılır. 

          Hastalığın her yıl görüldüğü yerlerde ilk belirtiler görülmeden sıcaklığın16 0C nemin %80 olduğu anda ilaçlamaya başlanmalı, ilaçlamada yaprak alt ve üst yüzeylerinin iyice ilaçlanmasına özen gösterilmelidir. İlaçlamaların 7 gün ara ile 4-6 kez yapılması uygun olur.

 

 

 

SÜT VE SAĞLIKLI YAŞAM

Şaban AKPINAR

Kontrol Şube Müdürü

          Yüce Yaradan tarafından Nahl Suresi’nde; “Hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Size, onların karınlarından, fışkı ile kan arasından çıkan, halis, içenler için içimi kolay süt içiriyoruz” ayetiyle insanlığa mucizevî gıda olarak vahyedilen süt; dünyaya gelen insanoğlunun ve diğer bazı canlıların ilk tattığı ve hayatının ilk besini, bebeğin maması, gencin enerjisi, yaşlının sağlığıdır.

          Sütün insan sağlığı açısından önemi

          Süt, canlının gelişmesi, yaşayabilmesi ve verimli olabilmesi için gerekli besin maddelerini bileşiminde bulunduran kusursuz bir besin maddesidir.

          Süt proteini; kasların çalışmasını güçlendirir, saç ve tırnakların oluşmasını sağlar,  büyüme ve gelişmeyi sağlar, hücre ve dokuların oluşmasını artırır. Süt şekeri; bağırsaklarda yumuşaklığı sağlar, enerji sağlar, istenmeyen ve hastalık yapan canlıların gelişmesini önler. Süt yağı; enerji kaynağıdır, vücuda A, D, E, K vitaminlerini sağlar.                    Vitaminler; Süt zeka gelişimi, ayrıca deri ve göz sağlığı için gerekli olan B2 vitamini için en iyi kaynaktır, hastalıklara karşı direnci artırır, büyümeyi sağlar.

          Mineral maddeler; Süt kalsiyum ve fosforca oldukça zengindir. Bunların dışında vücut için önemli 30’un üzerinde mineral madde içerir. Kalsiyum, fosforla birlikte kemik ve dişlerin gelişiminde çok önemlidir. Kas kasılması, kanın pıhtılaşması, sinir iletimi gibi önemli görevler üstlenirler. Eğer yetersiz miktarda alınırsa; kemiklerde yumuşama, kas kasılmalarında yetersizlik ve diş çürümeleri görülür. Bu nedenle, beslenmemizde süt ve süt ürünleri önemli kalsiyum ve fosfor kaynağıdır.

          Ayrıca; ishali tedavi eder, kronik bronşiti önler, tansiyonu düşürür. Süt ile birlikte yapılan kahvaltı okul başarısını artırır. Günlük tüketilmesi gereken süt miktarları şöyledir; bebekler 750 gram, çocuklar 500 gram, gençler 350 gram, yetişkinler ve yaşlılar 400 gram, hamile-emzikli kadınlar 500 gram’ dır.

          Bireylerin ve toplumların en önemli amacı sağlıklı ve üretken olmaktır. Sağlıklı ve üretken olmanın ilk kuralı yeterli ve dengeli beslenmektir. Toplumların kalkınması, bir bakıma bireylerinin iyi beslenmesi ve sağlıklı olmalarına bağlıdır. İnsan sağlığı açısından da beslenmenin önemini, bugün dünyamızın çeşitli bölgelerinde açlıkla savaşan insanların varlığı ortaya koymaktadır. İyi beslenen toplum bireyleri, fiziksel ve zihinsel yönden sağlıklı olduklarından, yaratıcı, yetenekli, düzenli çalışma ve üretme gücüne sahip olmaktadırlar. Ülkelerin kalkınmasında da, bu yaratıcı ve üreten insanların itici gücüne ihtiyaç vardır.

          Yeterli ve dengeli beslenemeyen bir toplumun sağlıklı olmadığı ve bu durumun  sosyo-ekonomik kalkınmayı  yavaşlattığı bilinen bir gerçektir. Yetersiz ve dengesiz beslenmenin özellikle; bebeklik, çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinde hem zihni hem de fiziki yönden kalıcı ve ileride telafisi pek güç olan sağlık sorunlarına yol açtığı bilinmektedir. Dengeli ve yeterli miktarda gıda tüketmeyen insanların hastalıklara karşı direnci azalmaktadır.

Süt Tüketimimiz ve Tüketimde Dikkat Edilecek Hususlar

          Gıda tüketimi toplumların geleneklerine ve ekonomik durumlarına göre değişebiliyorsa da dengeli beslenme açısından daha fazla tüketilmesi gereken süt ve süt ürünlerinin insanlarımızca yeterince tüketilmediğini görmekteyiz. Özellikle çocuk ve gençlerimizin içecek tercihlerini,  çocuklarımızın gelişme çağları için mükemmel bir besin maddesi olan  süt ve süt ürünleri lehine çevirmeliyiz. Ülkemizde sütün sağlığımız açısından son derece önemli olduğunun  ve besleyici değerinin  tam olarak bilinmesine karşılık, değişik nedenlerle süt içme alışkanlığının  kazanılmamış olması, süt tüketimini yetersiz kılmıştır. Ülkemizde süt eşdeğeri olarak kişi başına tüketim, yaklaşık yılda 170 litredir. Kişi başına düşen yıllık işlenmiş içme sütü tüketimi Avrupa ülkelerinde 60-170 litre arasında değişirken ülkemizde bu miktar sadece 4-5 litre gibi oldukça düşük düzeylerde kalmaktadır.

          Ülkemizde varolan yetersiz ve dengesiz beslenme şekli; süt ve süt ürünlerinin daha çok tüketilmesiyle değişecektir. Hayvansal protein tüketiminin artmasıyla daha sağlıklı ve başarılı nesiller yetişecek ve ülkemiz hayvancılığı da gelişecektir.

          Sokak Sütü; gelişmiş ülkelerde çoktan unutulan ancak  ülkemizde hala var olan bir tüketim şeklidir.  Süt, mikroorganizmalar için uygun ortamdır ve bu yüzden  kolayca bozulabilir. Dolayısıyla  sağlığımız için de tehlikeli  olabilmektedir.  Ayrıca sokak sütlerine dayanıklı olabilmesi için  soda, karbonat gibi bazı katkı maddeler eklenmekte hatta  yağının alınarak yerine su katılması ile de besin değerleri  ile oynanabilmektedir.  Çiğ olarak ambalajlanmadan tüketime sunulan sokak sütlerinde soğuk zincir  sağlanamadığı için tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde toplam bakteri yükü artmakta ve bunun  sonucunda da ısı ile yok edilemeyen toksinlerin  oluşumuna neden olmaktadır.

          İşlenmiş içme sütleri; tüketiciler tarafından sterilize, kutu ve UHT olarak da tanımlanan uzun ömürlü sütlerdir. Bu sütler, özel bir teknolojik işlemle, oda sıcaklığında saklanabilen ticari olarak steril bir ürün üretmek amacı ile normal depolama şartlarında bozulmaya neden olacak tüm mikroorganizmaları ve sporlarını yok eden en az 135 derecede 1 saniye  süreyle ısıl işleme tabi tutulmaktadır. Bu sürede içlerinde sütün  bozulmasına neden olan ve hastalık yapan etmenlerin tümü  imha olmaktadır.  Ayrıca hiçbir katkı maddesi de katılmamaktadır.

          İşlenmiş içme sütleri, ısıl işlem gördüğünden ve tekrar kaynatma besin değerinde kayıplara neden olacağından evlerde kaynatılmamalıdır. Pastörize sütler tüketilene kadar mutlaka buzdolabında muhafaza edilmelidir. Sütler ambalajı açıldıktan sonra tüketilene kadar mutlaka buzdolabında saklanmalıdır. İşlenmiş içme sütlerini satın alırken ambalajı, üretim tarihi, son tüketim tarihi ve üretim izni mutlaka kontrol edilmelidir. Ambalajlı bile olsa üstünde gerekli etiket bilgiler bulunmayan süt, süt ürünleri ve diğer gıda maddeleri  satın alınmamalıdır.

          Sonuç olarak; hayat süt ile başlar. Sağlıklı yaşam ve uzun ömür için; daha çok süt, yoğurt, ayran ve peynir  tüketiniz. Sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilelim.

 

 

 

DOĞANIN MUCİZESİ

* B A L *

 

          Balın İnsan Sağlığı Açısından Önemi: Yüksek enerjili ve karbonhidratlı bir madde olan bal, tadı, aroması ve diğer üstün özellikleri nedeniyle insanlar tarafından daha çok bir besin ve enerji kaynağı olarak tüketilmektedir. Bal, aynı zamanda tedavi edici olarak da örneğin çam balı sindirim sistemi rahatsızlıklarında, okaliptüs balı ise solunum sistemi rahatsızlıklarında kullanılabilmektedir.

          Zengin bir besin kaynağı olan bal, bebek ve çocukların beslenmesinde de  önemli bir yere sahiptir. Çabuk sindirilmesi, bünyesindeki serbest asitler dolayısıyla yağ hazmını kolaylaştırması, anne ve inek sütündeki demir ve diğer eksikliklerin gidermesi, iştah açması gibi özellikleri ve ayrıca sakinleştirici etkisi balın  önemini daha da  arttırmaktadır. Koyu renkli balların kan yapıcı özelliği, açık renkli ballara kıyasla daha fazladır.

          Bal, yalnızca bebek ve çocukların beslenmesinde değil büyüklerin beslenmesinde de yararlıdır. Özellikle çabuk enerjiye dönüşen hazır bir gıda olması nedeniyle, yüzme, dağcılık, atletizm, basketbol, futbol, bisiklet yarışı gibi sporlarla meşgul olan kimselere güç vermek ve yorgunluklarını hafifletmek için kullanılabilir.

          Bal, bir besin ve enerji kaynağı olması yanında çeşitli hamur işlerinde ve pastalarda da kullanılmaktadır. Kattığı hoş tat ve aromasının yanı sıra, özellikle levüloz şekerinin su tutma yeteneğinden dolayı, bu yiyeceklerin uzun süre bayatlamadan taze kalmasını sağlar.

          Balın Hasadı: Arılar tarafından bitkilerin çiçeklerinden toplanan nektar (bal özü), arının midesinde kimyasal değişime uğrar ve daha sonra yiyecek olarak kullanılmak üzere petek gözlerine depolanır. Bitki çeşidine bağlı olarak % 20-80 oranında su içeren nektar, petek gözlerine depolandıktan  sonra su oranı % 17-20 düzeyine indirilerek petek gözlerinin üzeri sırlanır. Mevcut petek gözlerinin en az yarısı sırlanmış ise bal olgunlaşmış ve hasat zamanı gelmiş demektir.

          Bal hasadı, genellikle arıların daha sakin olduğu sabah saatlerinde yapılır. Kovana duman verilip kovan açılır. Ballıktaki sırlı petekli çerçevelerin arıları alt kata (kuluçkalığa) indirilir ya da silkelenir. Bu işlem esnasında hızlı fakat telaşsız çalışılmalıdır. Ballı çerçeveler ağzı kapalı bal kasalarına alınıp kapalı ortama taşınır. Bu esnada ballı çerçeveler, zedelenmemeli ve etrafa bal bulaştırılmamalıdır.

          Balın Süzümü: Bal süzme işlemi yapılmadan önce oda sıcaklığı, süzme kolaylığı ve akıcılığın sağlanması açısından 25-30 oC olmalıdır. Süzülecek çerçevelerin petekleri üzerindeki sırlar, sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır. Sırı alınan petekler elle veya elektrikle döndürülen santrifüj (bal süzme) makinesine yerleştirilerek balları çıkartılır. Yurt dışında sır alma ve bal süzme işlemi, çoğunlukla tamamen otomatik makinelerle yapılmaktadır. Peteklerde kalan bal bulaşıklarının temizlenmesi için balı süzülmüş petekler akşam üzeri kuluçkalığın üzerine verilerek arılarca temizlenmesi sağlanır. Bu çerçevelerden temiz ve kullanılabilecek olanlar saklanarak ilkbaharda tekrar kovanlara verilebilir.

          Balı Süzülmüş Peteklerin Değerlendirilmesi: Balı alınan peteklerin  tekrar kullanılabilecek durumda olanları tecritli petek odalarında muhafaza edilir. Petek güvesine karşı, petekler askıya dizilerek içinde korlaşmış mangal kömürü bulunan mangallarda veya elektrik ocaklarında toz kükürt yakılarak dumanlama yapılır. Ancak bu uygulamada peteklerde bulunan güve yumurtaları ölmediğinden uygulama 2-3 haftalık aralıklarla bir kaç kez tekrarlanır. Gerektiğinde bu petekler gelecek ilkbaharda tekrar kullanılabilir. Ancak bu tür peteklerin tekrar kullanılması hastalıklar yönünden riskli olabilir. Bu yüzden bazı ülkelerde peteklerin sadece bir yıl kullanılmasına müsaade edilir. Muhafaza yönteminde naftalin kesinlikle kullanılmamalıdır. Petrol ürünü olan naftalin kanserojen bir madde olup bal ve balmumundaki kalıntısı insan sağlığı için tehlikelidir. Kullanılamayacak durumdaki petekler, eritilerek kalıp mum haline getirilir.

          Balın Dinlendirilmesi: Bal süzme makinesinde elde edilen bal, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek mum kırıntıları ve diğer yabancı maddeler ayıklanır. Buna rağmen küçük parçacıklar ve oluşan hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bunun için bal, dinlendirme tankına alınır ve dinlendirilir. Küçük mum kırıntıları ve hava kabarcığı köpük şeklinde üstte toplanır. Köpüklü kısım arılara yem olmak üzere ya da sirke ve likör yapımı için ayrı bir yerde depolanır. Dinlendirme kabındaki bal durulduğunda ve berraklaştığında ambalajlanabilir.

          Balın Depolanması: Bal, değişik yapı taşlarından oluştuğundan depolama sırasında bile yapısal olarak sürekli değişikliğe uğrar. Bu değişmeler genellikle kristalleşme, renk koyulaşması, asitlik derecesinin artması, balın içinde bulunan şeker çeşitlerinde artma ve azalma olması şeklindedir. Bunun yanında balın depolanma süresinin artması ve ısıtılması HMF (hidroksi metilfurfurol) değerini yükseltir.

          Balın kristalleşmesi 5-7 oC'da, ekşimesi 10 oC'da başladığından süzülen ballar eğer ısıtılmayacaksa 5 oC'nin altında tutulmalıdır. Kristalize olmuş balın tekrar eski haline dönmesi için bal kabı sıcak su dolu bir kap içerisinde bekletilerek balın çözülmesi sağlanır. Bal kabı hiçbir zaman doğrudan ateş ile temas etmemelidir. Çözünen bal tekrar kristalize olabilir.

 

 

 

FÜMİGASYON

Sait AKSOY

Ziraat Mühendisi

 

Her türlü biyolojik dönemlerdeki böcekleri ve diğer zararlı hastalık etmenlerini öldürmek amacıyla kapalı bir ortama belirli bir ısıda ve belirli bir miktarda gaz halinde kimyasal bir madde (=fümigant) vermek ve belirli bir süre gazı bu ortamda tutmak amacı ile yapılan işlemdir.

FÜMİGASYON İŞLEMİNİN AMACI: Fümigasyon her türlü bitkisel ve hayvansal kaynaklı ürünler ile diğer materyalleri zararlı etmenlerden arındırarak, bu etmenlerin tahribatını ve ürün kaybını önlemek suretiyle ürünün sağlıklı halde bulunması amacını gerçekleştirmektedir. Bu işlem insektisit, fungusit, rodentisit, hematosit ve akarisidlerle mücadelenin güç ve imkansız olduğu hallerde baş vurulan son çaredir.

FÜMİGASYONUN TASNİFİ VE ÇEŞİTLERİ:

1-Vakum Fumigasyonu: a)Sabit Vakum Tesisi b)Seyyar Vakum Tesisi (Arabası)

2-Atmosferik Fümigasyon: a)Gaz geçirmez çadır altında fümigasyon b)Gaz odalarında fümigasyon

          Sabit vakum tesisi yatırım masrafı gerektirir, pratikte en çok uygulanan yöntem çadır altı fumigasyonudur, yatırım masrafı gerektirmez.                                                                                                                       

METİL BROMİD İLE ÇADIR ALTI FÜMİGASYONU: Çadır altı fümigasyonu yapılmadan önce ortam sıcaklığının 15-25 derecelerde olması gerekmektedir. Ürünün konulacağı zeminin şaplı beton olması gerekir, şayet değilse naylonla yada kraft kağıtıyla zemin gaz geçirmez  hale getirilir. Zemine 10-15 cm yüksekliğinde ızgaralar konulur. Ürün yığının yüksekliği 2 m’den fazla olmaması gerekmektedir. Çünkü verilecek gaz kapalı çadırda bütün noktalara etki yapmalıdır. Ürün mevcut ızgaralar üzerine dizilir. Tevzi sistemi, kullanacağımız fümigant havadan ağırsa dibe çökeceğinden yığının üzerine yerleştirilir. Tevzi sistemi (+) veya haç levha şeklinde yapılmalıdır. 10 cm yüksekliğinde takozlar ürünün üzerin yerleştirilir ve fümigasyon çadırı tamamen mevcut düzeneğin üzerine kapatılır. Kum torbaları fümigasyon çadırının kenarlarına balık istifi şeklinde dizilir. Ürünün kapladığı hacim hesaplanır. (Hacim =Yükseklik x En x Boy). Tespit edilen fümigant miktarı koruyucu maske ve eldiven takıldıktan sonra aplikatör yardımıyla mevcut düzeneğe çadırın dışında bulunan hortumdan verilir. İşlem bittikten sonra hortumun ağzı bağlanarak çadırın içine seri bir şekilde yerleştirilir. Drager cihazıyla gaz kaçağı olmadığı kontrol edilir. Fümigasyon yapıldığına dair tutanak tanzim edilir. Olası gaz kaçağı durumlarında tehlikeli  olacağından hayvan ve insanlar yaklaştırılmaz,  ikaz ve uyarı levhaları konulur. Fümigasyon işlemi 24 saat bu şekilde bekletilir. Daha sonra çadır hafif açılır ortam terk edilir, yoğun gazın çıkması için havalandırma sağlanır. Fümigasyon işlemi kapalı ortamda yapılıyorsa pencereler  yada havalandırmalar açılır . Gaz ölçümü 20 ppm’in altıda ise durum normaldir, fümigasyon yapılmış ürün diğer işlemlere hazır duruma gelmiştir. Fümigasyon en az iki operatör tarafından yapılmalıdır.

 

 

 

ORDU SAHİLİNDE BATIRILDIKTAN SONRA TEKRAR YÜZDÜRÜLEN RÜSUMAT 4 NO. GEMİSİNİN HİKAYESİ

 

          Milli Mücadele yıllarında, Ordu halkı, silah ve cephane yüklü bir geminin, kıyıdan 90-100 kulaç kadar açıkta, kendi kendini batırdıktan sonra, tekrar yüzdürüldüğünü görmüştür. Bu, o güne kadar hiç bir kıyı şehir veya kasabası limanında rastlanmayan bir olay olduğu için, yıllarca Orduluların hatıralarında bütün canlılığı ile yaşamış ve yaşamaya devam etmiştir.

          “RÜSUMAT 4.NO” adındaki gemi, İstiklal Savaşı’nın en zor ve karanlık günlerinde, Karadeniz sahilinden Batı Cephesine cephane ve çeşitli silahlar ulaştırmaya çalışan, 50 yaşını aşmış, 83 tonluk bir balıkçı teknesi idi. Fırtınalı havalarda sac levhaları zangır zangır titrer, sık sık delindikleri için de, delikleri çimento ile kapatılmaya çalışılırdı. Geminin kumandanı Yüzbaşı Mahmut (Gökbora) Bey’di. Mahmut Bey çok neşeli, cesur, soğukkanlı ve tecrübeli bir kaptandı.

          Karadeniz’deki düşman donanması, bu korkusuz kaptanın köhne teknesini bütün sahillerde arıyor, bulamayınca da rastladıkları küçük tekneleri batırıyor, şehir ve kasabaları topa tutuyordu.

          Şark cephesinde Kazım Karabekir Paşa Ordusunun elde ettiği mühim miktardaki harp malzemesini Garp cephesine nakletmek üzere, Rüsumat 4 No. gemisi, 1921 yılının 15 Ağustos sabahı Samsun’a doğru yola çıkmıştı. Bu silahlar bir hafta sonra başlayacak olan Sakarya Meydan Muharebesi’ne mutlaka yetiştirilecekti. Düşman, Rüsumat’ın yükünü haber almıştı.

          Rüsumat 4 No, 16 Ağustos akşamı, bütün tehlikeleri göze alarak, Mahmut Kaptan’ın idaresinde, sahile çok yakın bir şekilde seyre başlamış ve gecenin karanlığından faydalanarak, düşman gemileri arasından sıyrılıp, 17 Ağustos sabahı, Trabzon’a, aynı gün akşam karanlığında da Ordu limanına ulaşmıştı.

          Düşmanı gemilerinin yaklaştığı haberi üzerine geminin bütün yükünün Ordu’da boşaltılması emredilmişti. Rüsumat’taki tüm cephane bir kaç içinde Ordulular tarafından kıyıya taşındı ve muhafaza altına alındı. Yüzlerce kişinin yardımlarıyla cephaneler şehrin iç kısımlarına taşındı ve güvenceye alındı.

          Rüsumat’ın boşaltılmasından sonra, ertesi gün yani 19 Ağustos sabahı, düşman filosu Ordu limanına gelmişti. Limana giren düşman gemilerinin gördüğü manzara şöyleydi: Rüsumat gemisi, kinstin valfı sökülerek, demirlemiş olduğu yerde batmıştı. Baş tarafındaki güvertede ise dumanlar çıkıyordu.

          Yunan askerlerini taşıyan kayık Rüsumat’a yaklaştığı sırada, geminin baş tarafına konulan bir kaç mermi yangının tesiriyle patlamaya başlayınca, Yunanlı askerleri taşıyan kayık, gemiye daha fazla yaklaşmaktan korkarak, derhal kendi savaş gemilerine dördüler.

          Düşman gemilerinin Ordu’dan ayrılmasından sonra, bu defa, Rüsumat’ın gemicileriyle Ordu’daki yetkililer, derhal yanmakta olan gemiye çıktılar. Gemide çok önemli sayılabilecek bir hasar yoktu ancak, esas mesele geminin yüzdürülmesi olayıydı.

          Sahilde toplanan Ordu halkı, derhal Rüsumat’ın suyunu boşaltmak için aralarında vazife taksimi yaptılar. İlk olarak yangın söndürüldü. Sıra suyu boşaltmaya gelmişti. Ordulu gençlerin yanı sıra, yaşlılarda evlerinden getirdikleri teneke, kova, kazan hatta tencere gibi eşyalarla gemiye çıktılar; büyük bir hızla suyu boşaltmaya başladılar.

          Bu arada, Hamdi (Karadeniz) adında bir delikanlı kirli ve yağlı suların içine dalarak, daracık bir yerde bulunan Kinistin Valfını, bin bir güçlükle yerine takmayı başarmıştı. Bütün gün ve gece boyunca devam eden su boşaltma faaliyetine, ertesi gün Ordu limanına gelen İtalyan bandralı Remo gemisi de katıldı. Fakat, Rüsumat kuma fazla oturduğu için, henüz yüzme durumuna gelmemişti.

          Bu defa Ordu Belediyesi tarafından şehirdeki fındık kırma fabrikalarından sağlanan fındık kabukları ile geminin kazanları fayrap edildi. Fındık yağı ile makinaları yağlandı. Sonunda Rüsumat saplandığı kumluktan kurtulup, binlerce Ordulunun sevinç naraları arasında yüzmeye başladı. Bu durumu gören pek çok Ordulu ağlıyordu.

          Rüsumat gemisine, bu seferinden dolayı GAZİ ünvanı verilmiştir.

          Bu gazi geminin İstiklal Savaşı sırasındaki hizmetleri bu kadarla bitmemiştir. 1921 yılının Eylül sonuna kadar Karadeniz kıyılarında silah ve cephane taşıma işini büyük bir başarıyla sürdürmüş ve 1921 yılının 29 Eylül günü, Görele-Eynesil arasında düşman gemileri tarafından batırılmış, ancak mürettebat sağ olarak kurtulmuştur.    

NOT: Araştırmacı-Yazar Sıtkı ÇEBİ’nin Milli Mücadele’de Ordu isimli kitabından alınmıştır.

 

 

 

“ORDU’DA TARIM” MUTFAĞINDAN

 

-PATATES KÖFTESİ-

Malzemeler: 6 adet orta boy patates, 2 yemek kaşığı nişasta, 3 adet yumurta (birinin akını ayırın), 3 kibrit kutusu kadar taze kaşar, 3 kibrit kutusu orta yağlı beyaz peynir, yeteri kadar tuz, 1 çay kaşığı karabiber

Üzeri ve kizartmak için: Sıvı yağ, galeta unu

Yapılışı: Patatesleri kabuğu ile yıkayıp haşlayın. Soyduktan sonra soğutup rendeleyin. Yumurtaları, tuzu, karabiberi ve nişastayı patateslere ekleyip hafifçe yoğurun. Yumurta büyüklüğünde parçalar koparın. Elinize biraz nişasta bulayın, parmak uçlarınızı da nişastaya bulayıp patates hamurunu düzleştirin. İçine bir miktar kaşar, beyaz peynir koyun. Nişasta serpilmiş tepsiye yuvarlayın.

          Yumurta akına sonra da galeta ununa bulayın. Kızgın yağda pembeleşene kadar kızartın. Servis tabağına çıkarıp servise sunun.

 

-PEMBE TATLI-

Malzemeler: 4 su bardağı süt, 1 kg çilek, 4 yumurta, 1 kahve fincanı nişasta, 1/2 su bardağı toz şeker, 1 paket çilekli toz jöle

Yapılışı: Çileklerin bir kaç tanesini üzerini süslemek için ayırıp kalanı robotta püre haline getirilir.

          Derin bir tencerede yumurtaları köpük köpük oluncaya kadar çırpın. Süt, toz jöle, nişasta ve toz şekeri ekleyip iyice karıştırın. Kısık ateşte çırpma teli ile sürekli karıştırarak muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirin. Çilek püresinin yarısını ilave edip karıştırmaya devam edin ve 3-4 dakika daha pişirip ateşten alın.

          Karışımı derin bir cam kalıba döküp buzlukta katılaşıncaya kadar bekletin. Servis tabağına ters çevirip alın.

          Kalan çilek püresini bir yemek kaşığı şekerle ateşte bir taşım kaynatıp alın. İyice soğuttuktan sonra bu çilekli sosu tatlının üzerine ip gibi akıtarak gezdirin. Bütün olarak ayrılan çilekleri üzerine dilimleyin.

 

 

 

BİTKİLER VE SAĞLIĞIMIZ

ÜZÜM

 

          Üzüm, ihtiva ettiği maddeler sayesinde güzellik iksiri ve gerçek bir beyin gıdasıdır. Günde bir salkım üzüm veya taze sıkılmış bir bardak üzüm suyu, vücudun ve bilhassa içindeki glutamik asitten dolayı, beyin hücrelerinin zindeleşmesinde önemli rol oynar. Üzüm, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesinde, beden ve sinir yorgunluklarının hafifletilmesinde, cildin canlı bir görünüm almasında, alerji ve kireçlenmelerin engellenmesinde çok önemlidir. İçindeki tabiî fruktoz, vücudun harcadığı enerjinin kısa sürede telafi edilmesinde rol oynar. Taşıdığı bioflavonoidlerle C vitaminin aktivitesi artırılır. Üzümü, Kur'ân'da zikredilecek kadar revaçta kılan en önemli şey, kanda oksijen taşınmasında rol oynayan hemoglobin sentezinde gerekli demirin; böbreklerin çalışması ve kalb atışlarının düzenlenmesinde kullanılan potasyumun bünyesine bol miktarda yerleştirilmesidir.

          Besinlerin parçalanması sonucunda oluşan veya sigara, alkol ve kirli hava gibi zararlılar (serbest radikaller) kılcal damarların duvarlarına saldırarak bunların tahribatına sebep olur. Bu tahribata karşılık, üzümde bulunan bazı güçlü antioksidanlar, düşük yoğunluktaki zararlı lipoproteinlerin (LDL) kılcal damarlarda birikmesini engelleyecek hususiyete sahiptirler.

          Üzümün bünyesindeki magnezyum, insanın bedenen zinde ve diri olmasında rol oynar. Karaciğer hastalıklarının ve kansızlığın tedavisinde ilâçların yanı sıra çok faydası görülen üzüm, ihtiva ettiği meyve asitleri ve lifli yapısından dolayı mideye zarar vermeden böbrek ve bağırsak sisteminin çalışmasının düzenlenmesine, kanın temizlenmesine ve yağların erimesine yardımcı olur. Böylece vücut virüslere karşı dirençli hâle getirilir.

          Üzüm yüksek kalorili olmasına karşılık, çok düşük miktarlarda yağ ve protein ihtiva ettiğinden ideal bir diyet gıdasıdır. Ancak üzümdeki besin maddelerinin niteliği ve miktarı, işlenerek elde edilen ürüne bağlı olarak değişir. Yaş üzüm ile karşılaştırıldığında, kuru üzüm ve pekmez, daha az su ihtiva ettiğinden daha yüksek kalorili, demir ve kalsiyum mineralleri bakımından daha zengindir. Fakat kurutma ve sıkılan suyu işleme sırasında özellikle A ve C vitaminlerinde kayıplar meydana gelmektedir.

          Üzüm kansere karşı da koruyucu özelliklerle donatılmıştır. Hücrelerin DNA programının çeşitli faktörlerin tesiriyle bozulması sonucunda hücre içi moleküller üzerine tümör oluşumuna izin verebilecek şekilde serbest radikallerin saldırısı, üzüme verilen mükemmel özellik sayesinde durdurulur ve kanser oluşumu engellenir. Resveratrol maddesi, bitkilerin hayvanlar tarafından ısırılması, yaralanması, hastalık yapıcı faktörlere veya aşırı ultraviole ışığa maruz kalması durumunda, bitkinin dayanıklılığını artırmak için sentezlenen bir bileşiktir. Resveratrol maddesinin dut, yaban mersini ve yer fıstığı gibi yetmişin üzerinde bitki türünde bulunduğu belirlenmiştir. Ancak en iyi kaynağın üzüm olduğu ve en yüksek oranda renkli üzümlerde bulunduğu tespit edilmiştir. Resveratrol daha çok kırmızı-siyah üzümlerin kabuk kısmında bulunur. Bundan dolayı renkli üzümleri yerken kabukların atılması doğru değildir.

          Yapılan bir araştırmada, siyah üzüm suyunun, kalb hastalıklarına karşı koruyucu ve anti-kanserojen tesir özelliği taşıdığını belirlemiştir. Siyah üzüm suyunun kandaki pıhtılaşmanın önlenmesinde, plazma oranının artmasında ve dolayısıyla, anti-kanserojen maddelerin vücutta tesirli olmasında önemli rol üstlendikleri belirtilmiştir.

          Üzümde insan sağlığı için önemli olan maddelerin bir kısmı, bilhassa çekirdekte de bulunduğu için üzüm çekirdeğinin çiğnenip parçalandıktan sonra yutulması da çok önemlidir.

 

 

ÜÇ KAFADAR AVCI

 

          Malum, avcılar atıcılıklarıyla meşhurdurlar. Yine bir mecliste avcı olan üç kafadar Temel, Dursun ve İdris karşılıklı olarak köpeklerini övüyorlarmış. Temel demiş ki:"Benim köpeğim çok akıllıdır, bakkala gönderirim, ne istersem alır ve getirir." Hemen Dursun atlamış:" Ya benimki! Sadece istediklerimi almakla kalmaz, paranın üstünü de doğru olarak getirir, satış fişini de alır vs. vs.

          Bu sırada avcı İdris kendinden emin bir tavırla aynen şöyle der:"Sizin köpeklerinizin alışveriş ettiği dükkanı benim köpeğim çalıştırıyor."

 

 

AVUKAT TEMEL

 

          Avukat Temel hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Temel Yargıca hitaben;

-Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, muvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz." der...

          Yargıç , gülümseyerek;

-Peki o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahküm ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir, der...

          Müvekkil gülümser. Temel’in yardımıyla müvekkilin takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler...

 

 

SEKRETER

 

          Fadime Temel’in şirketinde sekreter olarak çalışıyor. Bir gün Temel sekreterinin yanında bir dosya incelemekte... Bu sırada telefon uzun uzun çalar ama sekreter hanım hiç oralı olmaz. Sinirlenen Temel:

-Telefona niçin bakmıyorsun?..diye sorunca Fadime:

-Neden bakacakmışım ki...Nasıl olsa her seferinde seni arıyorlar!

 

 

YAŞLI ADAM VE ÇOCUKLAR

 

          Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.

          Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.

          Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 milyon lira vereceğim”" der.

          Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 500 bin lira verebilirim."

          Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.

          "Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 250 bin lira verebilirim, tamam mı?"

          "Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz!..." J J J

 

 

AŞILI FİDELER ÜRETİCİLERİMİZE DAĞITILDI

 

          İl Müdürlüğümüzce, ilimizdeki seracıların fide ihtiyacını karşılamak, hazır ve aşılı fide çeşitlerinin kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla toplam 28.540 adet fide dağıtım yapıldı. Müdürlüğümüzce, İl Özel İdare Müdürlüğü’nün desteğiyle Antalya’dan getirilen 14.040 adet aşılı domates fidesi, 14.500 adet de hıyar fidesi çiftçilerimize verildi.

           Yoğun talep gören fidelerin verimlerinin diğer fidelere göre daha yüksek olduğu, buna bağlı olarakta çiftçilerimizin birim alandan sağladıkları gelirlerinin artırılmasının amaçlandığı bildirilmiştir.

 

 

ER VE ERBAŞLARA KURS DÜZENLENDİ

 

          İl Müdürlüğümüz ve Jandarma Alay Komutanlığı’nın yaptığı protokol gereği YAYÇEP kapsamında er ve erbaş eğitimi düzenlendi.

          Jandarma Alay Komutanlığı Eğitim Salonunda iki ayrı kademede düzenlenen eğitimde; 17-21 Nisan 2006 tarihleri arasında 21 er ve erbaşa 40 saat olarak Meyvecilik konusunda, 22-26 Mayıs 2006 tarihleri arasında da 22 er ve erbaşa yine 40 saat olarak Seracılık ve Sebzecilik konularında eğitim verildi.

          İl Müdürlüğümüz konu uzmanlarının verdikleri eğitimler sonunda, eğitime katılan er ve erbaşlar sınava tabi tutulmuşlar, sınav sonucunda başarılı olanlara belgeleri verilmiştir.

 

 

ÇİFTÇİ EĞİTİMLERİMİZ DEVAM EDİYOR

 

Müdürlüğümüzün kadın çiftçilerimizin eğitimi çalışmaları kapsamındaki eğitimler devam ediyor. Bu bağlamda İl Müdürlüğümüz Ev Ekonomistleri tarafından iki ayrı eğitim çalışması daha gerçekleştirilmiştir.

          İlki İkizce ilçemiz Şenbolluk Beldesinde Tarım Danışmanı Zeki GÜNEY ile birlikte organize edilerek yapılmış, bu eğitimde köy kadınlarımıza beyaz peynir yapımı uygulamalı olarak gösterilmiş ve ayrıca çeşitli konularda teorik bilgiler verilmiştir. Bu eğitime 28 kadın çiftçi katılmıştır.

Ayrıca Şenbolluk Beldesinde erkek üreticilere de Müdürlüğümüz uzmanları tarafından aynı gün fındık yetiştiriciliği, hastalık ve zararlıları ile mücadele, kivi yetiştiriciliği gibi konularda bilgiler verilmiştir.

          İkinci olarakta Merkez Boztepe köyünde bir eğitim çalışması düzenlenmiştir. Burada da yine peynir yapımının yanı sıra hayvancılık, süt sağımı, seracılık, beslenme, gıda muhafaza konularında bilgiler verilmiştir.

 

 

TARIM DANIŞMANLARINA HİZMETİÇİ EĞİTİM

 

          Bakanlığımızın 2004 yılında uygulamaya koyduğu Köy Merkezli Tarımsal Üretime Destek Projesi kapsamında ilimizde 20 Tarım Danışmanı görev yapmaktadır. Projenin başlamasından bugüne kadar mevcut Tarım Danışmanlarına; fındık hastalık ve zararlıları, sebze hastalık ve zararlıları, seracılık, kooperatifçilik, proje hazırlama teknikleri ve sübvansiyonlu krediler, toprak numunesi alımı, kivi yetiştiriciliği ile hayvan hastalıkları ve aşılama konularında verilen eğitimlerin devamı olarak İl Müdürlüğümüz ve Arıcılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nün 01-12/05/2006 tarihleri arasında ortaklaşa düzenledikleri “Ana Arı Yetiştiriciliği” kursu ile 15-16/05/2005 tarihleri arasında da “Köy Bazlı Kırsal Yatırımlarının Desteklenmesi, Gıda Mevzuatı ve Desteklemeler” konulu eğitim programı düzenlenmiştir.

          Düzenlenen “Ana Arı Yetiştiriciliği” kursunda 18 Tarım Danışmanı Sertifika almaya hak kazanmıştır.

 

 

PERŞEMBE’DE ÇİLEK YETİŞTİRİCİLİĞİNDE YENİ UYGULAMA

 

          Çiftçi Eğitim Yayım Çalışmaları kapsamında Perşembe İlçe Müdürlüğümüz bahçesinde havada çilek yetiştiriciliği modeli oluşturulmuştur. 2005 yılı Mart ayı itibari ile hayata geçirilen proje örnek ve model olması açısından uygulanmaya başlanmıştır. Bu proje ile birim alandan daha yüksek verim almak  ve dar alanların değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Yüzey alanda bir m2’ye 15–20 adet çilek fidesi yerleştirebilirken bu proje ile dikine kullanılan aparatın yüksekliğine göre dikilebilecek fidan sayısı artmaktadır. Proje sayesinde birim alandan alınabilecek ürün miktarının 4–5 katlanabilmesi planlanmaktadır. Dar gelirli ve dar alanda çiftçilik yapmak isteyen ailelerin ekonomisine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Karadeniz bölgesinde arazinin çok parçalı olması ve kişi başına düşen arazi miktarının düşük olması bu projenin uygulanabilirliğini arttırmaktadır. Bu proje ile toprak yapısının olumsuzluğu ortadan kaldırılmaktadır. Çünkü uygun toprağı çiftçi kendisi hazır etmekte ve kendisi uygun aparatlara doldurmaktadır.

 

 

SÜT HAFTASI ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLERLE KUTLANDI

 

          Bakanlığımızca yürütülmekte olan “Süt Tüketimini Artırma Kampanyası” çerçevesinde bu yılda 21-27 Mayıs 2006 tarihlerini kapsayan haftanın Süt Haftası olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.

          Süt Haftası; sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi için süt talebini canlandırmak, her yaşta insanlara süt içme alışkanlığı kazandırılması, süt tüketiminin artırılması, süt ve süt ürünlerinin besin değeri konusunda kamuoyunu aydınlatmak, daha dinamik bir toplum yapısı oluşturmak amacıyla kutlanmaktadır.

          Süt Haftası kutlama etkinlikleri kapsamında Merkez Başöğretmen İlköğretim Okulu’nda kutlama etkinlikleri yapıldı. İlköğretim okulu öğrencilerinin katıldığı “Süt” konulu kompozisyon ve şiir yarışmalarında dereceye giren öğrencilere süt ve süt ürünlerinden oluşan hediyeler verildi. Ayrıca etkinliklerde bütün öğrencilere içme sütü dağıtıldı.

          Ülkemizde sütün sağlığımız açısından son derece önemli olduğunun ve besleyici değerinin tam olarak bilinmesine karşılık, değişik nedenlerle süt içme alışkanlığının kazanılmamış olması, süt tüketimini yetersiz kılmıştır. Kişi başına düşen yıllık işlenmiş içme sütü tüketimi Avrupa ülkelerinde 60-170 litre arasında değişirken ülkemizde bu miktar 4-5 litre gibi oldukça düşük düzeylerde kalmaktadır.

          İşlenmiş içme sütlerini satın alırken ambalajı, üretim tarihi, son tüketim tarihi ve üretim izni mutlaka kontrol edilmelidir. Ambalajlı bile olsa gerekli etiket bilgiler bulunmayan süt, süt ürünleri, diğer gıda maddeleri satın alınmamalıdır. Ayrıca kesinlikle sokak sütü alınıp tüketilmemelidir.

 

 

İLİMİZDE 2.500 DEKAR ALANDA DEVLET YARDIMLI ÇEKİRGE MÜCADELESİ YAPILDI

 

          Kumru İlçemizin Erikçili Köyünde 1.500 dekar alanda, Perşembe ilçemiz Ramazan köyünde 400 dekar alanda, Gölköy ilçemizde ise Gölköy Mahallesinde 300 dekar, Güzelyayla Beldesinde 300 dekar alanda, Bitki Koruma Şube Müdürlüğümüzce 2006 yılında yapılan sürvey çalışmaları sonucunda, kimyasal mücadele için gerekli çekirge popülasyonunun olduğu tespit edilmiş ve bu bölgelerimizde toplam  2.500 dekar alanda, devlet yardımı ile çekirge mücadelesi yapılmıştır.

          Mücadele için gerekli, toplam 100 litre Cypermetrin etkili maddeli insektisit, Müdürlüğümüzce devlet yardımı ile çekirge mücadelesi kapsamında karşılanmış olup; böylece ilkbahar döneminde yoğun bir çıkış gösteren çekirgelerin bölgedeki tarımsal ürünlere zarar vermeleri engellenmiştir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak olan sürvey çalışmaları sonuçlarına göre bölgede çekirge mücadelesine devam edilecektir.

 

 

ÇAYBAŞI’NDA SÜT SAĞIM MAKİNESİ SEVİNCİ

 

          Çaybaşı ilçemizde, İl Müdürlüğümüz Özel İdare Yatırım Projesinden  32 aileye süt sağım makineleri dağıtımı gerçekleştirildi. Yapılan dağıtım töreninde İlçe Tarım Müdürü Musa SAĞLAM  kısa bir konuşma yaparak süt sağım makinelerin hijyenik ve sağlıklı süt üretiminde çok önemli olduğunu, işçiliği azalttığını, zamandan tasarruf sağladığını bu kapsamda çiftçilerimizin makinelerini kullanırken temizliğe dikkat etmeleri gerektiğini söyledi. Talep olması durumunda gelecek yıllarda bu sayıları 4 katına çıkarmayı planladıkları belirterek,  özellikle İlçemizde faaliyette bulunan Tarımsal Kalkınma Kooperatif üyelerin yanı sıra diğer üreticilerinde bu tür projelerden faydalanması gerektiği  söyledi.

          Dağıtımı yapılan süt sağım makinelerini alan çiftçiler bu projeden faydalandıkları için çok mutlu olduklarını belirterek, kendileri için yararlı bu tür projelerin devam etmesini istediler.  Süt sağım makineleri yapılan törenle sahiplerine teslim edildi.

          Ayrıca, 13.06.2006 günü süt sağım makinası dağıtılan üreticilerimize, makinaları temin eden firmanın uzmanı ve İl Müdürlüğümüzden uzman bir Mühendis makinaların kullanımı, süt sağımında dikkat edilecek konular, meme temizliği ve hayvan besleme konularında eğitim vermiştir.

 

 

ÇAYBAŞI’NDA SÜT İNEĞİ DAĞITIMI YAPILDI

 

          Çaybaşı İlçemizde çiftçilere, Özel İdare Müdürlüğü destekli olmak üzere 10 aileye birer adet sağmal inek dağıtımı gerçekleştirildi.

          Dağıtımı törenine; İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU, Belediye Başkanı Zekeriya SARIKOCA  ve  Proje İstatistik Şube Müdürü Yener YILDIRIM da katılmışlardır.

Törende İlçe Müdürümüz Musa SAĞLAM yaptığı konuşmada; Dar gelirli, fakir ve muhtaç ailelerin gelir seviyelerini yükselmek için Müdürlük olarak gerekli gayreti gösterdiklerini belirterek emeği geçen bütün yetkililere teşekkür etti.

          İl Müdürümüz Sadi SADIKOĞLU da törende kısa bir konuşma yaparak; Çiftçilerimizin  her zaman yanında olduklarını, boş zamanlarda çiftçilerimizin  İlçe Müdürlüğümüze uğrayarak tarım ve hayvancılık konularında bilgi edinmeleri gerektiği, daha fazla ve kaliteli ürün almak için sürekli Tarım Müdürlükleri ile irtibat halinde olmaları gerektiğini belirterek, dağıtımı yapılan hayvanların çiftçilere hayırlı olmasını dileyerek sözlerini bitirdi.

 

 

HAYVAN HASTALIKLARI SEMİNERİ İL MÜDÜRLÜĞÜMÜZDE YAPILDI

 

          Ülkemiz hayvancılığını tehdit eden, et ve süt verimlerinde önemli ölçüde düşüşlere neden olarak büyük ekonomik kayıplara yol açan, aynı zamanda hayvansal ve bitkisel ürün ihracatını olumsuz etkileyen şap hastalığıyla ilgili olarak 06/06/2006 günü İl Müdürlüğümüz Toplantı Salonunda, Bakanlığımıza bağlı Ankara Şap Enstitüsü Müdürlüğü’nden uzman Veteriner Hekimler tarafından hizmetiçi eğitim semineri verilmiştir.

Seminere ilimizde görevli tüm serbest ve kamuda çalışan Veteriner Hekimler ile Veteriner Sağlık Teknisyenleri katılmıştır. Seminerde hayvan hastalıkları hakkında bilgiler verilerek hastalıklara karşı alınması gereken önlemler, kontrol ve mücadele, şap aşılamaları, yeni A tipi şap mihrakları ve aşılama çalışmalarında karşılaşılan güçlükler ile diğer konular görüşülmüştür.

 

 

MERA ISLAH ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR

 

          4342 sayılı Mera Kanunu çerçevesinde 2006 yılı ıslah çalışmaları kapsamında; Mesudiye ilçesi Bayırköy Yaylasına (3.453 da) 25 ton % 26 N, Gölköy ilçesi Cihadiye-Aydoğan ve Alanyurt Yaylalarına (6.082 da) 25 ton 20.20 gübre uygulaması yapılmıştır.

 

 

KONTROL HİZMETLERİ VE ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRME TOPLANTISI YAPILDI

 

          5179 sayılı ”Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’’ kapsamında Kontrol Şube Müdürlüğümüzün yetkisinde yürütülmekte olan hizmetler ile ilgili çalışmaları değerlendirme toplantısı gerçekleştirilmiştir.

         Gıda ile ilgili talimatlar, faaliyet raporları, cezai işlemler, Kabahatler Kanunu, üretim izni ve sorumlu yönetici istihdamı ile ilgili konularda değerlendirme ve bilgilendirme yapılmıştır.

         07.06.2006 tarihinde yapılan değerlendirme toplantısına İlçe Müdürlüklerimizde görev yapan 41 gıda kontrolör ve gıda kontrolör yardımcısı katılmıştır.